Zamanın Esiri: Kayınvalidemin Evinden Kaçışım
“Zeynep, saat sekiz oldu. Kalk, kahvaltı hazır!” Kayınvalidemin sesi, sabahın sessizliğini bıçak gibi kesiyor. Gözlerimi aralıyorum; içimde bir huzursuzluk, bir ağırlık. Yine aynı gün, yine aynı kurallar. Yatakta doğrulurken, içimden “Bugün de hayatta kalabilecek miyim?” diye geçiriyorum.
Evleneli altı ay oldu. Eşim Serkan’la, İstanbul’un kalabalığında küçük bir ev hayali kurarken, ekonomik sıkıntılar yüzünden onun ailesinin evine taşınmak zorunda kaldık. Başta, “Bir süreliğine, idare edelim,” dedik. Ama o süre, sonsuz bir döngüye dönüştü. Kayınvalidem, Hatice Hanım, evin tek hâkimi. Her şey onun saatine, onun düzenine bağlı. Sabah 8’de kahvaltı, 12’de öğle yemeği, 18’de akşam yemeği. Arada atıştırmak mı? Asla. “Mideyi bozarsın, düzeni bozarsın,” der hemen.
Bir sabah, mutfağa gizlice girip bir dilim ekmek almak isterken yakalandım. “Zeynep, bu saatte yemek mi yenir? Akşam yemeğine iki saat var. Sabretmeyi öğrenmelisin!” dedi. O an, çocuk gibi utandım. Karnım gurulduyor, ama gururum daha çok acıyor. Serkan ise işte, akşamları yorgun dönüyor. Ona anlatmaya çalışıyorum, “Serkan, burada nefes alamıyorum. Her şey çok kuralcı, ben kendi evimde değilim sanki.” O ise, “Annemin huyu böyle, idare et. Biraz daha sabret,” diyor. Ama sabrım tükeniyor.
Bir gün, Hatice Hanım sofrada, “Zeynep, pilavı fazla karıştırmışsın. Böyle olmaz. Bizim evde her şeyin bir usulü var,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Sadece pilav değil, ben de karıştırılmıştım. Kendi hayatımın hiçbir köşesinde söz hakkım yoktu. Kendi annemi aramak istedim, ama “Aman, arama, üzülür,” dedim kendime. Annem, “Kızım, evlilik sabır ister,” derdi hep. Ama bu sabır, kendimden vazgeçmek miydi?
Bir akşam, Serkan işten geç geldi. Sofrada sessizlik. Hatice Hanım, “Serkan, Zeynep bugün yine saatinde yemek yemedi. Böyle giderse hasta olacak,” dedi. Serkan bana baktı, gözlerinde yorgunluk. “Zeynep, annemi üzme,” dedi sadece. O an, gözlerim doldu. Kimse beni anlamıyordu. Ben sadece biraz özgürlük, biraz nefes istiyordum.
Bir gece, açlıktan midem kazınıyor. Mutfağa sessizce süzüldüm. Dolabı açtım, bir parça peynir aldım. Tam ağzıma atacakken, Hatice Hanım ışığı açtı. “Zeynep, bu saatte yemek mi yenir? Disiplinsiz olursan, evde huzur kalmaz!” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Ben insanım, açım!” diye bağırmak istedim. Ama sesim çıkmadı. O gece, yatağımda sessizce ağladım.
Ertesi gün, Serkan’la konuşmaya karar verdim. “Serkan, ben burada mutlu değilim. Her şey bir programa bağlı. Kendi evimdeymişim gibi hissedemiyorum. Biraz özgürlük istiyorum.” Serkan, başını öne eğdi. “Biliyorum Zeynep, ama şu an başka çaremiz yok. Annem de yaşlı, ona da yük olmak istemiyorum.”
Bir hafta sonra, Hatice Hanım’ın doğum günüydü. Evde büyük bir hazırlık. Herkes telaşlı. Ben de mutfakta, pastayı hazırlıyorum. Bir an, Hatice Hanım yanıma geldi. “Zeynep, senin annen böyle mi yapardı? Bizim evde her şeyin bir vakti, bir usulü vardır. Sen de alışacaksın,” dedi. O an, içimdeki isyan büyüdü. “Ben alışmak istemiyorum!” diye haykırmak istedim. Ama yine sustum.
O gece, Serkan’la tartıştık. “Serkan, ben burada daha fazla kalamayacağım. Kendimi kaybediyorum. Kendi evimde bile değilim. Annem gibi hissetmiyorum, eşin gibi hissetmiyorum. Sadece bir misafir gibiyim.” Serkan, “Biraz daha sabret, Zeynep. Bak, işler düzelirse kendi evimize çıkarız,” dedi. Ama ben sabrımın sonuna gelmiştim.
Bir sabah, kahvaltı sofrasında, Hatice Hanım yine bana laf soktu. “Zeynep, çayı fazla demlemişsin. Bizim evde böyle olmaz.” O an, çay bardağını masaya bıraktım. “Hatice Hanım, ben elimden geleni yapıyorum. Ama burada kendimi iyi hissetmiyorum. Lütfen beni anlamaya çalışın,” dedim. O an, sofrada bir sessizlik oldu. Hatice Hanım, “Bu evde herkes kurallara uyar. Sen de uyacaksın,” dedi. Gözlerim doldu. O an karar verdim.
O gün, annemi aradım. “Anne, ben dayanamıyorum. Burada nefes alamıyorum. Her şey bir programa bağlı. Kendi hayatım yok,” dedim. Annem, “Kızım, gel. Kapım sana her zaman açık,” dedi. O an, içimde bir ferahlık hissettim.
Akşam, Serkan’a söyledim. “Ben anneme gidiyorum. Bir süreliğine. Kendimi bulmam lazım.” Serkan, başını öne eğdi. “Haklısın Zeynep. Belki de biraz ayrı kalmak iyi gelir,” dedi.
Eşyalarımı toplarken, Hatice Hanım kapıda belirdi. “Nereye gidiyorsun?” dedi. “Biraz nefes almam lazım,” dedim. Gözlerinde bir şaşkınlık, bir öfke. “Bu evde herkes kurallara uyar, Zeynep. Sen de uymak zorundasın,” dedi. “Ben artık kendi kurallarımı koymak istiyorum,” dedim. O an, ilk defa kendim için bir adım attım.
Annemin evine vardığımda, derin bir nefes aldım. O an, özgürlüğün ne demek olduğunu anladım. Kendi hayatımı, kendi seçimlerimi özlemişim. Belki de en büyük açlık, midemde değil, ruhumdaydı.
Şimdi düşünüyorum da, bir evde kurallar mı önemli, yoksa insanın kendini evinde hissetmesi mi? Siz olsanız ne yapardınız? Kendi hayatınızdan vazgeçer miydiniz, yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?