Ben Bakıcı Değilim: Bir Kızın Annesine Dair Zor Seçimi

— Zeynep, annemiz artık yalnız kalamaz. Bunu kabul etmemiz lazım, dedi Murat, gözlerini yere indirerek. Kahvaltı masasının üzerinde yarım bırakılmış çay bardağı, annemin eski porselen tabakları ve bir türlü bitmeyen sessizlik… O an, hayatımın en ağır yükünü omuzlarımda hissettim.

— Ne demek istiyorsun Murat? Benim de bir hayatım var. Çalışıyorum, çocuklarım var. Annemizi çok seviyorum ama… Ben bakıcı değilim ki! dedim, sesim titreyerek.

Murat, her zamanki gibi sorumluluktan kaçan bakışlarıyla bana baktı. — Zeynep, ben de çalışıyorum. Ama sen kadınsın, daha kolay olur senin için. Hem annemiz sana daha yakın, dedi. Sanki kadın olmak, otomatik olarak bakıcı olmayı gerektiriyormuş gibi… İçimde bir öfke kabardı.

Annemin odasından gelen öksürük sesiyle irkildim. Son zamanlarda iyice zayıflamıştı. Dizleri tutmuyor, geceleri korkular içinde uyanıyordu. Doktor, Alzheimer başlangıcı dediğinde içimde bir şeyler kopmuştu zaten. Ama kimse bana sormamıştı: “Zeynep, sen hazır mısın? Senin gücün var mı?” diye.

Kocam Serkan ise bu konu açıldığında hep aynı şeyi söylüyordu: — Zeynep, anneni seviyoruz ama bizim de bir düzenimiz var. Çocuklar okula gidiyor, ben işten geç geliyorum. Sen de yoruluyorsun. Ya bir bakıcı tutalım ya da huzurevine bakalım.

Ama bakıcı tutmak pahalıydı. Annemin emekli maaşı yetmiyordu, bizim de borçlarımız vardı. Huzurevi ise annemin korkulu rüyasıydı; her seferinde ağlayarak “Beni oraya koymayın kızım!” derdi.

Bir akşam Murat’la tekrar buluştuk. Oğlunu basketbol kursundan alıp aceleyle yanıma gelmişti. — Zeynep, bu işin başka yolu yok. Annemizi sana getireceğiz. Benim ev küçük, eşim de istemiyor zaten.

— Yani senin eşin istemiyor diye ben mi bakacağım? dedim öfkeyle.

— Zeynep, sen kadınsın. Annemiz sana daha yakın hissediyor kendini. Hem senin çocukların da alışır.

O an içimdeki isyanı bastıramadım: — Hep kadınlar mı bakacak yaşlılara? Erkeklerin hiç mi sorumluluğu yok? Annemizi ben de seviyorum ama ben de insanım! Benim de hayallerim, yorgunluğum var!

Murat başını eğdi. — Bak Zeynep, annemiz sana emanet. Ben maddi olarak destek olmaya çalışırım.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin çocukluğumdan beri bana anlattığı masallar aklıma geldi: “Kızım, kadın olmak zordur bu ülkede. Herkes senden fedakârlık bekler.” Annem haklıydı; şimdi benden beklenen buydu.

Ertesi gün annemin yanına gittim. Yatağında ince bir battaniyeye sarılmıştı. Gözleri doluydu.

— Kızım, beni huzurevine koymayacaksınız değil mi?

Elini tuttum, gözyaşlarımı saklamaya çalışarak: — Anneciğim, seni bırakmak istemem ama… Ben de çok yoruldum. Kimse bana sormuyor ne hissettiğimi.

Annem başını okşadı: — Kızım, ben de gençken aynı şeyleri yaşadım. Dedeni annemle birlikte ben baktım. Kimse bana sormadı hazır mıyım diye…

O an anladım; bu döngü nesilden nesile devam ediyordu.

Serkan’la tartışmalarımız arttı. Çocuklar huzursuzdu; evde sürekli gerginlik vardı. Bir gün kızım Elif yanıma geldi:

— Anne, neden hep üzgünsün? Anneannemi seviyor musun?

Gözlerim doldu: — Çok seviyorum kızım ama bazen büyükler de yorulur.

Bir akşam Murat aradı:

— Zeynep, karar verdin mi? Annemi ne zaman alacaksın?

— Murat, neden her şey bana kalıyor? Sen hiç vicdan azabı çekmiyor musun?

— Zeynep, ben elimden geleni yapıyorum! dedi ve telefonu kapattı.

O gece annemin yanına gidip sessizce ağladım. O ise elimi tuttu:

— Kızım, ben sana yük olmak istemem…

İçimde bir şeyler kırıldı o an. Annemi bırakmak istemiyordum ama kendi hayatımı da kaybetmek istemiyordum.

Bir gün mahalledeki komşumuz Ayşe Abla uğradı:

— Zeynep kızım, herkes konuşuyor. “Kızı annesine bakmıyor” diyorlar…

O an utançla karışık bir öfke hissettim; herkes konuşuyordu ama kimse yardım etmiyordu.

Sonunda bir karar verdim: Annemi haftanın üç günü yanıma alacak, diğer günlerde Murat’a bırakacaktık. Murat önce itiraz etti ama başka çaremiz yoktu.

İlk gün annem bizim eve geldiğinde Elif ona sarıldı:

— Anneanne, burada kal lütfen!

Annem gözyaşları içinde: — Kızım, ben kimseye yük olmak istemem…

O an ona sıkıca sarıldım: — Sen bana yük değilsin anneciğim… Ama bazen insanın gücü yetmiyor.

Şimdi her gün aynada kendime soruyorum: Gerçekten iyi bir evlat mıyım? Yoksa toplumun dayattığı rollerin arasında kaybolmuş bir kadın mıyım? Siz olsanız ne yapardınız?