Anneannemin Nasihati Yetmediğinde: Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı
“Bazen susmak, en büyük çığlıktır, kızım.” Annemannemin sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. O sabah, gelinliğimin duvağını düzeltirken gözlerimin içine bakmıştı. “Evlilikte en önemli şey sabırdır. Sabret ki sevginiz büyüsün.” O an, bu sözlerin ne kadar ağır bir yük olduğunu bilmiyordum.
Düğünümüz kalabalıktı; halamlar, dayımlar, komşular… Herkes mutluluğumuza ortak olmuştu. Ahmet’le göz göze geldiğimizde, içimde kelebekler uçuşuyordu. O zamanlar hayatın bu kadar zor olabileceğini kimse söylememişti bana.
İlk yıllar güzeldi. Ahmet işten gelir, birlikte çay içer, eski Türk filmlerini izlerdik. Annemannemin nasihatini hep aklımda tutardım: “Birbirinize kızsanız bile yatağa küs girmeyin.” Biz de öyle yapardık. Ama zamanla, hayatın yükü omuzlarımıza çöktü.
İlk çocuğumuz Elif doğduğunda, her şey değişti. Geceleri uykusuzluk, gündüzleri bitmek bilmeyen ev işleri… Ahmet’in işi yoğunlaştı; eve daha geç gelmeye başladı. Bir gün, Elif ateşler içinde kıvranırken Ahmet’e telefon ettim:
— Ahmet, Elif’in ateşi düşmüyor! Ne yapacağımı bilmiyorum.
— Benim toplantım var, çıkamam şimdi. Sen halletmeye çalış.
O an içimde bir şeyler koptu. Annemannemin sabır dediği şey buysa, ben ne kadar dayanabilirdim?
Geceleri Elif’i kucağımda sallarken gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Annem uzakta, kayınvalidem ise “Sen annesin, alışacaksın” deyip geçiştiriyordu. Ahmet’le aramızda görünmez bir duvar örülüyordu sanki.
Bir akşam, mutfakta bulaşık yıkarken Ahmet geldi:
— Ne oldu sana böyle? Sürekli suratın asık.
— Yorgunum Ahmet. Her şey üst üste geliyor. Biraz yardım etsen…
— Ben de çalışıyorum! Sanki bütün yük sende.
O an sesimi yükselttim:
— Evet, bütün yük bende! Sen sadece işten eve geliyorsun, başka hiçbir şey umursamıyorsun!
Ahmet’in gözlerinde öfke ve şaşkınlık vardı. O gece ilk defa ayrı odalarda yattık. Annemannemin nasihatini tutamamıştım. Sabah olduğunda özür diledim ama içimdeki kırgınlık geçmedi.
Zamanla tartışmalarımız arttı. Elif büyüdükçe sorunlarımız da büyüdü. Okul masrafları, ev kredisi, bitmeyen borçlar… Bazen Ahmet’le birbirimize bakarken yabancı gibi hissediyordum.
Bir gün annem beni aradı:
— Kızım, iyi misin? Sesin kötü geliyor.
— İyiyim anne, sadece biraz yorgunum.
Yalan söyledim. Çünkü kimseye anlatamıyordum yaşadıklarımı. Türk toplumunda kadınların şikayet etmesi ayıp sayılırdı; hele ki evlilikte mutsuz olduğunu söylemek…
Bir akşam Elif’in okul gösterisine gittik. Diğer aileler neşeyle çocuklarını alkışlarken ben ve Ahmet yan yana ama birbirimize uzak oturuyorduk. Elif sahneden bize el salladı; gülümsemeye çalıştım ama içimde bir boşluk vardı.
Sonra bir gün Ahmet eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi.
— Yine mi geç kaldın? Elif seni bekledi.
— Ne yapayım? Patronum bırakmıyor! Herkesin derdi bana mı kaldı?
— Benim de derdim var Ahmet! Hiçbir şeyi paylaşmıyoruz artık!
O gece uzun uzun tartıştık. Sonunda Ahmet kapıyı çarpıp çıktı. Elif korkuyla bana sarıldı:
— Anne, babam bizi bırakacak mı?
O an gözyaşlarımı tutamadım. Çocuğumun gözlerinde korku görmek, her şeyden daha acıydı.
Ertesi gün annemannemi ziyarete gittim. Yaşlı elleriyle ellerimi tuttu:
— Kızım, bazen sabır da yetmez. Sevgi tek başına yeterli değildir; anlayış ve emek de gerekir.
O an anladım ki annemannemin düğün günü verdiği nasihat eksikti. Hayat sadece sabretmekle geçmiyordu; bazen mücadele etmek, bazen de vazgeçmek gerekiyordu.
Aylar geçti. Ahmet’le evliliğimizi kurtarmak için aile terapisine gitmeye karar verdik. İlk seansımızda terapist sordu:
— Birbirinizden ne bekliyorsunuz?
Ahmet sessiz kaldı. Ben ise gözyaşları içinde söyledim:
— Sadece anlaşılmak istiyorum.
Ahmet başını öne eğdi:
— Ben de…
O an ilk defa birbirimizi gerçekten dinledik. Zamanla aramızdaki duvarlar yavaş yavaş yıkıldı ama izleri kaldı.
Şimdi yıllar sonra geriye dönüp baktığımda düşünüyorum: Acaba annemannemin nasihatini daha farklı mı anlamalıydım? Sabır mı eksikti yoksa sevgimiz mi yetmedi? Sizce bir evliliği ayakta tutan gerçekten sadece sevgi midir?