Hastaneden Kovulan Doktor – Bir Helikopterin Hayatı Değiştirdiği Gün
“Marta Hanım, lütfen odanızı hemen boşaltın. Yönetimle görüşmenize gerek yok, karar kesin.” Başhekim Zeynep Hanım’ın sesi, koridorun soğuk duvarlarında yankılandı. Elimdeki stetoskopu sıktım, avuçlarım terlemişti. Gözlerim, yıllardır çalıştığım hastanenin duvarlarına takıldı; her köşesinde bir anım, her odasında bir hayat vardı. Ama şimdi, bir anda, her şeyim elimden alınmıştı.
O sabah, acil serviste genç bir adam getirilmişti. İsmi Emre’ydi, 27 yaşında, trafik kazası geçirmişti. Kanaması vardı, durumu kritikti. Protokole göre, ameliyata alınması için başhekimden onay almam gerekiyordu ama zaman yoktu. Gözümün önünde ölüme gidiyordu. “Sorumluluğu ben alıyorum!” dedim hemşirelere. Ameliyata girdik, dakikalarla yarıştık. Emre’yi hayata döndürdük. Ama ameliyat biter bitmez, başhekim ve yönetim odama çağırdı. “Kuralları çiğnediniz, Marta Hanım. Bu hastanede herkesin bir görevi var. Sizin vicdanınız, bizim düzenimizin önüne geçemez.”
O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır gece gündüz çalıştığım, hastalar için uykusuz kaldığım, ailemi ihmal ettiğim bu hastane, bana bir teşekkür bile etmeden kapıyı gösterdi. Eşyalarımı toplarken, annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, doktorluk zor meslek. Herkesin vicdanı kaldırmaz.”
Çıkışta, hastanenin önünde Emre’nin annesiyle karşılaştım. Gözleri yaşlı, elleri titriyordu. “Kızım, Allah senden razı olsun. Oğlumu kurtardın. Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.” Bir an için, her şeyin anlamı değişti. Ama hemen ardından, işsizliğin ve belirsizliğin ağırlığı omuzlarıma çöktü.
Eve döndüğümde, babam salonun ortasında oturuyordu. Televizyonda haberler açıktı, yine bir sağlık skandalı konuşuluyordu. “Ne oldu kızım, suratın asık?” dedi. Gözyaşlarımı tutamadım. “Baba, beni kovdular. Bir hastayı kurtardım diye…” Babam başını öne eğdi, annem ise mutfaktan çıkıp yanıma koştu. “Sen doğru olanı yaptın. Ama bu ülkede bazen doğru olmak yetmiyor.”
O gece, uyuyamadım. Tavanı izlerken, yıllardır verdiğim emekleri düşündüm. Tıp fakültesinde sabahladığım günleri, ilk nöbetimi, ilk kaybettiğim hastayı… Hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Sabah ezanı okunurken, telefonum çaldı. Numara gizliydi. “Alo?” dedim, sesim titriyordu. “Doktor Marta, acil olarak hastaneye gelmeniz gerekiyor. Çatıya çıkın.” Şaşkınlıkla giyindim, annem “Kızım, nereye?” diye sordu. “Bilmiyorum anne, ama gitmem lazım.”
Hastanenin çatısına çıktığımda, bir helikopter iniyordu. Kapısı açıldı, içinden bir adam çıktı. “Doktor Marta, ben Sağlık Bakanlığı’ndan Mümtaz Bey. Sizi özel bir görev için çağırıyoruz.” Şaşkınlıkla baktım. “Nasıl yani? Ben işten kovuldum.” Mümtaz Bey gülümsedi. “Bazen sistemin dışına çıkanlara ihtiyacımız var. Sizin gibi vicdanlı doktorlara.”
Helikoptere bindim, İstanbul’a doğru havalandık. Mümtaz Bey bana döndü: “Bir çocuk var, adı Elif. Nadir bir hastalığı var ve şu an kritik durumda. Onu kurtarabilecek tek kişi sizsiniz. Ailesi perişan, doktorlar çaresiz.” İçimde bir umut kıvılcımı yandı. “Elimden geleni yapacağım.”
İstanbul’daki özel hastaneye vardığımızda, Elif’in annesi kapıda bekliyordu. “Doktor Hanım, ne olur kızımı kurtarın. Her yere başvurduk, kimse çare bulamadı.” Elif’in odasına girdim, minik elleriyle annesinin elini tutuyordu. Gözleri korku doluydu. “Korkma Elif, ben buradayım.”
Saatlerce süren ameliyatın ardından, Elif’in durumu stabil hale geldi. Annesi gözyaşları içinde bana sarıldı. “Siz olmasaydınız, Elif’i kaybederdik.” O an, tüm yorgunluğum geçti. Ama içimde bir burukluk vardı. Kendi ülkemde, kendi hastanemde, doğru olanı yaptığım için cezalandırılmıştım. Şimdi ise, başka bir şehirde, başka bir hastanede kahraman ilan ediliyordum.
Bir hafta sonra, eski hastanemin önünden geçerken, Emre ve annesiyle karşılaştım. Emre bana sarıldı. “Siz olmasaydınız, ben şimdi burada olamazdım. Sizi asla unutmayacağım.” O an, gözlerim doldu. “Bazen, doğru olanı yapmak bedel ister Emre. Ama insanın vicdanı rahat olunca, o bedel hafif gelir.”
Ailemle akşam yemeğinde, babam bana döndü: “Kızım, seninle gurur duyuyorum. Herkes senin gibi cesur olamaz.” Annem ise elimi tuttu: “Senin vicdanın, bizim en büyük mirasımız.”
Şimdi, yeni bir hastanede, yeni bir şehirde çalışıyorum. Her gün, hastalarımın gözlerinde umut arıyorum. Bazen, geceleri uykum kaçıyor. “Acaba, bir gün bu ülkede vicdanla hareket edenler cezalandırılmak yerine ödüllendirilecek mi?” diye düşünüyorum. Sizce, doğru olanı yapmak her zaman bedel ödemeyi gerektirir mi? Yoksa bir gün, bu ülke de vicdanlı insanlara hak ettiği değeri verir mi?