Baldızım Hayatımızı Cehenneme Çevirdi, Kimse Konuşmadı, Ta ki Ben Patlayana Kadar

Kapı çaldığında saat gece yarısını geçmişti. Eşim Murat, uykulu gözlerle kapıya yönelirken, içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. O an, hayatımızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını bilmiyordum. Kapı açıldı, karşımızda Elif duruyordu; Murat’ın annesinin ilk evliliğinden olan üvey kız kardeşi. Saçları dağılmış, gözleri yaşlıydı ama dudaklarında küçümseyici bir gülümseme vardı. “Hiç de düşündüğüm gibi biri değilmişsin,” dedi bana bakarak, sanki evin sahibi ben değilmişim gibi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Elif’in gelişiyle evimizdeki huzur bir anda kayboldu. İlk günler, başına gelenleri anlatırken gözyaşlarına boğuluyordu. Sözde sevgilisiyle kavga etmiş, annesiyle tartışmış, gidecek yeri kalmamıştı. Murat, “Bir süre bizde kalsın, toparlanınca gider,” dedi. Ben de başımı eğip kabul ettim, çünkü ailede herkes Elif’in üzerine titrerdi. Ama Elif’in toparlanmaya hiç niyeti yoktu. Sabahları mutfağa indiğimde, kahvaltı masasının başında oturmuş, bana emirler yağdırıyordu: “Çayım soğumuş, tazeleyebilir misin?” Ya da “Yumurta biraz daha az pişseydi keşke.” Sanki ben onun hizmetçisiydim.

Bir gün, Murat işteyken Elif’le yalnız kaldık. Salonda otururken, bana dönüp, “Murat’ı hak ettiğinden fazla yoruyorsun. Annem de öyle diyor. Biraz daha anlayışlı olsan ya,” dedi. O an, içimdeki öfkeyi zor tuttum. “Sen bizim evliliğimiz hakkında ne biliyorsun ki?” diye sordum. Gözlerini devirdi, “Ben Murat’ı senden daha iyi tanırım. Sonuçta çocukluğumuz birlikte geçti,” dedi. O an, Elif’in asıl niyetinin ne olduğunu anlamaya başladım. Sadece sığınacak bir yer aramıyordu; bu evde, bu ailede, benim yerimde olmak istiyordu.

Günler geçtikçe Elif’in varlığı daha da ağırlaştı. Akşam yemeklerinde Murat’a çocukluk anılarını anlatıyor, annesinin ona nasıl baktığını, Murat’ın ne kadar iyi bir abi olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ben ise sofrada bir yabancı gibi hissediyordum. Bir akşam, Murat’a “Seninle baş başa biraz vakit geçirelim mi?” dedim. Elif hemen atıldı: “Aman abim, ben de geleyim. Zaten dışarı çıkmayalı çok oldu.” Murat, “Tabii, birlikte gideriz,” dedi. O an, gözlerim doldu ama kimse fark etmedi.

Elif’in annesi, yani kayınvalidem, her gün arıyor, “Kızım iyi mi, bir şeye ihtiyacı var mı?” diye soruyordu. Benim nasıl olduğumu soran yoktu. Bir gün, Elif’in odasını toplarken, yatağının altında benim özel defterimi buldum. Gizlice okumuş, sayfaların arasına notlar bırakmıştı: “Hayatını fazla ciddiye alma, herkes seni sevmek zorunda değil.” O an, sinirlerim iyice gerildi. Murat’a anlatmak istedim ama “Abartıyorsun, Elif hassas bir dönemden geçiyor,” dedi. Yalnızlığım katlanılmaz bir hal aldı.

Bir sabah, Elif mutfakta annesiyle telefonda konuşuyordu. Kapı aralığından duydum: “Abimin karısı çok soğuk, hiç samimi değil. Annem, bana sabret diyor ama bazen dayanamıyorum.” O an, içeri girip, “Seninle bir sorunum yok Elif, ama bu evde bana da biraz saygı göstermen gerek,” dedim. Gözlerini devirdi, “Seninle uğraşamam,” deyip odasına kapandı. O gün, Murat eve geldiğinde, Elif ağlayarak ona sarıldı: “Beni istemiyorlar, burada fazlayım,” dedi. Murat bana öfkeyle baktı, “Ne yaptın kıza?” diye sordu. O an, kendimi savunacak gücüm kalmamıştı.

Geceleri uykusuz kalmaya başladım. Kendi evimde yabancı gibi hissediyordum. Annemle konuşmak istedim ama “Aman kızım, aile içinde olur böyle şeyler, büyütme,” dedi. Kimse beni anlamıyordu. Elif’in varlığı, evimizin havasını zehirlemişti. Bir gün, Elif’in odasında Murat’la fısıldaştığını duydum. “Abim, ben burada mutlu değilim. Karın bana kötü davranıyor,” diyordu. Murat ise, “O da zorlanıyor Elif, biraz anlayışlı ol,” dedi. Ama Elif’in gözyaşları Murat’ı yumuşatıyordu.

Bir akşam, sofrada Elif yine Murat’a çocukluk anılarını anlatırken, dayanamadım. “Elif, bu evde herkesin bir yeri var. Ben de bu ailenin bir parçasıyım. Lütfen bana da biraz saygı göster,” dedim. Elif, “Sen zaten bu aileye sonradan geldin. Bizim aramıza giremezsin,” dedi. Murat, “Yeter artık!” diye bağırdı. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Ben bu evde ne zaman huzur bulacağım?” diye haykırdım. Elif, “Seninle uğraşamayacağım,” deyip odasına kapandı. Murat ise sessizce sofradan kalktı.

O gece, Murat’la uzun uzun konuştuk. “Elif’in burada kalması seni bu kadar rahatsız ediyorsa, anneme gitsin,” dedi. Ama ben, “Sorun Elif’in burada olması değil, kimsenin benim hislerimi önemsememesi,” dedim. Murat başını eğdi, “Haklısın,” dedi ama gözlerinde suçluluk vardı. Ertesi gün, Elif eşyalarını topladı, annesinin yanına gitti. Evde bir sessizlik oldu ama içimdeki kırgınlık geçmedi.

Şimdi, bazen geceleri uyanıp düşünüyorum: Bir ailede herkesin sesi duyulmalı mı? Yoksa bazen susmak, daha mı az acı verir? Siz olsanız, benim yerimde ne yapardınız?