Para Aşk Değildir: Korku ile Özgürlük Arasında Benim Savaşım
“Gülseren, bu kadar para harcamışsın yine! Sana kaç kere söyledim, gereksiz yere alışveriş yapma!” diye bağırdı Halil, elindeki kredi kartı ekstresini masaya fırlatırken. O an, içimde bir şeylerin daha kırıldığını hissettim. Sanki her ayın sonunda, bu hesaplaşma ritüelimiz olmuştu. Ben ise başımı öne eğip, sessizce “Haklısın Halil, bir dahakine dikkat ederim,” dedim. Oysa biliyordum, marketten aldığım birkaç temel ihtiyaç dışında hiçbir şey almamıştım. Ama onun gözünde, ben hep müsrif, sorumsuz, hatta nankör bir kadındım.
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı eski bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Evimizin duvarları, Halil’in öfkesinin yankısıyla doluydu. Kızımız Elif, odasında sessizce ders çalışıyor, oğlumuz Mert ise bilgisayar başında oyun oynuyordu. Onların yanında güçlü görünmeye çalışıyordum ama içimde fırtınalar kopuyordu. Halil’in bana olan tavrı, sadece para ile sınırlı değildi. Her hareketimi, her sözümü, hatta giydiğim kıyafeti bile kontrol etmek istiyordu. Arkadaşlarımla buluşmamı istemez, annemi aradığımda bile neden aradığımı sorgulardı.
Bir gün, annem aradı. “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor,” dedi. Gözlerim doldu ama sesimi titretmemeye çalıştım. “İyiyim anne, biraz yorgunum sadece,” dedim. Annem her şeyin farkındaydı ama ben ona hiçbir zaman gerçekleri anlatamadım. Çünkü biliyordum, annem de yıllarca babamın gölgesinde yaşamıştı. O da bana, “Sabret kızım, çocukların için katlan,” demişti hep. Ama ben artık sabredemiyordum. İçimde biriken öfke ve çaresizlik, geceleri uykularımı kaçırıyordu.
Bir akşam, Halil eve geç geldi. Yüzünde alkolün ve öfkenin izleri vardı. “Yemek hazır mı?” diye bağırdı kapıdan girer girmez. Sofrayı hazırladım, çocuklar korkuyla masaya oturdu. Halil, birden tabağını fırlattı. “Bu ne biçim yemek? Sen kadın mısın, ne işe yararsın?” dedi. O an, Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Mert ise başını önüne eğdi. İçimden bir çığlık kopmak üzereydi ama sustum. O gece, çocuklar uyuduktan sonra banyoya kapandım ve sessizce ağladım. Aynada kendime baktım; gözlerim şişmiş, yüzüm solgun, ruhum paramparçaydı. “Ne oldu sana Gülseren?” diye sordum kendime. “Ne zaman bu kadar güçsüz oldun?”
Sabahları işe gitmek için evden çıkarken, Halil’in bakışları arkamdan delip geçerdi. Bir tekstil atölyesinde çalışıyordum. Orada da hayat kolay değildi ama en azından nefes alabiliyordum. Atölyede Ayşe abla vardı, bana hep destek olurdu. Bir gün, çay molasında yanıma geldi. “Gülseren, senin gözlerin hiç gülmüyor. Bir derdin varsa anlat, belki bir çare buluruz,” dedi. O an, içimdeki yükü birine anlatmak istedim ama korktum. “Yok abla, biraz yorgunum sadece,” dedim. Ama Ayşe abla pes etmedi. “Bak kızım, ben de çok şey yaşadım. Erkekler bazen kadınları ezmek ister. Ama unutma, para onların elinde diye senin hayatını kontrol edemezler. Sen de insansın, sen de değerlisin,” dedi. O sözler içime işledi. O günden sonra, kendi ayaklarım üzerinde durmanın yollarını aramaya başladım.
