Annemin Gözünde Asla Yeterli Olamayan Adam: Bir Kızın Hayat Mücadelesi
“Seninle evlenmene asla izin vermem!” Annemin sesi mutfakta yankılandı, ellerim titredi. O an, çocukluğumdan beri ilk defa annemin gözlerinde bu kadar öfke ve hayal kırıklığı gördüm. Masanın başında oturuyordum, önümdeki çay bardağına bakarken, içimdeki fırtınayı bastırmaya çalışıyordum. Annem, gözyaşlarını saklamaya çalışarak bana döndü: “Zeynep, ben senin iyiliğini istiyorum. O çocuk sana göre değil!”
O an, yıllar önceki o karanlık günlere döndüm. On beş yaşındaydım, babam başka bir kadına âşık olmuştu. Annemle ben, babam ve onun sevgilisiyle aynı evde yaşamak zorunda kalmıştık. Her akşam eve dönerken midemde bir düğüm olurdu. Annem sessizce ağlar, ben ise odama kapanırdım. Babamın yeni sevgilisi, Ayşe abla, bana hep iyi davranmaya çalıştı ama ben ona asla ısınamadım. Annem ise her geçen gün biraz daha içine kapanıyordu. Bir yıl boyunca o evde, dört duvar arasında, annemin gözlerindeki kırgınlığı ve çaresizliği izledim. Sonunda annem bir gece, gözyaşları içinde, “Yeter artık!” diye bağırdı. Babamı ve Ayşe ablayı evden kovdu. O gün, annemin gözlerinde ilk defa bir güç gördüm. Ama o güç, zamanla yerini korkuya ve kaygıya bıraktı.
Babam gittikten sonra hayatımız kolaylaşmadı. Annem, gündelik işlerde çalışmaya başladı. Ben ise okulda başarılı olmaya çalışıyordum. Herkesin annesi veli toplantılarına gelirken, benim annem çoğu zaman çalışmak zorunda kalıyordu. Arkadaşlarımın anneleriyle ilgili anlattığı hikâyeleri dinlerken, içimde bir boşluk oluşuyordu. Annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. O, bana hem anne hem baba olmaya çalışıyordu ama çoğu zaman yorgun ve gergindi. Ben ise ona yük olmamak için elimden geleni yapıyordum.
Yıllar geçti, üniversiteyi kazandım. İstanbul’a taşındım. Annem, beni uğurlarken gözyaşlarını saklamaya çalıştı. “Kendine dikkat et, Zeynep. Sakın kimseye güvenme,” dedi. O an, annemin bana olan sevgisinin ne kadar derin olduğunu hissettim. İstanbul’da hayat zordu ama özgür hissettim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başladım. Bir gün, okulun kütüphanesinde Emre’yle tanıştım. Uzun boylu, güler yüzlü, sessiz bir çocuktu. İlk başta sadece arkadaş olduk. Sonra, bir gün bana “Seninle bir kahve içmek isterim,” dedi. O gün, hayatımın değişeceğini bilmiyordum.
Emre’yle geçirdiğim zamanlarda kendimi ilk defa değerli hissettim. Bana hep destek oldu, hayallerimi dinledi, korkularımı anladı. Anneme Emre’den bahsettiğimde, yüzünde bir gölge belirdi. “Kim bu çocuk? Ailesi ne iş yapıyor?” diye sordu. Emre’nin babası küçük bir esnaf, annesi ise ev hanımıydı. Annem, “Sen daha iyilerine layıksın,” dedi. O an, annemin gözlerinde kendi geçmişinin izlerini gördüm. Babamın ihaneti, annemin güvenini sarsmıştı. Şimdi ise benim mutluluğumdan çok, beni korumaya çalışıyordu.
Emre’yle ilişkimiz ilerledi. Bir gün bana evlenme teklif etti. O an, dünyalar benim oldu. Hemen annemi aradım, heyecanla haberi verdim. Annem sessiz kaldı. “Zeynep, acele etme. Daha çok gençsin,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annem, benim mutluluğuma sevinmemişti. O günden sonra, annemle aramızda soğuk bir rüzgar esmeye başladı. Her konuşmamız tartışmaya dönüyordu. Annem, Emre’yi tanımak istemedi. “O çocuk sana iyi bakamaz. Hayat zor, ben biliyorum,” diyordu. Ben ise anneme, Emre’nin ne kadar iyi biri olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ama annem, duvarlarını yıkmıyordu.
Bir akşam, Emre’yi eve davet ettim. Annem, soğuk bir şekilde kapıyı açtı. Emre, anneme çiçek getirmişti. Annem, çiçeği alıp masaya bıraktı. Akşam yemeğinde sessizlik hakimdi. Annem, Emre’ye sürekli imalı sorular soruyordu: “Ailende boşanmış kimse var mı? Kaç kardeşsiniz? Gelecekte ne iş yapacaksın?” Emre, sakin bir şekilde cevap verdi ama annemin bakışları onu rahatsız etti. Yemekten sonra, Emre bana dönüp, “Annen beni hiç istemiyor, değil mi?” dedi. O an, gözlerim doldu. “Zamanla alışır,” dedim ama içimde bir umut kalmamıştı.
Geceleri yatağımda annemin sözleri yankılanıyordu: “Ben senin iyiliğini istiyorum.” Peki ya benim mutluluğum? Annem, kendi korkularını bana yüklüyordu. Babamın gidişiyle yıkılan hayatımızı, şimdi ben yeniden kurmaya çalışıyordum. Ama annem, geçmişin gölgesinden çıkamıyordu. Bir gün, annemle büyük bir kavga ettik. “Senin yüzünden mutlu olamıyorum!” diye bağırdım. Annem, gözyaşları içinde, “Ben de senin yüzünden yaşlanıyorum!” dedi. O an, ikimiz de sustuk. Annem, odasına kapandı. Ben ise sabaha kadar ağladım.
Bir hafta boyunca annemle konuşmadık. Emre, bana destek olmaya çalıştı ama ben annemin onayını almadan evlenmek istemiyordum. Bir akşam, annem yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Zeynep, ben seni korumak istiyorum. Babana güvenmiştim, beni yarı yolda bıraktı. Sen de aynı acıyı yaşama diye korkuyorum,” dedi. O an, annemin ne kadar yalnız ve kırılgan olduğunu anladım. Ona sarıldım. “Anne, ben Emre’ye güveniyorum. Sen de bana güven,” dedim. Annem, başını salladı ama gözlerinde hâlâ endişe vardı.
Düğün hazırlıklarına başladık ama annem hiçbir şeye karışmak istemedi. “Kendi bildiğini yap,” dedi. Düğün günü yaklaştıkça içimde bir boşluk oluştu. Annem, gelinliğimi görmeye bile gelmedi. Düğün günü, annem salona geldi ama yüzünde bir tebessüm yoktu. Nikah sırasında, gözlerim annemi aradı. Annem, başını eğmişti. O an, içimde bir burukluk hissettim. Mutlu olmam gerekirken, annemin onayını alamamanın acısı içimi yaktı.
Şimdi, evliyim. Emre’yle küçük bir evde yaşıyoruz. Annemle aramızda hâlâ mesafe var. Bazen, geceleri uyanıp düşünüyorum: Annem için mi yaşıyorum, yoksa kendi mutluluğum için mi? Annemin sevgisiyle, kendi hayatım arasında sıkışıp kaldım. Siz olsanız ne yapardınız? Bir anne, kızının mutluluğunu neden göremiyor?