Bir Baba Olarak Kayboluşum: Kızlarımın Sessizliği

“Baba, artık seni görmek istemiyoruz.” Bu cümle, küçük kızım Hande’nin dudaklarından döküldüğünde, sanki göğsümün ortasına bir bıçak saplanmış gibi hissettim. O an, mutfakta, eski evimizin soğuk fayanslarının üzerinde, elimde bir fincan çayla donup kaldım. Büyük kızım Elif ise gözlerini kaçırıyor, annesinin arkasına saklanıyordu. O anı asla unutamayacağım.

Natalya ile on iki yıl evli kaldık. Evliliğimizin ilk yıllarında her şey yolundaydı; birlikte hayal kurar, geleceğe umutla bakardık. Elif doğduğunda, Natalya’nın gözlerinde tarifsiz bir mutluluk gördüm. Sonra Hande geldi, evimiz çocuk kahkahalarıyla doldu. Ama zamanla Natalya’nın ilgisi tamamen çocuklara kaydı. Onu suçlamıyorum; annelik zor iş. Ama ben de bir eş, bir baba olarak var olmak istiyordum. İşten eve döndüğümde, çoğu zaman beni bekleyen sadece sessizlik oluyordu. Natalya, Elif’in ödevleriyle, Hande’nin uykusuyla ilgileniyor, bana ise sadece yorgun bir gülümseme kalıyordu.

Bir gün, işten eve döndüğümde, Natalya’nın gözlerinde bir yabancılık hissettim. “Yemek hazır,” dedi kısaca. Masada üç tabak vardı, benimki yoktu. O an anladım ki, artık bu evde fazlalıktım. Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Kızlarım bana sarılmak yerine annelerine sokuluyordu. Bir baba olarak, kendi evimde yabancıya dönüşüyordum.

Bir gece, Elif’in odasında ağladığını duydum. Kapıyı araladım. “Elif, iyi misin?” dedim. Bana bakmadan, “Baba, neden hep kavga ediyorsunuz?” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Çocuklarımın gözünde kötü bir baba olmak istemiyordum. Ama Natalya ile konuşmaya çalıştığımda, her seferinde tartışmaya dönüyordu. “Sen zaten hiçbir zaman burada değildin,” dedi bir keresinde. “Çocuklarla ilgilenmekten başka bir şey düşünmüyorsun!” diye bağırdım. O gece, Elif ve Hande, odalarına kapanıp ağladılar.

Bir sabah, aynada kendime baktım. Gözlerim uykusuzluktan morarmış, yüzüm çökmüştü. “Bu adam kim?” diye sordum kendime. O gün, işten çıkıp sahile indim. Dalgaların sesiyle baş başa kaldım. Kafamda binlerce soru vardı. Devam etmeli miydim? Yoksa gitmeli miydim? O gece eve döndüğümde, Natalya ile uzun bir konuşma yaptık. “Artık böyle devam edemem,” dedim. Gözleri doldu. “Ben de,” dedi sessizce. O an, evliliğimizin bittiğini anladım.

Boşanma süreci sancılı geçti. Avukatlar, mahkemeler, nafaka hesapları… Ama en acısı, kızlarımın bana olan bakışlarının değişmesiydi. İlk zamanlar hafta sonları onları görüyordum. Parka gider, dondurma yerdik. Ama zamanla, Elif’in yüzünde bir soğukluk, Hande’nin gözlerinde bir kırgınlık oluştu. Bir gün, Elif, “Baba, neden bizi bıraktın?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim. “Bazen insanlar birlikte mutlu olamaz, kızım,” dedim. Ama biliyordum ki, bu cevap ona yetmeyecekti.

Aylar geçtikçe, kızlarımın bana olan ilgisi azaldı. Aradığımda açmıyorlar, mesajlarıma cevap vermiyorlardı. Natalya, “Onları zorlamıyorum, seni görmek istemiyorlar,” dedi. İçimde bir öfke kabardı. “Onları bana karşı dolduruyorsun!” diye bağırdım telefonda. “Hayır, sadece gerçekleri görüyorlar,” dedi Natalya. O an, çaresizliğimi iliklerime kadar hissettim.

Bir gün, Elif’in doğum günüydü. Ona hediye almak için saatlerce mağaza mağaza dolaştım. En sevdiği kitabı buldum, güzelce paketledim. Kapılarını çaldım. Natalya kapıyı açtı, yüzünde soğuk bir ifade vardı. “Elif odasında, ama seni görmek istemiyor,” dedi. “Lütfen, sadece beş dakika,” dedim. İçeri girdim, Elif yatağında oturuyordu. “Kızım, doğum günün kutlu olsun,” dedim, hediyeyi uzattım. Bana bakmadan, “Teşekkür ederim,” dedi. O an, aramızda görünmez bir duvar olduğunu hissettim.

Hande ise daha küçüktü, ama o da ablasını örnek alıyordu. Bir gün, parkta buluştuğumuzda, sessizce salıncağa bindi. Yanına oturdum. “Baba, annem seni sevmiyor mu?” diye sordu. “Bazen büyükler anlaşamaz, Hande,” dedim. “Ama ben sizi çok seviyorum.” Bana bakıp, “Ama sen gittin,” dedi. O an, gözlerim doldu. Ne kadar açıklamaya çalışsam da, çocuk kalbi kırılmıştı bir kere.

Zamanla, kızlarımın hayatından tamamen silindim. Okul gösterilerine davet edilmedim, karne günlerinde yanlarında olamadım. Sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflarda, hep Natalya ve kızlarım vardı. Ben ise, eski fotoğraflara bakıp, “Nerede yanlış yaptım?” diye sordum kendime. Arkadaşlarım, “Zamanla düzelir,” dedi. Ama her geçen gün, aramızdaki mesafe daha da büyüdü.

Bir gün, eski bir arkadaşım, “Belki de onları rahat bırakmalısın,” dedi. “Belki de senin varlığın, onların iyileşmesini engelliyor.” O an, içimde bir isyan yükseldi. “Ben onların babasıyım! Nasıl bırakırım?” diye bağırdım. Ama sonra düşündüm; belki de gerçekten, varlığım onlara acı veriyordu.

Yıllar geçti. Elif üniversiteye başladı, Hande liseye geçti. Onları uzaktan izledim, başarılarıyla gurur duydum. Ama hiçbir zaman, o eski sıcaklığı, o baba-kız yakınlığını tekrar yaşayamadım. Bir gün, Elif’e uzun bir mektup yazdım. “Seni hep sevdim, kızım. Hatalar yaptım, ama sevgim hiç azalmadı,” dedim. Cevap gelmedi.

Şimdi, yalnız bir evde, eski fotoğraflara bakarken, kendime hep aynı soruyu soruyorum: Bir baba, çocuklarının hayatından ne zaman silinir? Onları kaybetmemin tek sebebi gitmem miydi, yoksa daha derin bir şeyler mi vardı? Belki de, bazen en büyük acı, sevdiklerinin seni affetmemesidir. Sizce, bir baba affedilmeyi hak etmez mi?