Birlikte Dans: Bir Sağlık Kriziyle Başlayan Hayatımın Hikayesi

“Nefes alamıyorum… Lütfen, biri yardım etsin!” diye bağırdım, göğsümdeki baskı dayanılmaz bir hal alırken. O an, hayatımın ipleri ellerimden kayıp gidiyordu sanki. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Yasemin, kendine dikkat et kızım, bu kadar stresle nereye kadar?” Ama ben yine de her şeyi ertelemiş, işime, ailemin beklentilerine ve geçmişin yüklerine gömülmüştüm. Ta ki o sabaha kadar…

Küçük bir Ege kasabasındaki rehabilitasyon merkezinin soğuk koridorunda, gözlerimi açtığımda başucumda genç bir hemşire vardı. “Yasemin Hanım, iyi misiniz? Tansiyonunuz çok yüksekti. Biraz daha geç kalsaydınız…” dedi, sesi titrek ve endişeliydi. O an, hayatımın kırılma noktasında olduğumu anladım. Her şeyden kaçmak için geldiğim bu yerde, aslında kendimden kaçtığımı fark ettim.

İlk günler zor geçti. Annem sürekli arıyor, “Kızım, orada ne işin var? İstanbul’da doktorlar daha iyi,” diyordu. Babam ise sessizdi; onun sessizliği her zaman en çok acıtan olmuştu. Ben ise kendimi suçluyor, “Neden bu kadar zayıfım?” diye içten içe kendimi yiyip bitiriyordum.

Bir sabah kahvaltı salonunda otururken, yan masada oturan yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Gözleri uzaklara dalmıştı. Yanına yaklaştım, “Günaydın,” dedim utangaçça. Başını kaldırdı, gülümsedi: “Günaydın kızım. Burada herkes bir şeylerden kaçıyor galiba.”

Adı Kemal Bey’di. Emekli öğretmenmiş. “Ben de oğlumla yıllardır küsüm,” dedi bir gün sohbetimizde. “Kalp krizi geçirdikten sonra buraya geldim. Belki affetmeyi öğrenirim diye.” O an anladım ki, burada yalnız değildim. Herkesin bir yarası vardı.

Günler geçtikçe, merkezin bahçesinde yürüyüşlere başladık Kemal Bey’le. Bir gün bana döndü ve dedi ki: “Yasemin, dans etmeyi sever misin?” Şaşırdım. “Çocukken annemle dans ederdik,” dedim. Gözlerim doldu. Annemle aramızdaki mesafe yıllar içinde büyümüştü; onun sevgisini hep başarıya endekslemişti.

Kemal Bey ısrar etti: “Bu akşam salonda müzik varmış. Hadi birlikte dans edelim.” Önce çekindim ama sonra kabul ettim. O akşam, eski bir Türk tangosu çalarken Kemal Bey’in elini tuttum. Ayağım tökezlediğinde güldü: “Hayat da böyle işte Yasemin; bazen adımlarımızı şaşırırız ama müzik devam eder.”

O gece odama döndüğümde annem aradı yine. “Kızım, ne zaman döneceksin? Baban da merak ediyor.” Sesi yorgundu ama içinde bir kırgınlık vardı. “Anne,” dedim titreyen bir sesle, “Biraz daha kalmam lazım burada. Kendimi bulmam lazım.”

Ertesi gün merkezde yeni bir grup terapi seansı başladı. Herkes sırayla hikayesini anlatıyordu. Sıra bana geldiğinde ellerim titredi: “Ben Yasemin… Hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım ama kendimi unuttum. Şimdi ise kim olduğumu bilmiyorum.” Sessizlik oldu. Sonra yaşlı bir kadın elimi tuttu: “Kendini bulmak için önce kaybolmak gerekir kızım.”

Geceleri uykusuz geçiyordu. Geçmişte yaptığım hatalar gözümün önüne geliyordu: Üniversiteyi bırakmak zorunda kalışım, babamın bana aylarca konuşmaması… Annemin gözyaşları… Kendi hayatımı yaşamak isterken ailemin hayallerini sırtlamıştım hep.

Bir sabah Kemal Bey yanıma geldi: “Oğluma mektup yazdım dün gece,” dedi gözleri parlayarak. “Belki affeder beni.” O an içimde bir şeyler kırıldı; ben de anneme uzun bir mesaj yazmaya karar verdim:

“Anneciğim,
Burada kendimi yeniden bulmaya çalışıyorum. Sizin için hep güçlü olmaya çalıştım ama yoruldum. Beni olduğum gibi kabul eder misin? Seni seviyorum.”

Gönderdikten sonra içimde büyük bir boşluk oluştu; ya cevap vermezse? Ya yine anlamazsa?

O gün akşam yemeğinde Kemal Bey’in yüzü gülüyordu: “Oğlumdan cevap geldi! ‘Baba, seni özledim’ demiş.” Gözlerimiz doldu ikimizin de.

Ertesi sabah annemden mesaj geldi: “Kızım, seni olduğun gibi sevmeyi öğreniyorum. Dönmek istediğinde kapımız açık.” O an ağladım; yıllardır içimde tuttuğum gözyaşları sel oldu aktı.

Merkezdeki son günümde Kemal Bey’le yine dans ettik. Bu kez adımlarımız daha uyumluydu; müziğe teslim olmuştuk.

İstanbul’a dönerken içimde hem korku hem umut vardı. Ailemle yüzleşmek kolay olmayacaktı ama artık biliyordum ki kendi hayatımı yaşamadan mutlu olamazdım.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayatınızdan vazgeçip başkalarının hayalleri için yaşadınız mı? Affetmek ve yeniden başlamak sizce mümkün mü?