Artık Dayanamayacağım: Neden Böyle Oldu?

— Murat, neden bu kadar değiştin? Neden bana böyle davranıyorsun?

Sabahın köründe, mutfak masasında karşısına oturduğumda, sesim titriyordu. O ise gözlerini yere indirdi, çayından bir yudum aldı ve hiçbir şey olmamış gibi, “Ne demek istiyorsun, Zeynep?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren evliliğimizde, ilk defa bu kadar yabancı hissettim kendimi ona. Sanki karşımda yıllardır tanıdığım adam değil, bambaşka biri oturuyordu.

Oysa biz, üniversitede tanıştığımızda her şey ne kadar güzeldi. Murat, o zamanlar hayat dolu, neşeli, bana sürekli sürprizler yapan biriydi. Ben de ona âşıktım. Ailelerimiz başta biraz karşı çıktı, özellikle annem, “Kızım, Murat’ın işi belli değil, geleceği belli değil,” diye dırdır ederdi ama ben dinlemezdim. Sonunda evlendik, küçük bir evde, büyük hayallerle başladık hayata. İlk yıllarımızda maddi sıkıntılarımız oldu, ama birbirimize sarılıp her şeyin üstesinden geleceğimize inanıyorduk.

Ama zaman geçti, Murat’ın işi düzeldi, ben de bir devlet okulunda öğretmenliğe başladım. Hayatımız düzene girdiğinde, aramızdaki o sıcaklık yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Önce küçük tartışmalar, sonra uzun süren sessizlikler… Murat eve geç gelmeye, bazen salonda uyumaya başladı. Ben ise her gece, yatakta tek başıma, tavanı izleyip ağlıyordum. Annem aradığında, “Her şey yolunda, anneciğim,” diyordum. Kimseye anlatamıyordum, çünkü herkes bizim mutlu bir çift olduğumuzu düşünüyordu.

Bir gün, Murat eve yine geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Neredeydin?” diye sordum. “İş vardı, Zeynep. Her gün aynı şeyi sormaktan bıkmadın mı?” diye bağırdı. O an, içimde biriken her şey patladı. “Ben de insanım, Murat! Ben de merak ediyorum, ben de yalnızım!” dedim. O ise kapıyı çarpıp çıktı. O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda, gözlerim şişmişti ama yine de kahvaltı hazırladım. Çünkü annem, “Kadın dediğin, ne olursa olsun evini çekip çevirecek,” derdi hep.

Bir süre sonra, Murat’ın bana olan ilgisizliği daha da arttı. Telefonunu sürekli yanında taşıyor, benden gizli mesajlaşıyordu. Bir akşam, telefonunu masada unuttu. Dayanamadım, baktım. Bir kadınla yazışıyordu. “Bugün çok güzeldin,” yazmıştı o kadına. O an, dünyam başıma yıkıldı. Ellerim titredi, gözlerimden yaşlar süzüldü. Murat geldiğinde, yüzüne bakamadım. O gece, salonda uyudu yine. Ben ise yatakta, “Nerede yanlış yaptım?” diye kendimi sorguladım.

Ertesi gün, annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim. Annem ise, “Kızım, erkekler böyledir. Sabret, evini bırakma. Boşanmak kolay, ama sonrası zor,” dedi. O an, annemin sözlerinin ne kadar ağır geldiğini fark ettim. Benim mutluluğum, huzurum hiç önemli değil miydi? Sırf toplum ne der diye, mutsuz bir evliliğe mahkûm muyum?

Bir akşam, Murat eve geldiğinde, yüzüne baktım ve “Artık dayanamıyorum,” dedim. “Ne istiyorsun benden, Zeynep?” dedi. “Beni neden sevmiyorsun artık? Neden bana yabancılaştın?” diye sordum. O ise, “Bilmiyorum. Her şey çok değişti. Sen de değiştin,” dedi. O an, içimdeki umut tamamen söndü. Demek ki sadece ben değilmişim değişen. Belki de hayat, bizi farklı yerlere savurmuştu. Ama ben, kendimi kaybetmek istemiyordum.

Bir gece, Murat yine eve geç geldi. Bu sefer ona kapıyı açmadım. Salonda oturup, kendi kendime ağladım. Sabah olduğunda, valizimi hazırladım. Annemin evine gittim. Annem, “Ne yapıyorsun kızım?” dediğinde, “Artık kendim için bir şey yapmak istiyorum,” dedim. O an, ilk defa kendimi özgür hissettim. Murat aradı, açmadım. Günlerce aradı, mesaj attı. “Dön, Zeynep. Hata yaptım,” dedi. Ama ben, artık geri dönmek istemiyordum.

Bir gün, Murat kapıya geldi. “Zeynep, lütfen konuşalım,” dedi. Gözleri doluydu. “Sana haksızlık ettim. Seni ihmal ettim. Ama ben de çok yoruldum. Hayatın yükü, işin stresi… Bazen kendimi kaybettim,” dedi. O an, ilk defa Murat’ın da ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ona sarılmak istemedim. “Belki de ikimiz de kendimizi kaybettik, Murat. Ama ben artık kendimi bulmak istiyorum,” dedim.

O günden sonra, kendi ayaklarım üzerinde durmaya karar verdim. Annem başta karşı çıktı, “Boşanma, kızım. El âlem ne der?” dedi. Ama ben, artık başkalarının ne dediğini umursamıyordum. Kendi mutluluğum için, kendi hayatım için bir adım attım. Okulda daha çok çalıştım, yeni arkadaşlar edindim. Kendime zaman ayırdım, kitaplar okudum, yürüyüşlere çıktım. Yavaş yavaş, içimdeki yaralar iyileşmeye başladı.

Murat’la sonunda boşandık. Kolay olmadı, çok ağladım, çok yalnız kaldım. Ama şimdi, aynaya baktığımda, kendimle gurur duyuyorum. Çünkü artık biliyorum ki, bir kadının en büyük gücü, kendi değerini bilmesidir. Toplumun, ailenin, başkalarının ne dediği önemli değil. Önemli olan, insanın kendine olan saygısı ve sevgisi.

Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba başka türlü olamaz mıydı? Belki de daha önce konuşabilseydik, birbirimizi daha iyi anlayabilirdik. Ama hayat böyle işte. Bazen kaybetmeden, kazanamıyorsun. Sizce, bir evlilikte en önemli şey nedir? Sevgi mi, saygı mı, yoksa cesaret mi?