Bir Mucize Meyvenin Ardındaki Hayat: Ayşe’nin Kan Şekeriyle Savaşı
“Ayşe, yine mi tatlı yiyorsun? Kaç kere söyledim, kızım, dikkat etmen lazım!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılanırken, elimdeki baklava dilimini bırakıp gözlerimi yere indirdim. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Henüz yirmi sekiz yaşındaydım ve birkaç hafta önce doktorum bana tip 2 diyabet teşhisi koymuştu. Annem ise, sanki bu hastalığı ben isteyerek seçmişim gibi bana kızıyor, babam ise sessizce gazetesini okuyordu.
O gün, sofrada başlayan tartışma, akşam boyunca devam etti. Annem, “Bizim ailede kimse de yoktu böyle bir hastalık, sen nasıl bu hale geldin?” diye sorduğunda, gözlerim doldu. “Anne, ben de istemezdim. Ama oldu işte. Ne yapayım?” dedim, sesim titreyerek. Babam, “Kızım, annen üzülüyor, sen de dikkat et biraz,” dedi, ama gözlerinde bir anlayış göremedim. O an, yalnızlığın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Ertesi gün, hastaneye kontrole gittiğimde doktorum, “Ayşe Hanım, beslenmenize çok dikkat etmelisiniz. Kan şekeriniz hala yüksek. İlaçlarınızı düzenli kullanıyor musunuz?” diye sordu. Başımı salladım, ama içimde bir isyan vardı. Benim suçum neydi? Neden bu kadar genç yaşta bu yükü taşımak zorundaydım? Eve dönerken, otobüste camdan dışarı bakarken, gözlerimden yaşlar süzüldü.
Evde, annem yine mutfağa kapanmış, börekler, çörekler yapıyordu. “Ayşe, gel kızım, sıcak sıcak ye,” dediğinde, “Anne, ben yiyemem. Doktor yasakladı,” dedim. Annem, “Bir dilimden bir şey olmaz, abartıyorsun,” dedi. O an, annemin sevgisiyle geleneksel alışkanlıkları arasında sıkışıp kaldığını anladım. Benim için iyi olanı istiyordu, ama nasıl yapacağını bilmiyordu.
Bir akşam, mutfakta yalnızken, babam yanıma geldi. “Kızım, anneni üzme. O da senin için endişeleniyor,” dedi. “Baba, ben de üzülüyorum. Ama kimse beni anlamıyor. Sürekli suçlanıyorum,” dedim. Babam, elini omzuma koydu, ama kelimeler yetersizdi. O gece, odama kapanıp ağladım.
Günler geçtikçe, kendimi daha da yalnız hissetmeye başladım. Arkadaşlarım dışarıda buluşup tatlılar, pizzalar yerken, ben ya bahaneler uyduruyor ya da yanlarında sadece su içiyordum. Bir gün, işyerinde arkadaşım Zeynep, “Ayşe, neden bu kadar içine kapanıksın?” diye sordu. “Zeynep, diyabetim var. Her şeyden korkuyorum artık,” dedim. Zeynep, “Bak, ben de anneme bakıyorum. O da diyabetli. Ama hayatı kendine zehir etme. Belki farklı şeyler denemelisin,” dedi.
O konuşmadan birkaç gün sonra, mahalle pazarına gittim. Tezgahlardan birinde, daha önce hiç görmediğim bir meyve vardı. “Bu nedir?” diye sordum. Tezgahtar, “Guava abla, yeni geldi. Çok faydalıymış, özellikle şeker hastalarına iyi geliyormuş,” dedi. Şaşırdım. “Nasıl yenir bu?” dedim. “İstersen dilimleyip ye, istersen suyunu sık,” dedi. Birkaç tane aldım, eve döndüm.
Akşam, guavayı dilimleyip yedim. Tadı hafif ekşi ve tatlıydı. Ertesi gün, kan şekerimi ölçtüğümde, ilk defa değerlerim biraz daha iyi çıkmıştı. Anneme, “Anne, bu meyve iyi geliyormuş bana,” dedim. Annem, “O neymiş öyle? Bizim memlekette yok öyle şeyler,” dedi. Ama ben ısrarla yemeye devam ettim.
Bir süre sonra, annem de merak etti. “Ayşe, bana da bir dilim ver bakalım,” dedi. Beraber yedik. Annem, “Fena değilmiş,” dedi. O günden sonra, annem de pazardan guava almaya başladı. Hatta, komşulara bile anlatmaya başladı. “Ayşe’nin şekeri düştü, bu meyve sayesinde,” diye övünüyordu.
Ama her şey bu kadar kolay değildi. Bir akşam, ailecek otururken, abim Murat geldi. “Ayşe, senin yüzünden annem artık evde tatlı yapmıyor. Hepimiz diyete girdik sayende,” dedi, gülerek. Annem, “Oğlum, kardeşin hasta, biraz anlayışlı ol,” dedi. Murat, “Ben de hastayım, tatlısızlıktan!” dedi. Hepimiz güldük, ama içimde bir burukluk vardı. Benim hastalığım, ailemin alışkanlıklarını da değiştirmişti.
Bir gün, annemle mutfakta yemek yaparken, “Ayşe, ben de korkuyorum aslında. Senin başına bir şey gelirse ne yaparım?” dedi. O an, annemin de ne kadar kaygılı olduğunu anladım. “Anne, birlikte öğreneceğiz. Belki de bu hastalık bize yeni şeyler öğretir,” dedim. Annem, gözlerimin içine baktı, “Sen güçlü bir kızsın,” dedi. O an, ilk defa kendimi güçlü hissettim.
Ama hayat, her zaman kolay olmuyordu. Bir akşam, kan şekerim aniden düştü. Ellerim titremeye başladı, başım döndü. Annem panikledi, “Ayşe, ne oldu?!” diye bağırdı. “Anne, biraz şeker ver,” dedim. Annem hemen bir kaşık bal getirdi. O an, ölüm korkusunu iliklerime kadar hissettim. Annem, “Kızım, ne olur kendine dikkat et,” dedi, gözleri dolu dolu. O gece, annemle sarılarak ağladık.
Zamanla, diyabetle yaşamayı öğrendim. Guava meyvesi, benim için bir umut oldu. Her sabah, bir dilim guava ile güne başlıyorum. Annem, artık bana özel yemekler yapıyor. Babam, “Kızım, seninle gurur duyuyorum,” diyor. Abim bile, “Ayşe, senin sayesinde daha sağlıklı besleniyoruz,” diyor.
Ama bazen, geceleri yatağımda uzanırken, “Neden ben?” diye soruyorum. Hayatımın bu kadar değişmesini istemezdim. Ama belki de, bu hastalık bana kendimi ve ailemi daha iyi tanıma fırsatı verdi. Şimdi, yaşadıklarımı paylaşarak, başkalarının da yalnız olmadığını göstermek istiyorum.
Siz hiç, bir meyvenin hayatınızı değiştirebileceğine inandınız mı? Ya da, bir hastalıkla mücadele ederken, en çok hangi anlarda yalnız hissettiniz?