Bir gün, Halil işten erken geldi. Elimdeki telefon faturasıyla karşıma dikildi. “Bu kadar konuşacak ne buluyorsun? Kimle konuşuyorsun sen?” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. “Halil, ben de insanım! Annemi, kardeşimi arıyorum. Arkadaşlarımla konuşuyorum. Senin iznin olmadan nefes bile alamayacak mıyım?” dedim. Halil’in gözleri öfkeyle büyüdü. “Bak Gülseren, bu evde benim dediğim olur. Eğer bir daha böyle konuşursan, sonuçlarına katlanırsın!” dedi. O gece, çocuklarımın korkudan titrediğini gördüm. Elif yanıma gelip, “Anne, babam neden sana böyle davranıyor? Sen kötü bir şey mi yaptın?” diye sordu. O an, içimdeki tüm zincirler koptu. Kızımın gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm. Annemin de aynı şekilde sustuğunu, babamın öfkesine katlandığını hatırladım. “Hayır kızım, ben kötü bir şey yapmadım. Bazen insanlar sevdiklerine yanlış davranır. Ama bu doğru değil,” dedim. Elif bana sarıldı, “Keşke babam değişse,” dedi. O gece, kararımı verdim. Artık susmayacaktım.
Ertesi gün, Ayşe ablayla konuştum. “Abla, ben bu evde daha fazla kalamayacağım. Çocuklarım için, kendim için bir çıkış yolu bulmam lazım,” dedim. Ayşe abla bana Kadın Dayanışma Derneği’nin numarasını verdi. “Korkma, yardım iste. Yalnız değilsin,” dedi. O akşam, çocuklar uyuduktan sonra sessizce balkona çıktım ve derneği aradım. Telefonda bir kadın, sakin bir sesle konuştu. “Gülseren Hanım, sizi anlıyorum. Size destek olabiliriz. İsterseniz bir görüşme ayarlayalım,” dedi. O an, ilk defa bir umut ışığı gördüm.
Görüşmeye gittiğimde, dernekteki kadınlar bana sarıldı, hikayemi dinledi. “Senin yaşadıklarını yaşayan çok kadın var. Utanma, suçlu hissetme. Sen güçlüsün,” dediler. O sözler bana güç verdi. Birkaç hafta boyunca, Halil’in davranışlarını belgeledim, çocuklarımın korkusunu yazdım. Sonunda, bir sabah çocuklarımı okula bırakıp, valizimi hazırladım. Annemi aradım, “Anne, ben geliyorum. Artık dayanamayacağım,” dedim. Annem ağladı ama bana destek oldu. O gün, Halil eve geldiğinde evde kimse yoktu. Beni defalarca aradı, mesajlar attı. Ama ben artık özgürdüm.
Annemin evinde, ilk defa huzurla uyudum. Çocuklarım başucumda, ben ise yeni bir hayatın eşiğindeydim. Kolay olmadı. Halil, beni tehdit etti, çocuklarımla görüşmek istedi. Mahkemeye başvurdum, koruma kararı aldım. İş yerinde daha fazla çalıştım, çocuklarım için yeni bir düzen kurdum. Zaman zaman korkularım geri geldi. Geceleri uyanıp, “Ya Halil bir gün kapıya gelirse?” diye düşündüm. Ama her sabah, çocuklarımın gülümsemesiyle yeniden güç buldum.
Şimdi, kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Kendi paramı kazanıyor, çocuklarıma umut oluyorum. Bazen geçmişin acısı içimi yaksa da, artık biliyorum: Para, aşk değildir. Kimse, ekonomik gücüyle bir başkasının hayatını kontrol etmemeli. Benim hikayem, belki de binlerce kadının hikayesiyle aynı. Ama artık susmuyorum. Çünkü biliyorum, susmak sadece acıyı büyütüyor.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız, çocuklarınız için susar mıydınız, yoksa özgürlüğünüz için savaşır mıydınız?