Nişanlımın Arkadaşlarının Önünde Beni Küçük Düşürmesi — Sessiz Kalmayı Reddettim
“Bunu bile mi bilmiyorsun, Zeynep?” Emre’nin sesi, masadaki kahkahaların arasında bir bıçak gibi kulağımı kesti. O an, gözlerim masadaki herkesin yüzünde gezindi; kimisi utangaçça yere bakıyor, kimisi ise Emre’nin şakasına katılıp gülüyordu. İçimde bir şeyler kırıldı. Dört yıldır birlikteydik, altı aydır nişanlıydık. Onun yanında kendimi güvende hissederdim, ama o gece, Emre’nin arkadaşlarının önünde bana yaptığı bu küçümseyici hareketle sanki tüm dünyam başıma yıkıldı.
O akşam, Emre’nin çocukluk arkadaşlarıyla Kadıköy’de bir meyhanede buluşmuştuk. Masada sekiz kişiydik; herkes eski anılarını anlatıyor, arada bana da sorular soruyorlardı. Ben de elimden geldiğince sohbete katılmaya çalışıyordum. Ama Emre, sanki benimle dalga geçmek için fırsat kolluyordu. Bir ara, futbol hakkında konuşulurken, ben de “Galatasaray’ın yeni transferi kimdi?” diye sordum. O an Emre, “Sen ne anlarsın futboldan, Zeynep? Zaten geçen gün de ofsaytı anlatamadım sana!” dedi ve ardından kahkahalar yükseldi. İçimden bir ses, ‘Bunu özelde de konuşabilirdin, neden burada?’ diye bağırıyordu ama sesim çıkmadı.
Bir süre sonra, konu iş hayatına geldi. Ben, bir devlet okulunda öğretmenim. Emre ise özel bir şirkette yönetici. Arkadaşlarından biri, “Zeynep, öğretmenlik zor mu?” diye sordu. Tam cevap verecekken Emre, “Zeynep’in işi kolay, üç ay tatil, yarım gün çalışma… Asıl zor olan bizim işimiz!” dedi. Masadakiler yine güldü. O an, gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışırken, Emre’nin bana bakıp göz kırpması, sanki ‘Şaka yapıyorum, alınma’ der gibiydi. Ama bu şakalar bana ağır geliyordu.
Yemek boyunca Emre, sürekli beni küçük düşüren, alaycı sözler söyledi. Arkadaşları da ona ayak uyduruyordu. Bir ara, “Zeynep yemek yapmayı da yeni yeni öğreniyor, geçen gün pilavı yaktı!” dediğinde, artık dayanamadım. Masada bir sessizlik oldu, herkes bana baktı. İçimdeki öfke, utanç ve hayal kırıklığı birbirine karıştı. “Emre, yeter!” dedim. Sesim titriyordu ama kararlıydım. “Beni arkadaşlarının önünde küçük düşürmekten zevk mi alıyorsun? Şaka dediğin şey, karşı tarafı güldürür, incitmez. Ben burada kendimi yabancı gibi hissediyorum. Senin yanında güvende olmam gerekirken, en çok senin sözlerinle kırılıyorum.”
Masada bir sessizlik oldu. Emre, önce şaşırdı, sonra gülmeye çalıştı. “Aman Zeynep, abartıyorsun. Şaka yaptık işte.” dedi. Ama ben susmadım. “Şaka dediğin şey, insanı aşağılamaz. Ben senin nişanlınsam, bana saygı göstermek zorundasın. Arkadaşlarının önünde beni küçük düşürmek, seni daha mı komik yapıyor? Yoksa kendini daha mı güçlü hissediyorsun?” dedim. Gözlerim doldu, ama ağlamadım. O an, masadaki herkesin bana bakışında bir değişiklik oldu. Kimisi başını öne eğdi, kimisi Emre’ye kızgın bakışlar attı.
O akşam eve dönerken Emre, bana trip attı. “Ne gerek vardı büyütmeye? Herkesin içinde beni rezil ettin.” dedi. Ben ise sessizdim. İçimde fırtınalar kopuyordu. Eve geldiğimizde, annem ve babam salonda oturuyordu. Annem, yüzümdeki ifadeyi görünce hemen anladı. “Bir şey mi oldu kızım?” diye sordu. Dayanamadım, gözyaşlarım sel oldu. Anneme ve babama her şeyi anlattım. Babam, “Kızım, bir insan seni yanında güçlü hissettirmiyorsa, o insanla hayat kurmak zordur.” dedi. Annem ise, “Senin değerini bilmeyenle ömür geçmez.” diye ekledi.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Emre’yle geçirdiğim dört yılı düşündüm. İlk zamanlar ne kadar mutluyduk. Bana hep destek olurdu, hayallerimi paylaşırdı. Ama son zamanlarda, özellikle nişanlandıktan sonra, sanki değişmişti. Arkadaşlarının yanında beni küçümsemek, şaka adı altında beni aşağılamak onun için bir alışkanlık olmuştu. Ben ise, her seferinde ‘Belki değişir, belki farkında değildir’ diye kendimi avutuyordum.
