Bir Temizlik Kovasında Hayat: Gülten’in Hikayesi
“Gülten, yine mi yerleri siliyorsun? Ne olacak bu temizlik takıntın?” diye bağırdı kızım Elif, sabahın köründe. O an, elimdeki kovadan yükselen sabunlu suyun buharı yüzüme vurdu; gözlerim doldu. Yıllardır bu evde, bu mahallede, aynı döngüde yaşıyorum. Her sabah, güneş doğmadan kalkar, önce evi, sonra içimi temizlemeye çalışırım. Ama ne yaparsam yapayım, evdeki toz gibi, içimdeki kırgınlıklar da birikiyor, silindikçe geri geliyor.
Kocam Hasan, işten yorgun döner, sofraya oturur, yemeğini yer ve televizyonun karşısında uyuyakalır. Bazen bana bakıp, “Gülten, bu kadar uğraşma, kimse sana aferin demeyecek,” der. Ama ben, çocukluğumdan beri annemin bana öğrettiği gibi, temizliğin bir kadının namusu olduğuna inanırım. Annem, “Kızım, bir evin kadını temizse, o evde huzur olur,” derdi. Ama bizim evde huzur yoktu; ne kadar silersem sileyim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bir türlü o huzuru bulamıyordum.
Geçen hafta, mahalledeki Hatice Teyze’ye yardıma gittim. O, bu işin ustasıdır; 30 yıldır temizlik yapar, herkes ona danışır. O gün bana bir sır verdi: “Kızım, suya biraz yumuşatıcı ve bir çay kaşığı karbonat ekle. Yerler bir hafta toz tutmaz, mis gibi kokar.” Denedim. Gerçekten de, evin içi bir hafta boyunca tertemiz kaldı. Elif bile şaşırdı, “Anne, bu sefer yerler parlıyor,” dedi. İçimde bir gurur dalgası yükseldi ama hemen ardından bir hüzün çöktü. Çünkü temizlikle gelen bu kısa süreli huzur, evdeki asıl sorunları çözmüyordu.
Bir akşam, sofrada sessizlik vardı. Hasan, kaşığını tabağa vurdu, “Gülten, Elif’in dersleri kötüymüş, öğretmeni aradı. Sen bütün gün temizlikle uğraşırken kızın ne yapıyor, farkında mısın?” dedi. İçimden bir şeyler koptu. “Ben elimden geleni yapıyorum, Hasan. Evimiz temiz olsun, çocuklarımız rahat etsin diye uğraşıyorum,” dedim. Elif gözlerini kaçırdı. O an anladım ki, ben yerleri silerken, belki de kızımın hayatındaki tozları görememişim.
O gece, Elif’in odasına gittim. Kapıyı tıklattım, “Kızım, konuşabilir miyiz?” dedim. Yatağında oturuyordu, gözleri doluydu. “Anne, neden hep temizlik yapıyorsun? Bazen seninle konuşmak istiyorum ama hep meşgulsün,” dedi. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Kızımın gözyaşları, yıllardır biriktirdiğim yorgunluğun üstüne tuz bastı. “Haklısın Elif. Belki de yanlış yaptım. Temizliği sadece evde aradım, ama asıl temizlenmesi gereken şey kalbimizmiş,” dedim. Sarıldık, uzun uzun ağladık.
Ertesi sabah, yine güneş doğmadan kalktım. Ama bu sefer, kovayı elime almadım. Elif’le birlikte kahvaltı hazırladık, sohbet ettik. Hasan şaşkın şaşkın bize baktı. O gün, ev biraz dağınık kaldı ama içimiz ilk defa bu kadar huzurluydu. Akşam, Elif ödevlerini yaptı, bana anlattı. Hasan, “Belki de bazen dağınıklık iyidir,” dedi ve gülümsedi.
Ama hayat, her zaman bu kadar kolay olmuyor. Bir gün, komşumuz Ayşe Hanım kapıyı çaldı, “Gülten, senin temizlik sırrını duydum, bana da öğret,” dedi. Gülümsedim, “Tabii, ama asıl sır, evin içindeki sevgiyi temizlemekmiş,” dedim. O an, yıllardır aradığım cevabı bulmuştum. Temizlik, sadece yerleri değil, kalpleri de arındırmalıydı.
Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba annem bana temizlik yapmayı öğretirken, asıl anlatmak istediği şey sevgiyi, ilgiyi, aileyi korumak mıydı? Sizce, bir evin asıl temizliği nereden başlar?