Sadece Unutmak
“Bunu neden yaptın, Elif? Neden hep kendi bildiğini okuyorsun?” Annemin sesi, soğuk kış akşamında içimi daha da üşütüyordu. Kapıyı hızla çekip çıktım; apartmanın merdivenlerinde yankılanan ayak seslerim, kalbimin atışını bastırıyordu. Dışarıda keskin bir rüzgar vardı, saçlarım atkımın arasından kaçıp yüzüme yapışıyordu. Ellerimi cebime sokup hızla yürümeye başladım. Her adımda, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karışıyordu.
O gün okuldan eve dönerken, kafamda bin bir düşünce vardı. Sınıfta Melis’le tartışmıştık, öğretmenim ödevimi beğenmemişti, ama en çok da annemin bana olan bakışları canımı yakıyordu. Eve girdiğimde, annem mutfakta çay demliyordu. “Hoş geldin kızım,” dedi, ama sesinde alışık olduğum sıcaklık yoktu. Cevap vermeden odama geçtim. Kapıyı kapatırken, annemin derin bir iç çekişini duydum.
Akşam yemeğinde sessizlik hakimdi. Babam işten geç gelmişti, yorgun ve suskundu. Annem ise sürekli bana bakıyor, ama hiçbir şey söylemiyordu. Dayanamadım, “Bir sorun mu var anne?” dedim. Gözleri doldu, “Seninle konuşmak istiyorum,” dedi. Babam başını önüne eğdi, sofradan kalktı. Annemle baş başa kaldık. “Elif, neden bana her şeyi anlatmıyorsun? Neden bana güvenmiyorsun?” dedi. Sesi titriyordu. “Anne, her şeyi anlatmak zorunda mıyım? Bazen kendi başıma halletmek istiyorum,” dedim. O an annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben senin annenim, sana yardım etmek istiyorum. Ama sen beni hep dışarıda bırakıyorsun.”
O gece odamda uyuyamadım. Annemin sözleri kulağımda çınlıyordu. Çocukluğumdan beri annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. O hep korumacı, ben ise hep mesafeli olmuştum. Babam ise aramızda köprü olmaya çalışırdı ama çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ederdi.
Ertesi sabah, okula giderken annemle göz göze gelmemeye çalıştım. Ama o, kapının önünde bekliyordu. “Elif, dün gece için özür dilerim. Belki de seni çok sıkıyorum,” dedi. Sesi yumuşaktı. “Anne, ben de özür dilerim. Sadece… bazen kendimi anlatamıyorum,” dedim. Annem sarılmak istedi, ama ben bir adım geri çekildim. O an, aramızdaki mesafenin ne kadar derin olduğunu fark ettim.
Okulda Melis’le barışmaya çalıştım ama o bana küskündü. Öğretmenim ise ödevimi tekrar yapmamı istedi. Her şey üst üste gelmişti. Eve dönerken, soğuk hava yüzümü kesiyordu. Her nefes alışımda, içimdeki buzlar biraz daha kalınlaşıyordu. Eve vardığımda, annem yine mutfaktaydı. “Çay ister misin?” diye sordu. Başımı salladım. Sessizce oturup çayımı içtim. Annem karşıma oturdu. “Elif, ben de gençken annemle çok kavga ederdim. Ama onu kaybettikten sonra, keşke daha çok konuşsaydım, keşke daha çok sarılsaydım dedim,” dedi. Gözleri uzaklara dalmıştı. “Biliyorum, bazen seni anlamıyorum. Ama seni çok seviyorum.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annemin ellerine baktım; yılların yorgunluğu, çatlakları, emeği… “Anne, ben de seni seviyorum. Sadece… bazen korkuyorum. Yanlış bir şey söylerim diye, seni üzerim diye…” dedim. Annem elimi tuttu. “Korkma kızım. Ben senin annenim. Ne olursa olsun, yanında olacağım.”
O gece, ilk defa annemin yanına gidip ona sarıldım. O da beni sımsıkı sardı. Gözyaşlarımız birbirine karıştı. “Geçmişi unutmak kolay değil,” dedi annem. “Ama affetmek, hem kendini hem de karşındakini özgürleştirir.”
Günler geçti, aramızdaki buzlar yavaş yavaş eridi. Ama her şey bir anda düzelmedi. Bazen yine tartıştık, bazen yine kırıldık. Ama artık konuşabiliyorduk. Bir gün, annem bana eski bir fotoğraf albümü getirdi. “Bak, bu senin çocukluğun,” dedi. Fotoğraflara bakarken, annemin gençliğini, babamın gülüşünü, kendi masumluğumu gördüm. O an, geçmişin yükünü biraz daha hafiflettim.
Bir akşam, babam sofrada sessizliğini bozdu. “Aile olmak, bazen susmak, bazen bağırmak, ama en çok da affetmektir,” dedi. Annemle göz göze geldik. O an, aile olmanın ne demek olduğunu bir kez daha anladım.
Şimdi, geçmişte yaşadığım acıları, kırgınlıkları unutmaya çalışıyorum. Ama bazen, soğuk bir kış akşamında, annemin sesi kulağımda yankılanıyor: “Sadece unutmak yetmez, affetmek de gerekir.”
Peki siz, geçmişte affedemediğiniz birini gerçekten unutabildiniz mi? Yoksa her soğuk akşamda, içinizde bir yerlerde o acı yeniden mi canlanıyor?