“Seni başkalarının kızı olasın diye doğurmadım”: Beni İkiye Bölen Bir Anne-Kız Hikayesi
“Seni başkalarının kızı olasın diye doğurmadım, Elif!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annemin gözleri dolmuştu, ama öfkesini saklamıyordu. “Kendi annene bir bardak çay getirmez oldun, ama o kadının başında sabahlıyorsun. Benim kızım mısın, yoksa onların mı?”
Bir an nefes alamadım. Annemin gözlerindeki kırgınlık, yıllardır içimde biriktirdiğim suçluluk duygusunu yeniden alevlendirdi. “Anne, lütfen… Anlamaya çalış. O hasta, başka kimsesi yok. Ben de senin kızınım, ama…” Sözlerim boğazımda düğümlendi. Annem başını iki yana salladı, gözyaşlarını sildi. “Ben de yalnızım Elif. Baban gittiğinde, ben seni tek başıma büyüttüm. Şimdi sen de beni bırakıyorsun.”
O an, geçmişin gölgeleri üzerime çöktü. Babamı hatırladım; bir sabah ansızın gitmişti. Annem, gözyaşlarını saklayarak bana sarılmış, “Artık sadece ikimiziz,” demişti. O günden beri, annemin dünyası bendim. Ama şimdi, evlendiğimden beri, ona yetemediğimi hissediyordum. Özellikle de kayınvalidem hastalandığından beri…
Kayınvalidem, Hatice Hanım, altı aydır yatağa mahkûmdu. Eşim Serkan, işten geç geliyordu; evdeki yük bana kalıyordu. Hatice Hanım’ın ellerini tutup ona çorba içirirken, bazen annemin sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Kendi anneni bu kadar düşündün mü hiç?”
Bir gece, Hatice Hanım’ın ateşi çıktı. Serkan panikledi, ama ben sakin kalmaya çalıştım. “Serkan, hemen ambulansı ara. Ben annene bakarım.” O an, içimde bir huzur vardı; birine yardım ediyordum, birinin hayatına dokunuyordum. Ama ertesi gün annem aradı. “Duydum ki yine onların evindeymişsin. Benim kızım olmayı unuttun mu?”
Telefonun ucunda sessizce ağladım. Anneme ne desem, eksik kalıyordu. “Anne, ben seni hiç unutmadım. Ama Hatice Hanım’ın bana ihtiyacı var. Sen güçlüsün, her zaman öyleydin.” Annem sustu, sonra sesi titreyerek, “Ben de bazen güçlü olamıyorum Elif. Bunu hiç düşündün mü?” dedi.
O an, annemin de bir kadın, bir insan olduğunu ilk kez bu kadar net hissettim. Onun da yalnızlığı, korkuları vardı. Ama ben, iki aile arasında sıkışıp kalmıştım. Kendi evimde, kendi yatağımda bile huzur bulamıyordum. Serkan bazen, “Anneni de ara, onu da gör,” diyordu. Ama zaman yetmiyordu. Her gün, Hatice Hanım’ın ilaçlarını, yemeklerini, banyosunu düşünmekten, anneme uğrayacak halim kalmıyordu.
Bir gün, Hatice Hanım’ın yanında otururken, bana elini uzattı. “Elif, sen olmasan ben ne yapardım? Kendi kızım gibi oldun.” O an gözlerim doldu. Kendi annemden duymak istediğim cümleleri, kayınvalidemden duymak acı vericiydi. Eve dönerken, anneme uğramaya karar verdim. Kapıyı açtığında, yüzünde kırgın bir ifade vardı. “Geldin mi sonunda?” dedi. Sarıldım ona, çocukluğumdaki gibi. “Anne, ben ikiye bölündüm. Ne yapsam birine yetemiyorum.”
Annem saçlarımı okşadı. “Senin yerinde olsam, ben de zorlanırdım. Ama bil ki, annenin yeri başkadır. Sen benim tek dayanağımsın.”
O gece, yatağımda dönerken, kendi kendime sordum: Kime sadık olmalıyım? Anneme mi, bana emanet edilen kayınvalideme mi? Yoksa kendime mi? Herkes benden bir şeyler bekliyordu, ama ben kendi isteklerimi, hayallerimi unutmuştum. Üniversiteyi bitirdiğimde, annem “Kızım, kendi ayaklarının üstünde dur,” demişti. Şimdi ise, ayakta durmak için iki aileye birden yaslanmam gerekiyordu.
Bir sabah, Serkan’la kahvaltı yaparken, “Elif, annene daha çok gitmelisin. Ben annemi idare ederim,” dedi. Gözlerim doldu. “Ya senin annen, ya benim annem? Hep bir seçim yapmak zorunda mıyım?” Serkan sustu. “Hayır, ama herkesin gönlünü hoş tutmak zorunda da değilsin. Kendini de düşünmelisin.”
O gün, anneme gittim. Birlikte çay içtik, eski fotoğraflara baktık. Annem, babamın gidişinden sonra yaşadıklarını anlattı. “Bazen, seni de kaybedeceğim diye korkuyorum,” dedi. “Ama sen mutluysan, ben de mutlu olurum.”
Eve döndüğümde, Hatice Hanım’ın gözleri parlıyordu. “Kızım, annene selam söyle. Onun da hakkı var.” O an, iki kadının da sevgisine layık olmaya çalıştığımı anladım. Ama en çok, kendi içimdeki huzuru bulmam gerektiğini fark ettim.
Şimdi, her gün bir denge kurmaya çalışıyorum. Bazen anneme, bazen kayınvalideme, bazen de kendime zaman ayırıyorum. Hâlâ suçluluk duygusu peşimi bırakmıyor, ama artık biliyorum ki, sevgi bölünerek azalmıyor. Herkesin sevgisine, ilgisine ihtiyacı var. Ama en çok, kendime şefkat göstermeye ihtiyacım var.
Bazen geceleri, annemin sözleri aklıma geliyor: “Seni başkalarının kızı olasın diye doğurmadım.” Peki, insan bir başkasının kızı olunca, kendi annesinden vazgeçmiş mi olur? Yoksa, sevgiyle büyüyen kalpte herkese yer var mı? Sizce, bir kadın iki aileye birden yetebilir mi?