Büyükanne Olmak mı, Hizmetçi mi? Kendi Hayatım İçin Verdiğim Mücadele
“Anne, yarın çocukları sana bırakıyorum, yine işim çok yoğun.” Elif’in sesi telefonda kararlıydı, ama ben o an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yıllardır her sabah torunlarımın kahvaltısını hazırlıyor, ödevlerine yardım ediyor, akşamları onları uyutuyordum. Kızım ve damadım işten geç geliyordu, ben ise kendi hayatımı, hayallerimi bir kenara bırakmıştım. O gün, ilk kez derin bir nefes aldım ve titreyen sesimle, “Elif, yarın gelemem,” dedim. Telefonun ucunda bir sessizlik oldu. Elif’in şaşkınlığı neredeyse evin duvarlarına çarpıp geri döndü. “Anne, iyi misin? Bir şey mi oldu?” dedi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim yorgunluk, kırgınlık ve özlem bir anda dilime döküldü.
“İyiyim kızım, ama ben de yoruldum. Biraz kendime vakit ayırmak istiyorum. Arkadaşlarımla buluşacağım, belki bir sinemaya giderim. Biliyorsun, yıllardır hep sizin için koşturdum. Biraz da kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
Elif’in sesi bir anda sertleşti. “Anne, biz sana güveniyoruz. Çocuklar sana alıştı. Sen olmasan ne yaparız? Hem senin başka ne işin olabilir ki?”
O cümle, içimdeki yarayı daha da derinleştirdi. Benim başka ne işim olabilir ki? Sanki altmış yaşından sonra hayatım sadece torun bakmak, ev işleri yapmak, onların ihtiyaçlarını karşılamak için varmışım gibi… O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yıllardır eşimi kaybettikten sonra, yalnızlığımı torunlarımın gülüşlerinde unuttum. Ama zamanla, kendi isteklerim, hayallerim, hatta küçük mutluluklarım bile yok sayıldı. Komşularım bile bana “Ne şanslısın, kızın yanında, torunlarınla berabersin,” derken, içimdeki boşluğu kimse görmedi.
Bir sabah, mahalledeki parkta yürüyüşe çıktım. Bankta otururken, eski arkadaşım Ayşe’yle karşılaştım. “Nasılsın Hatice?” dedi. Gözlerim doldu, anlatmaya başladım. “Ayşe, ben artık kendimi sadece bir yardımcı gibi hissediyorum. Elif’in evinde, torunlarımın hayatında varım ama kendi hayatım yok. Sanki görünmezim.” Ayşe elimi tuttu, “Senin de hakkın var Hatice. Biz kadınlar hep başkaları için yaşadık. Biraz da kendin için yaşa. Kim ne derse desin.”
O gün, eve dönerken kararımı verdim. Artık kendi hayatım için bir şeyler yapacaktım. Eski hobilerimi hatırladım: gençken resim yapmayı çok severdim. Evdeki eski boyalarımı buldum, bir tuval aldım ve penceremin önünde resim yapmaya başladım. Renkler, fırçalar, tuval… Sanki yıllardır içimde biriken duygular tuvale akıyordu. O an, ilk kez kendim için bir şey yaptım.
Ama bu değişim ailede fırtına kopardı. Elif, “Anne, sen değiştin. Eskisi gibi değilsin. Çocuklar seni özlüyor,” dediğinde, suçluluk duygusu içimi kemirdi. Damadım Murat ise, “Hatice Hanım, siz olmasanız biz ne yaparız? Kreşler çok pahalı, güvenemiyoruz,” diye ekledi. Ben ise, “Ben sizi anlıyorum, ama ben de varım. Benim de bir hayatım, isteklerim var. Sadece büyükanne değilim, bir insanım,” dedim. Bu sözlerim evde soğuk rüzgarlar estirdi. Birkaç gün Elif bana küstü, torunlarım ise neden daha az geldiğimi anlamadı.
Bir akşam, torunum Zeynep yanıma geldi. “Babaanne, neden artık bizimle daha az oynuyorsun?” dedi. Gözlerim doldu. “Canım kızım, seni çok seviyorum. Ama bazen büyükler de dinlenmek, kendi istediklerini yapmak ister. Sen de bazen oyun oynamak istemiyorsun ya, ben de öyleyim,” dedim. Zeynep başını salladı, “Ama seni çok özlüyorum,” dedi. O an, içimde bir sızı hissettim. Anne olmanın, büyükanne olmanın ne kadar karmaşık duygular barındırdığını bir kez daha anladım.
Mahalledeki kadınlar arasında da bu konu konuşulmaya başlandı. Kimisi beni bencillikle suçladı, “Hatice Hanım, torun bakmak sevaptır, yaşlılıkta yalnız kalırsın,” dedi. Kimisi ise gizlice destek verdi, “Keşke ben de cesaret edebilsem,” diye fısıldadı. Toplumun beklentileri, ailemin ihtiyaçları ve kendi isteklerim arasında sıkışıp kalmıştım. Bir gün, Elif’le oturup uzun uzun konuştuk. “Anne, seni anlamaya çalışıyorum ama çok zorlanıyorum. Sen bizim dayanağımızdın,” dedi. “Kızım, ben hep yanınızdayım. Ama ben de kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Birlikte bir çözüm bulabiliriz,” dedim. Sonunda, Elif ve Murat çocukları haftada bir gün kreşe vermeye karar verdiler. Ben de torunlarımı daha çok özlemeye başladım, ama onlarla geçirdiğim zaman daha değerli oldu.
Kendi hayatımı yeniden kurmaya başladım. Resim kursuna yazıldım, yeni arkadaşlar edindim. Bazen tiyatroya, bazen sinemaya gittim. İlk başta yalnız hissettim, ama zamanla kendimi yeniden buldum. Torunlarım bana resimlerimi soruyor, birlikte boyama yapıyoruz. Elif de zamanla bana hak vermeye başladı. “Anne, seni mutlu görmek beni de mutlu ediyor,” dediğinde, gözlerim doldu. Yıllardır ilk kez, hem anne, hem büyükanne, hem de Hatice olarak var olabildiğimi hissettim.
Şimdi penceremin önünde otururken, hayatımı düşünüyorum. Yıllarca başkaları için yaşadım, ama artık kendim için de bir şeyler yapabiliyorum. Toplumun beklentileriyle, ailemin ihtiyaçlarıyla ve kendi isteklerimle denge kurmak kolay değil. Ama insan, her yaşta kendi hayatını kurabilir, kendi mutluluğunu arayabilir. Sizce, büyükanne olmak sadece torun bakmak mıdır? Yoksa bizim de hayallerimiz, isteklerimiz olamaz mı?