Bir Çocuğun Yarım Kalan Masalı: Anne, Beni Neden Bıraktın?

“Senin annen seni istemiyor, kızım.” Babaannemin titreyen sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gün, beş yaşımdaydım ve annemin arkasına bile bakmadan evden çıkıp gidişini camdan izlerken, içimde bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim. O an, çocuk aklımla anlam veremediğim bir yalnızlık çöktü üzerime. Babaannem, elleriyle saçlarımı okşarken, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. O günden sonra annemden bir haber gelmedi. Sanki ben hiç var olmamışım gibi, hayatından silinmiştim.

Babaannem, bana hem anne hem baba oldu. Sabahları erkenden kalkıp bana sıcak poğaçalar yapar, okula giderken cebime harçlık sıkıştırırdı. Mahalledeki çocuklar anneleriyle parka giderken, ben babaannemin elini tutar, onunla çay bahçesinde otururdum. Arkadaşlarım annelerinin saçlarını ördüğünden bahsederken, ben babaannemin ellerinin ne kadar güzel koktuğunu anlatırdım. Ama geceleri, yastığa başımı koyduğumda, içimde bir boşluk büyürdü. “Neden annem beni istemedi?” sorusu, her gece beynimi kemirirdi.

Yıllar geçti. Ortaokula başladığımda, annemden hâlâ bir haber yoktu. Babam ise çoktan başka bir şehirde, yeni bir aile kurmuştu. Babaannemle birbirimize daha da kenetlendik. O, bana hayatın ne kadar acımasız olabileceğini, ama sevginin her şeyin üstesinden gelebileceğini öğretti. Bir gün okuldan eve dönerken, mahalledeki kadınlardan biri bana acıyarak baktı ve fısıldadı: “Yazık, annesi bırakıp gitmiş.” O an, utancın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim. Eve koşup babaannemin kucağına sığındım. O ise bana sarılıp, “Sen benim en değerli hazinemsin,” dedi. O an, annemin yokluğunu bir nebze olsun unuttum.

Liseye başladığımda, hayatımda ilk kez bir umut ışığı belirdi. Okulda başarılıydım, öğretmenlerim beni seviyordu. Babaannem, benimle gurur duyuyordu. Ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu. Annem, neden beni istememişti? Bir gün, babaannemin eski sandığını karıştırırken, annemin bana yazdığı ama hiç göndermediği bir mektup buldum. Mektupta, “Seni bırakmak zorundaydım, çünkü yeni hayatımda sana yer yoktu,” yazıyordu. O cümle, içimdeki tüm umutları söndürdü. Demek ki ben, annemin yeni hayatına yük olmuştum. O gece, babaanneme mektubu gösterdim. Gözleri doldu, ama bana hiçbir şey söylemedi. Sadece uzun uzun sarıldı.

Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, babaannem hastalandı. Evdeki huzur, yerini endişeye bıraktı. Hastane koridorlarında sabahladık. O, bana “Kızım, ben gidersem ne yapacaksın?” diye sorduğunda, gözyaşlarımı tutamadım. “Sensiz ne yaparım bilmiyorum,” dedim. O ise, “Sen güçlüsün, her şeyin üstesinden gelirsin,” dedi. Babaannem, bana hayatım boyunca kimsenin veremediği sevgiyi verdi. Onun sayesinde ayakta kaldım.

Bir gün, hiç beklemediğim bir anda, annem çıkageldi. Kapının önünde, elinde bir çanta, yüzünde yabancı bir ifadeyle duruyordu. Babaannem şaşkınlıkla kapıyı açtı. Annem, içeri girdi ve bana bakmadan, “Konuşmamız lazım,” dedi. O an, yıllardır hayalini kurduğum kavuşmanın böyle olmasını hiç istemezdim. Annemle mutfağa geçtik. Bana, “Hayatımda bazı şeyler değişti. Şimdi seninle ilgilenmek istiyorum,” dedi. Gözlerinin içine baktım, ama orada sevgi göremedim. Sadece bir telaş, bir acelecilik vardı. Babaannem sessizce bizi izliyordu. Annem, “Seninle birlikte yaşamak istiyorum. Artık büyüdün, bana yardım edersin,” dedi. O an, annemin beni gerçekten özlediği için değil, bir çıkarı olduğu için geldiğini hissettim.

Birkaç gün sonra, annemin yeni kocasıyla tanıştım. Adam, bana soğuk bir şekilde baktı ve “Artık ailene destek olmalısın,” dedi. Annem ise, “Senin çalışıp para kazanmanı istiyoruz. Evde bir kişi daha olursa, işler kolaylaşır,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı. Yıllarca yok sayıldım, şimdi ise sadece bir iş gücü olarak görülüyordum. Babaannem, anneme dönüp, “Bu çocuk senin malın değil!” diye bağırdı. Annem ise, “Benim çocuğum, istediğim gibi davranırım,” dedi. O an, evde bir fırtına koptu. Babaannem ağladı, ben ise donup kaldım. Annem, bana dönüp, “Beni anlamak zorundasın. Hayat kolay değil,” dedi. O an, annemin gözünde bir anne değil, sadece bir yük olduğumu anladım.

O gece, babaannemle uzun uzun konuştuk. “Kızım, senin hayatın sana ait. Kimse seni istemediği bir yere zorlayamaz,” dedi. Gözyaşlarımı tutamadım. “Anneannem olsaydı, böyle yapar mıydı?” diye sordum. Babaannem, “Senin annenin kalbi çok yorulmuş, ama bu senin suçun değil,” dedi. O an, içimdeki suçluluk duygusu biraz hafifledi. Sabah olduğunda, anneme gitmeyeceğimi söyledim. Annem, “Beni yine mi yalnız bırakacaksın?” diye bağırdı. O an, yıllardır içimde biriken öfkeyi kusmak istedim. “Beni ilk önce sen bıraktın!” diye haykırdım. Annem, gözlerimin içine bakmadan, kapıyı çarpıp çıktı. O an, bir daha asla geri dönmeyeceğini hissettim.

Üniversiteyi kazandım. Babaannemle birlikte yeni bir hayata başladık. Annemden bir daha haber almadım. Ama içimde hâlâ bir yara var. Bazen geceleri, “Acaba annem beni gerçekten sevdi mi?” diye düşünüyorum. Babaannemin sevgisiyle büyüdüm, ama annemin yokluğu hep içimde bir boşluk olarak kaldı. Şimdi, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Hayatın bana sunduğu zorluklarla baş etmeye çalışırken, aile denen şeyin ne olduğunu hâlâ tam olarak çözemedim.

Bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Bir insan, annesinin sevgisi olmadan gerçekten tamamlanabilir mi? Yoksa hep bir yanımız eksik mi kalır?” Sizce, aileyi kan mı belirler, yoksa kalpten gelen sevgi mi?