Ertesi gün Emre aradı. “Dün akşam için özür dilerim, abarttım galiba.” dedi. Ama sesinde samimiyet yoktu. “Zeynep, bak, erkekler arasında böyle şeyler olur. Sen de alışsan iyi olur. Yoksa bu evlilik yürümez.” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. “Emre, ben alışmak zorunda değilim. Ben kendime saygı duyulmasını istiyorum. Eğer sen bana bunu veremeyeceksen, bu ilişkiyi tekrar düşünmemiz gerekir.” dedim. Emre, “Abartıyorsun, herkesin içinde beni küçük düşürdün.” dedi. “Ben kendimi savundum, seni küçük düşürmedim. Asıl sen beni aşağılayarak kendini yücelttin.” dedim ve telefonu kapattım.
O gün boyunca, kafamda binlerce düşünce dolaştı. Annemle uzun uzun konuştum. “Kızım, hayat arkadaşın seni koruyacak, kollayacak. Eğer daha nişanlıyken böyleyse, evlenince ne olur?” dedi. Babam ise, “Kendi değerini bilmeyen, başkasına değer veremez.” dedi. İçimde bir huzursuzluk vardı. Emre’yi seviyordum, ama kendime olan saygımı kaybetmek istemiyordum.
Bir hafta boyunca Emre aramadı. Ben de aramadım. O süre zarfında, kendi hayatıma odaklandım. Okulda öğrencilerimle ilgilendim, arkadaşlarımla buluştum. Herkes bana destek oldu. Bir gün, Emre’nin annesi aradı. “Zeynep, oğlum çok üzgün. Gençsin, büyütme bu kadar. Erkekler böyledir, şaka yapar. Sen de alışsan iyi olur.” dedi. O an, içimdeki öfke tekrar alevlendi. “Teyze, ben alışmak istemiyorum. Ben saygı görmek istiyorum. Eğer Emre bana bunu veremeyecekse, bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.” dedim.
Bir hafta sonra Emre, elinde bir çiçekle kapıma geldi. “Zeynep, sensiz yapamıyorum. Özür dilerim. Bir daha olmayacak.” dedi. Gözlerinde pişmanlık vardı, ama ben artık eski Zeynep değildim. “Emre, ben seni seviyorum. Ama kendimi daha çok seviyorum. Eğer bana gerçekten değer veriyorsan, değişmen gerekir. Ben, arkadaşlarının önünde aşağılanmayı hak etmiyorum. Benimle gurur duyman gerekirken, beni küçümsüyorsun. Bu şekilde devam edemem.” dedim.
Emre, “Değişeceğim, söz veriyorum.” dedi. Ama ben, artık sözlere değil, davranışlara inanıyordum. “Emre, bana zaman ver. Kendimi toparlamam lazım. Bu ilişkiyi tekrar gözden geçirmem gerek.” dedim. Emre, üzgün bir şekilde gitti. O an, içimde bir huzur hissettim. Çünkü ilk defa kendim için bir adım atmıştım.
O günden sonra, hayatımda yeni bir sayfa açtım. Kendime daha çok değer vermeye başladım. Arkadaşlarım, ailem hep yanımda oldu. Emre ise, birkaç kez daha aradı, mesaj attı. Ama ben, artık kendi mutluluğumu ön planda tutuyordum. Bir kadının, bir erkeğin yanında kendini değersiz hissetmemesi gerektiğini anladım. Hayat, başkalarının gözünde iyi görünmek için değil, kendi değerini bilerek yaşamak için var.
Şimdi, bazen o akşamı düşünüyorum. Keşke daha önce kendimi savunsaydım diyorum. Ama biliyorum ki, her şeyin bir zamanı var. Belki de bu yaşadıklarım, bana kendimi bulmam için bir fırsattı. Siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız? Sessiz kalır mıydınız, yoksa kendinizi savunur muydunuz?