Bir Otobüs Yolculuğunda Yüzleşme: Eski Bir Dostluğun Külleri
“Dur, lütfen! Bir dakika bekle!”
Otobüsün ani freninde neredeyse yere kapaklanıyordum. Elimdeki eski, yıpranmış çantamdan tutunmaya çalışırken, önümde oturan kadının omzuna istemeden de olsa çarptım. Kadın başını çevirdi, göz göze geldik. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır görmediğim Elif’ti bu. Çocukluk arkadaşım, sırdaşım, bir zamanlar her şeyimi paylaştığım insan.
“Sen… Elif misin?” diye fısıldadım, sesim titreyerek.
Elif’in gözleri büyüdü, dudakları hafifçe aralandı. Bir an için ikimiz de sustuk. Otobüsün içindeki uğultu, dışarıdaki yağmurun cama vuran sesiyle birleşti. Zaman durmuş gibiydi.
“Zeynep?” dedi Elif, sesi neredeyse bir nefes kadar hafifti. “Sen misin gerçekten?”
Başımı salladım. Ellerim terlemişti. Kalbim deli gibi atıyordu. On yıl olmuştu. On yıl boyunca ne bir mesaj, ne bir telefon… Sadece sessizlik ve içimde büyüyen bir boşluk.
Otobüs durağa yanaştı. Elif ayağa kalktı, bana bakarak, “İnecek misin?” dedi. Sanki bu soru, sadece otobüsten inip inmeyeceğimle ilgili değildi; geçmişimizden, kırgınlıklarımızdan, yarım kalan hikâyemizden inip inmeyeceğimle ilgiliydi.
Beraber indik otobüsten. Yağmur hafifçe çiseliyordu. Bir apartmanın girişine sığındık. Elif’in yüzünde hem şaşkınlık hem de mesafe vardı.
“Yıllar oldu Zeynep,” dedi. “Nasılsın?”
Ne diyebilirdim ki? İyi miydim? Hayatımda her şey yolunda mıydı? Annemin hastalığı, babamın işsizliği, üniversiteyi bırakmak zorunda kalışım… Ve en çok da Elif’le aramızdaki o büyük kavga…
“İyiyim,” dedim yalan söyleyerek. “Sen nasılsın?”
Elif başını eğdi. “Ben de iyiyim işte… Evlenip ayrıldım. Şimdi annemle yaşıyorum.”
Bir süre sessiz kaldık. Yağmurun sesi ikimizin arasındaki gerginliği daha da belirginleştiriyordu.
“Zeynep,” dedi Elif birden, sesi titrekti. “O gün… O gün sana çok ağır şeyler söyledim. Hâlâ pişmanım.”
Gözlerim doldu. O günü unutmak mümkün müydü? Üniversite sınavına hazırlandığımız o sonbahar günü… Annem hastaneye kaldırılmıştı, ben perişandım. Elif ise bana destek olmak yerine, “Herkesin derdi var Zeynep! Sürekli senin sorunlarını dinlemekten yoruldum!” demişti. O cümle içime işlemişti.
“Ben de sana haksızlık ettim,” dedim zorla gülümseyerek. “Sana yük oldum belki de.”
Elif başını iki yana salladı. “Hayır, asıl ben bencil davrandım. Sonra çok düşündüm… Ama gururumdan arayamadım.”
Birden içimdeki öfke ve kırgınlık dalga dalga yükseldi. “Peki neden? Neden aramadın? Ben annemi kaybettim Elif! En çok sana ihtiyacım vardı!”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bilmiyorum… Korktum belki de… Yüzleşmekten korktum.”
O an anladım ki; yıllar boyunca taşıdığım yük sadece bana ait değildi. Elif de kendi pişmanlıklarının altında ezilmişti.
Birlikte apartmanın girişindeki merdivene oturduk. Yağmurun serinliği içimize işlerken, geçmişi konuşmaya başladık.
“Babam hâlâ işsiz,” dedim sessizce. “Ben de markette kasiyerlik yapıyorum.”
Elif başını salladı. “Ben de iş bulamıyorum Zeynep… Üniversiteyi bitirdim ama iş yok. Herkes torpil peşinde.”
Birden çocukluğumuz aklıma geldi; mahallede seksek oynadığımız günler, annelerimizin yaptığı kekleri paylaşmamız… O zamanlar hayat ne kadar kolaydı.
“Biliyor musun,” dedim gülümseyerek, “annem senin için hep ‘Elif iyi kızdır’ derdi.”
Elif ağlamaya başladı. “Ben iyi biri olamadım Zeynep… Seni yalnız bıraktım.”
Ona sarıldım. İkimiz de ağlıyorduk artık.
Bir süre sonra Elif’in telefonu çaldı. Arayan annesiydi.
“Gitmem lazım,” dedi Elif mahcup bir şekilde.
“Tamam,” dedim ben de.
Vedalaşırken Elif bana döndü: “Belki bir gün yeniden konuşuruz?”
Başımı salladım. “Belki…”
Elif uzaklaşırken arkasından baktım. İçimde hem bir huzur hem de tarifsiz bir hüzün vardı.
O gün eve dönerken kendi kendime sordum: İnsanlar neden en çok sevdiklerini en kolay kaybeder? Ve neden yıllarca susup acıyı içinde taşır?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Eski bir dostla karşılaşınca geçmişi unutup yeniden başlayabilir miydiniz?