Bir Aile İkiye Bölünüyor: İkinci Çocuk Mücadelesi

“Bir çocuk daha istiyorum, Engin. Bunu konuşmamız lazım.”

Sözlerim mutfakta yankılandı. Engin’in elindeki çay bardağı hafifçe titredi, gözleri bir anlığına bana bakıp sonra pencereye kaydı. O an, evimizin sessizliğinde, yıllardır içimde büyüyen isteğin ağırlığıyla baş başa kaldım. 36 yaşındayım, zamanın hızla geçtiğini hissediyorum. Engin ise 55 yaşında, iki evlilikten iki çocuğu var: Oğuz, 22 yaşında, üniversitede okuyor; Zeynep, 17 yaşında, annesiyle yaşıyor. Benim ise tek çocuğum, dört yaşındaki kızımız Elif. Ama içimde bir boşluk var, Elif’in bir kardeşi olmasını, ailemizin tamamlanmasını istiyorum.

Engin’in sesi soğuk ve kararlıydı: “Bu konuyu daha önce de konuştuk, Asuman. Ben tekrar baba olmak istemiyorum. Zaten yaşım ilerledi, çocuklarım büyüdü. Elif’e iyi bir baba olmaya çalışıyorum, ama bir çocuğa daha ayıracak enerjim yok.”

İçimde bir şeyler kırıldı. Onunla evlenirken yaş farkımızı, geçmişini, çocuklarını biliyordum. Ama aşkımızın her şeyi aşacağına inanmıştım. Şimdi ise, hayallerimle gerçekler arasında sıkışıp kalmıştım. Annemle telefonda konuşurken gözyaşlarımı tutamıyorum. “Kızım, Engin’i seviyorsun ama kendi hayatını da düşün. Bir çocuk daha istiyorsan, bunu bastıramazsın,” diyor. Ama annem de biliyor, Engin’siz bir hayatı hayal bile edemiyorum.

Bir akşam, Elif uyuduktan sonra Engin’le salonda oturuyoruz. Televizyonun sesi kısık, ama aramızdaki sessizlik daha gürültülü. “Beni anlamıyorsun,” diyorum. “Elif’in bir kardeşi olmasını istiyorum. Yalnız büyümesini istemiyorum. Senin çocukların var, ama benim yok. Elif’ten başka kimsem yok.”

Engin başını öne eğiyor. “Asuman, ben yaşlandım. Oğuz’u büyütürken ne kadar yorulduğumu hatırlıyorum. Zeynep’in ergenliği hâlâ bitmedi. Şimdi bir bebek daha… Benim gücüm yok. Hem, Elif’e daha fazla vakit ayırabiliriz. Onu daha iyi yetiştirebiliriz.”

O an, Engin’in yorgunluğunu, hayatın ona yüklediği ağırlığı görüyorum. Ama kendi içimdeki arzuyu da bastıramıyorum. Geceleri Elif’in odasında, onun nefesini dinlerken, bir kardeşi olsaydı nasıl olurdu diye hayal kuruyorum. Bazen Elif bana soruyor: “Anne, benim hiç kardeşim olmayacak mı?” O an gözlerim doluyor, ona cevap veremiyorum.

Bir gün, Engin’in eski eşi Ayşe aradı. Zeynep’in okulda sorunları varmış, Engin’den yardım istiyor. Engin hemen hazırlanıp çıkıyor. O an, onun eski hayatının gölgesinde yaşadığımı fark ediyorum. Hep bir adım gerideyim, hep onun geçmişiyle yarışıyorum. Kendi ailemi kurmak, kendi çocuklarımı büyütmek istiyorum. Ama Engin’in geçmişi, benim geleceğimi şekillendiriyor.

Bir akşam, annem ve babam bize yemeğe geldiler. Masada herkes gülüyor, Elif şarkı söylüyor. Ama ben içimdeki fırtınayı bastıramıyorum. Annem bana bakıp hafifçe başını sallıyor, gözleriyle “Konuş onunla” diyor. Yemekten sonra Engin’le balkona çıkıyoruz. “Asuman, seni üzmek istemiyorum. Ama ben bir daha baba olamam. Lütfen beni anlamaya çalış,” diyor.

O an, içimde bir isyan yükseliyor. “Peki ya benim isteklerim? Benim hayallerim? Hep senin geçmişin, senin çocukların… Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?”

Engin sessizce sigarasını yakıyor. “Beni bırakmak mı istiyorsun?”

Bu soru beni sarsıyor. Onu bırakmak istemiyorum. Ama kendimden de vazgeçmek istemiyorum. O gece sabaha kadar uyuyamıyorum. Elif’in yanına gidip saçlarını okşuyorum. “Anneciğim, ben hep senin yanındayım,” diyor uykulu bir sesle. Gözlerim doluyor.

Bir hafta boyunca Engin’le aramızda soğuk bir savaş var. Konuşmuyoruz, birbirimize dokunmuyoruz. Elif bu gerginliği hissediyor, daha çok ağlıyor, geceleri yanımıza geliyor. Bir akşam, Elif’in odasında otururken, Engin kapıyı çalıyor. “Asuman, konuşmamız lazım.”

Salona geçiyoruz. Engin’in gözleri kızarmış. “Seni kaybetmek istemiyorum. Ama bir çocuk daha… Gerçekten yapamam. Belki de senin için bencilce davranıyorum. Ama korkuyorum. Ya sana bir şey olursa? Ya ben yaşlanırsam ve Elif’le yeni bir bebek sana yük olursa? Korkuyorum, Asuman.”

O an, Engin’in korkularını ilk kez bu kadar açık görüyorum. Ona sarılıyorum. “Ben de korkuyorum. Ama birlikte aşamayacağımız bir şey yok sanıyordum.”

Ertesi gün, annemle uzun uzun konuşuyorum. “Kızım, hayatında bir kere kendi mutluluğunu düşün. Engin’i seviyorsun, ama kendini de sev. Elif’in bir kardeşi olmasını istiyorsan, bunu bastırma. Yoksa bir gün pişman olursun.”

Günler geçiyor, Engin’le aramızda bir mesafe var. Bir akşam, Oğuz ziyarete geliyor. Üniversiteden yeni dönmüş, bana sarılıyor. “Asuman abla, babamı üzme. O seni çok seviyor. Ama bazen geçmişinden kurtulamıyor. Seninle mutlu olmasını istiyorum.”

Oğuz’un sözleri beni derinden etkiliyor. Engin’in geçmişiyle, kendi geleceğim arasında bir köprü kurmaya çalışıyorum. Ama her gece, Elif’in kardeş isteğiyle, kendi annelik arzumla baş başa kalıyorum.

Bir gün, Elif bana sarılıp “Anne, ben yalnızım,” diyor. O an, içimde bir şeyler kopuyor. Engin’le bir kez daha konuşmaya karar veriyorum. “Engin, ben bir çocuk daha istiyorum. Bunu bastıramıyorum. Eğer bu konuda anlaşamazsak, belki de yollarımızı ayırmamız gerek.”

Engin’in gözleri doluyor. “Seni kaybetmek istemiyorum. Ama kendimi de kandıramam. Ne yapacağız?”

İşte şimdi, hayatımın en zor kararını vermek zorundayım. Kendi mutluluğum için mi, yoksa ailem için mi fedakârlık yapacağım? Elif’in bir kardeşi olacak mı, yoksa yalnız mı büyüyecek?

Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayallerinden vazgeçmesi mi gerekir, yoksa sevdiği adamdan mı? Siz olsanız ne yapardınız?