Bir Kadının Güncesi: Yorgunluğun ve Umudun Eşiğinde
“Yeter artık, Zeynep! Her sabah aynı şey. Kahvaltı hazır değil, çocuk ağlıyor, ben işe geç kalıyorum!” diye bağırdı eşim, Murat. O an mutfağın ortasında elimde çaydanlıkla donup kaldım. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Oysa içimde fırtınalar kopuyordu. Son günlerde kendimi sürekli yorgun, halsiz ve isteksiz hissediyordum. Sanki üzerime koca bir dağ çökmüş gibiydi. Murat’ın sesiyle irkildim, ama ona cevap veremedim. Sadece başımı eğip, sessizce çay bardaklarını tezgâha dizmeye devam ettim.
İki yıl önce, kızımız Elif doğduğunda, hayatımız altüst olmuştu. O zamanlar da zorlanmıştık, ama en azından Murat daha anlayışlıydı. Şimdi ise, sanki her şeyin yükü sadece benim omuzlarımdaydı. Elif’in bebekliği boyunca uykusuz geceler, alt değiştirmeler, emzirmeler… Sonunda işe döndüğümde, biraz nefes alırım sanmıştım. Ama yanılmışım. İş, ev, çocuk derken, kendime hiç vakit ayıramaz olmuştum.
Geçen hafta, iş yerinde öğle arasında tuvalete gidip, bir köşede sessizce ağladım. O gün, yorgunluğumun sebebini anlamıştım. Birkaç gündür mide bulantılarım vardı, yemek kokuları midemi kaldırıyordu. Eve dönerken eczaneye uğrayıp bir gebelik testi aldım. O gece, herkes uyuduktan sonra banyoya kapanıp testi yaptım. İki kırmızı çizgi… Gözlerim doldu. Korku, şaşkınlık, biraz da sevinç… Hepsi bir aradaydı. Ama en çok da korku. Elif daha küçüktü, işim yoğundu, Murat ise son zamanlarda bana karşı soğuk ve sabırsızdı.
Ertesi sabah, Murat’a söylemeye cesaret edemedim. Onun yerine, annemi aradım. “Anne, ben… sanırım tekrar hamileyim,” dedim. Annemin sesi bir an duraksadı, sonra “Kızım, hayırlısı olsun, ama bu kadar yorgunken nasıl baş edeceksin?” dedi. O an, annemin endişesini hissettim. O da yıllarca üç çocuk büyütmüş, babamın ilgisizliğine rağmen ayakta kalmaya çalışmıştı. Şimdi ben de onun yolundan mı gidiyordum?
O günlerde Murat’la aramızdaki mesafe iyice açıldı. Akşamları eve geç geliyor, Elif’le ilgilenmiyor, bana da soğuk davranıyordu. Bir akşam, cesaretimi topladım ve ona söyledim: “Murat, ben hamileyim.” Yüzüme baktı, bir an hiçbir şey söylemedi. Sonra, “Şimdi sırası mı Zeynep? Zaten zor geçiniyoruz, Elif daha çok küçük. Sen de yorgunsun. Ne yapacağız?” dedi. Sanki bu haberi tek başıma almışım gibi hissettim. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Ben de bilmiyorum, Murat. Ama birlikte karar vermemiz lazım,” dedim. O ise, sessizce odadan çıktı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Elif’in odasına gidip, başucunda oturdum. Küçük ellerini izledim, nefesini dinledim. İçimdeki bebeği düşündüm. Onu istemiyor muydum? Yoksa sadece korkuyor muydum? Ertesi gün, iş yerinde yine dalgın ve yorgundum. Müdürüm, “Zeynep Hanım, son zamanlarda çok dalgınsınız, bir sorun mu var?” diye sordu. Yutkundum, “Biraz yorgunum, geçer,” dedim. Ama geçmiyordu.
Bir akşam, annem bana uğradı. “Kızım, Murat’la konuştunuz mu? Birlikte karar vermeniz lazım. Her şeyi tek başına yüklenemezsin,” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Anne, Murat artık eskisi gibi değil. Sanki bana yabancılaştı. Her şeyin yükü üzerimde. Bazen Elif’e bile yetemediğimi hissediyorum. Şimdi bir çocuk daha… Korkuyorum,” dedim. Annem ellerimi tuttu, “Kızım, hayat kolay değil. Ama bazen yardım istemek gerekir. Belki bir aile danışmanına gitseniz? Ya da Murat’la açıkça konuşsan?” dedi.
O gece, Murat’la konuşmaya karar verdim. “Murat, böyle devam edemem. Yorgunum, korkuyorum. Birlikte çözüm bulmamız lazım. Belki bir uzmandan yardım alabiliriz,” dedim. Murat başını öne eğdi. “Ben de çok yoruldum, Zeynep. İşte sıkıntılar var, eve gelince huzur bulamıyorum. Ama haklısın, böyle gitmez. Belki bir danışman iyi gelir,” dedi. O an, ilk defa uzun zamandır birbirimize gerçekten dokunabildiğimizi hissettim.
Ertesi gün, bir aile danışmanından randevu aldık. İlk seansımızda, ikimiz de ağladık. Murat, “Zeynep’in her şeyi tek başına üstlenmesine izin verdim. Kendi sıkıntılarımı onunla paylaşmadım,” dedi. Ben de, “Yalnız hissettim, yardım istemeye utanıyorum,” dedim. Danışmanımız, “Aile olmak, yükleri paylaşmaktır. Kimse süper kahraman değil,” dedi. O seanstan sonra, Murat’la daha çok konuşmaya, Elif’le daha çok vakit geçirmeye başladık. Yavaş yavaş, yüküm hafifledi.
Ama hâlâ korkularım var. İkinci çocuğa hazır mıyım? İşimi kaybeder miyim? Elif’e yetebilecek miyim? Murat’la yeniden yakınlaşabilecek miyiz? Bazen, geceleri Elif’in başucunda otururken, içimdeki bebeğe fısıldıyorum: “Senin için elimden geleni yapacağım. Ama bazen ben de yoruluyorum, bazen ben de korkuyorum.”
Şimdi, bu satırları yazarken, içimde hem bir huzur hem de bir belirsizlik var. Hayat, her zaman planladığımız gibi gitmiyor. Ama belki de önemli olan, yükleri paylaşmak, yardım istemekten çekinmemek. Sizce, bir ailede herkesin yükü eşit mi olmalı? Yoksa bazen birinin daha fazla taşıması kaçınılmaz mı?