Oğlumu Evden Kovduğum Gün: Bir Anne Güncesi
— Anne! Nerede benim cüzdanım? Yine mi karıştırdın eşyalarımı?
Kamil’in sesi mutfaktan yankılandı. Gözlerimi açtığımda saat daha yedi bile olmamıştı. Pazar sabahıydı, tek günüm, biraz daha uyuyabileceğim bir sabah. Ama evde huzur yoktu, yıllardır yoktu. Kamil’in öfkesi, evin duvarlarını delip geçiyordu. Yatakta doğruldum, eski pembe sabahlığımı üzerime geçirdim. Aynada kendime baktım; saçlarım dağılmış, gözlerimin altı mor halkalarla çevrili. Elli iki yaşındayım, ama kendimi yetmiş gibi hissediyorum.
Mutfakta Kamil, tezgâha yumruğunu vuruyordu. “Her şeyi karıştırıyorsun! Benim düzenimi niye bozuyorsun?!”
Derin bir nefes aldım. “Kamil, oğlum, sadece bulaşıkları yıkadım. Cüzdanın masanın üstünde.”
Bana öyle bir baktı ki, sanki düşmanıymışım gibi. “Senin yüzünden hiçbir şeyimi bulamıyorum! Bir gün kafayı yiyeceğim!”
Kendimi savunacak gücüm yoktu. Yıllardır aynı döngü. Kamil’in öfkesi, işsizlik, arkadaş çevresi, gece geç saatlere kadar eve gelmesi… Babası öldüğünden beri her şey daha da kötüleşti. O zamanlar Kamil on sekizindeydi, şimdi yirmi altı. Hayatında bir adım ileri gitmedi. Ben ise, her gün biraz daha tükeniyorum.
Kahvaltı hazırlamaya başladım. Kamil, sigarasını yakıp camı açtı. “Ne var kahvaltıda? Yine mi peynir, zeytin? Bir gün de sucuklu yumurta yapsan ölür müsün?”
İçimden bir şeyler koptu. “Kamil, paramız yok. Sucuk almak lüks oldu artık.”
Gözlerini devirdi. “Senin yüzünden bu haldeyiz. Babam yaşasaydı böyle olmazdı.”
Bu cümle, her defasında kalbimi bıçak gibi kesiyor. Babası öldüğünde ben de öldüm sanki. Ama Kamil bunu anlamıyor. Onun için ben sadece suçluyum.
O gün, Kamil’in öfkesi daha da büyüdü. Öğleden sonra arkadaşları geldi, içeride yüksek sesle müzik açtılar. Komşular kapıyı çaldı, “Ayşe Hanım, biraz sessiz olabilir misiniz?” dediler. Utancımdan yerin dibine girdim. Kamil’e bir şey söylemeye çalıştım, “Oğlum, komşular rahatsız oluyor.”
Bana bağırdı: “Sen karışma! Burası benim de evim!”
O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır susuyordum, yutuyordum, sineye çekiyordum. Ama artık gücüm kalmamıştı. Akşam olduğunda, Kamil’in arkadaşları gittikten sonra, mutfağa girdim. Kamil koltukta uzanmış, telefonuyla oynuyordu.
Yanına oturdum. “Kamil, konuşmamız lazım.”
Gözlerini bile kaldırmadı. “Ne var yine?”
“Böyle devam edemeyiz. Evde huzur kalmadı. Ben artık dayanamıyorum. Bir iş bulman, kendi hayatını kurman lazım.”
Kamil, aniden ayağa fırladı. “Sen beni evden mi kovuyorsun? Benim annem misin sen?”
Gözlerim doldu. “Oğlum, ben seni çok seviyorum. Ama bu şekilde yaşayamam. İkimiz de mutsuzuz.”
Kamil, öfkeyle kapıyı çarptı, dışarı çıktı. O gece gelmedi. Ben sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda, Kamil’in odasına girdim. Her şey dağınıktı. Masanın üstünde boş bira kutuları, yere atılmış kıyafetler. Yatağın üstünde eski bir fotoğrafımız vardı; ben, Kamil ve rahmetli eşim. O zamanlar ne kadar mutluyduk.
O gün, Kamil eve geldiğinde sarhoştu. Yine bağırdı, yine eşyaları fırlattı. Komşular tekrar kapıya dayandı. “Ayşe Hanım, polise haber vereceğiz!”
O an kararımı verdim. Kamil’in karşısına geçtim. “Oğlum, artık yeter. Bu evde böyle davranamazsın. Eğer devam edersen, polise başvuracağım.”
Kamil, bana öyle bir baktı ki, gözlerinde hem öfke hem de korku vardı. “Bunu bana yapamazsın!”
Ama yaptım. O gece polisi aradım. Kamil’i evden çıkarmalarını istedim. Polisler geldi, Kamil’i sakinleştirmeye çalıştılar. Ben ağlıyordum, ellerim titriyordu. Komşular kapı aralığından bakıyordu. Kamil, “Sen annesin, bunu bana nasıl yaparsın?” diye bağırdı. Polisler onu dışarı çıkardı. Kapı kapandığında, evde bir sessizlik oldu. O sessizlik, yıllardır duymadığım bir huzurdu ama aynı zamanda içimi yakan bir boşluktu.
Ertesi gün, Kamil’in birkaç eşyasını bir çantaya koydum, kapının önüne bıraktım. Oğlumu evden kovmuştum. Herkes bana “Doğru yaptın, Ayşe Hanım, kendini düşünmelisin” dedi. Ama ben her gece yastığa başımı koyduğumda, Kamil’in çocukluğunu, bana sarılışını, “Anne, seni çok seviyorum” deyişini hatırlıyorum. Nerede yanlış yaptım? Onu çok mu korudum, çok mu şımarttım? Yoksa babasının yokluğu mu onu bu hale getirdi?
Şimdi, evde tek başıma oturuyorum. Sessizlik bazen huzur, bazen de cehennem gibi. Kamil’den haber alamıyorum. Belki bir gün arar, “Anne, ben iyiyim” der. Belki de bir daha hiç görüşmeyiz.
Kendime her gün aynı soruyu soruyorum: Bir anne, oğlunu evden kovmak zorunda kalırsa, gerçekten anne midir? Yoksa bazen sevmek, bırakmak mıdır? Siz olsanız ne yapardınız?