Kendi Evimde Misafir Miyim?

“Aleks, kalk oğlum, kahvaltı hazır!” Annemin sesiyle gözlerimi açtım. Gözlerim hâlâ uykulu, ama içimde bir huzursuzluk vardı. Son günlerde evimizde bir şeyler değişmişti. Abim Serkan ve eşi Elif, yeni doğan bebekleriyle birlikte bizim eve taşınmışlardı. Üç odalı evimizde artık beş kişiydik ve bu, evin havasını tamamen değiştirmişti.

Odamdan çıkıp mutfağa girdiğimde, Elif’in gözleri hemen üzerime dikildi. Masada, abim Serkan’ın yorgun ama mutlu yüzü, annemin ise endişeli bakışları vardı. Elif, bebeği kucağında sallarken, birden lafı ortaya attı: “Aleks, biliyorsun, bebekle birlikte biraz daha geniş bir odaya ihtiyacımız var. Senin odan daha büyük, acaba odaları değişsek mi?”

Bir an donup kaldım. Odam, çocukluğumdan beri bana ait olan tek yerdi. Orada kitaplarım, gitarım, anılarım vardı. “Ama ben orada çalışıyorum, sınavlarım var. Hem siz zaten salonda kalıyorsunuz, neden benim odam?” dedim, sesim titreyerek.

Elif, yüzünde yapmacık bir gülümsemeyle, “Aleks, biz de rahat etmek istiyoruz. Bebek gece ağlıyor, salonda uyuyamıyoruz. Sen gençsin, küçük odada daha rahat edersin,” dedi. Annem araya girdi: “Oğlum, Elif haklı. Bebek küçük, biraz fedakârlık etsen?”

Serkan ise sessizce kahvesini karıştırıyordu. Göz göze geldik, ama bana destek olacak bir bakış göremedim. İçimde bir öfke kabardı. “Benim odamı elimden almak kolay mı? Ben de bu evin çocuğuyum!” diye düşündüm. Ama sesimi çıkaramadım. Kahvaltı boyunca herkes sessizdi. Sadece bebek arada bir ağlıyor, Elif ise bana bakmaya devam ediyordu.

O gün okula gitmek için evden çıktım. Yolda, çocukluğumdan beri yaşadığım mahallenin sokaklarında yürürken, içimde bir boşluk hissettim. Arkadaşım Cem’e mesaj attım: “Kanka, bizim evde işler karıştı. Yengem odamı istiyor.” Cem hemen aradı. “Oğlum, nasıl yani? Senin odan, nasıl vereceksin?” dedi. “Bilmiyorum, annem de destek oluyor. Sanki evde fazlalık gibiyim,” dedim. Cem, “Sakın hemen pes etme. O senin hakkın,” dedi. Ama ailemin karşısında kendimi çok güçsüz hissediyordum.

Akşam eve döndüğümde, Elif ve annem odama girmiş, eşyalarımı inceleyip konuşuyorlardı. Kapıda durdum, içeri girmeye çekindim. Elif, “Bak, buraya beşiği koyarız, şuraya da dolabı. Çok güzel olur,” dedi. Annem ise, “Aleks’in kitaplarını küçük odaya taşırız, orada da çalışır,” diye ekledi. Sanki ben yokmuşum gibi konuşuyorlardı. Dayanamadım, “Benim odam hakkında benden izin almadan nasıl konuşuyorsunuz?” diye bağırdım. Annem, “Oğlum, biraz anlayışlı ol. Elif de yeni anne oldu, kolay mı?” dedi. Elif ise, “Biz de aile değil miyiz? Biraz fedakârlık bekliyoruz,” dedi.

O gece odamda uyuyamadım. Tavanı izlerken, çocukluğumdan beri bu evde yaşadığım anılar gözümün önünden geçti. Babamın bana aldığı ilk gitar, sınavlara hazırlandığım geceler, Cem’le sabaha kadar oyun oynadığımız zamanlar… Hepsi bu odada geçmişti. Şimdi ise, bir anda her şey elimden alınacak gibiydi. Kendi evimde misafir gibi hissetmeye başlamıştım.

Ertesi gün, abimle konuşmaya karar verdim. Serkan’ı mutfakta yakaladım. “Abi, gerçekten odamı istiyor musunuz? Ben burada büyüdüm, başka bir yere gidemem,” dedim. Serkan, gözlerini kaçırarak, “Biliyorum Aleks, ama Elif çok zorlanıyor. Bebekle birlikte rahat edemiyoruz. Bir süreliğine idare et, sonra başka bir çözüm buluruz,” dedi. “Ama neden hep ben fedakârlık yapıyorum? Senin de bir sorumluluğun yok mu?” diye sordum. Serkan, “Biliyorum, ama ailede bazen böyle şeyler olur,” dedi. O an, abimin de bana destek olmayacağını anladım.

Bir hafta boyunca evde gerginlik hiç bitmedi. Annem, Elif’in tarafını tutuyor, ben ise her geçen gün daha çok yalnızlaşıyordum. Babam ise işten geç gelip, hiçbir şeye karışmıyordu. Bir akşam, Elif yine konuyu açtı: “Aleks, bak, bebek için en iyisi bu. Sen de anlayışlı ol. Hem gençsin, her yerde uyursun.” O an patladım: “Benim de duygularım var! Sadece küçük olduğum için her şeyi kabullenmek zorunda mıyım? Kendi odamda bile rahat edemeyeceksem, bu evde ne işim var?” dedim. Annem ağlamaya başladı, Elif ise suratını astı. Serkan ise yine sessizdi.

O gece Cem’i aradım. “Kanka, dayanamıyorum artık. Evde nefes alamıyorum. Belki de taşınmalıyım,” dedim. Cem, “Gel bende kal bir süre. Belki aile de seni özler, değerini anlar,” dedi. O an, ilk defa ciddi ciddi evden ayrılmayı düşündüm. Ama içimde bir korku vardı. Ya gidersem ve kimse arkamdan bakmazsa? Ya gerçekten fazlalıksam?

Bir sabah, annem odama geldi. Gözleri şişmişti. “Oğlum, seni üzmek istememiştik. Ama Elif de çok zor durumda. Senin de haklı olduğunu biliyorum. Ama ailede bazen fedakârlık gerekir,” dedi. “Anne, ben de aileden biriyim. Ama hep ben mi fedakârlık yapacağım? Hiç kimse benim ne hissettiğimi sormuyor,” dedim. Annem sessizce çıktı.

Sonunda, Elif ve Serkan benim odamı aldılar. Ben küçük odaya taşındım. Eşyalarımı toplarken, her bir kitap, her bir fotoğraf bana geçmişimi hatırlattı. Odam bomboş kaldı. Elif, yeni odasında beşiği yerleştirirken, ben küçücük bir köşede, kendi evimde yabancı gibi hissettim. O günden sonra, ailemle aramda görünmez bir duvar oluştu. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Şimdi, geceleri küçük odamda otururken, bazen kendi kendime soruyorum: Kendi evimde misafir miyim? Aile olmak, sadece başkaları için fedakârlık yapmak mı demek? Siz olsanız ne yapardınız?