İki Ev Arasında: İnancımla Aşmaya Çalıştığım Aile Fırtınası
“Yine mi anne?” diye bağırdı Engin’in annesi, mutfağın kapısında ellerini beline koymuş, bana öfkeyle bakıyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Ocağın başında, akşam yemeği için tencereyi karıştırırken, gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Küçük kızım Elif, masanın altında sessizce oyuncak bebeğiyle oynuyordu. Engin ise salonda, annesinin sesiyle irkildi ama hiçbir şey olmamış gibi televizyona bakmaya devam etti.
O gün, kayınvalidem Hatice Hanım, yine yemeğin tuzunu beğenmemişti. “Bizim evde böyle yemek yapılmazdı, oğlumun midesi hassastır,” dedi, sanki ben Engin’i yıllardır tanımıyormuşum gibi. İçimden, “Ben de bu evin kadınıyım,” diye haykırmak istedim ama sesim çıkmadı. O an, Engin’in bana bakışındaki boşluğu fark ettim. Sanki ben bu evde bir misafirdim, onlar ise asıl sahiplerdi.
İlk yıllarımızda her şey farklıydı. Engin’le üniversitede tanışmıştık. O zamanlar bana, “Seninle bir ömür geçireceğim, annem de seni çok sevecek,” derdi. Düğünümüzden sonra, Engin’in ailesiyle aynı apartmanda oturmaya başladık. Başta, “Aile olmak böyle bir şey,” diye düşündüm. Ama zamanla, Hatice Hanım ve Engin’in kız kardeşi Zeynep’in gölgesi evimizin üzerine çöktü.
Zeynep, her fırsatta bana laf sokar, “Ağabeyim eskiden böyle değildi, sen onu değiştirdin,” derdi. Engin ise hep arada kalır, annesiyle kardeşiyle benim aramda bir köprü olmaya çalışırdı ama çoğu zaman köprü yıkılır, enkazı benim üstüme düşerdi. Bir gün, Elif ateşler içinde yatarken, Hatice Hanım, “Çocuğa iyi bakamıyorsun, bizim zamanımızda böyle olmazdı,” dedi. O an, içimdeki sabır taşı çatladı. “Ben de anneyim, elimden geleni yapıyorum!” diye bağırdım. Evin içinde yankılanan sesim, Engin’i salondan çıkardı. Bana bakıp, “Annem haklı, biraz daha dikkatli olmalısın,” dediğinde, kalbim paramparça oldu.
O gece, Elif’in başında sabaha kadar dua ettim. “Allah’ım, bana sabır ver, ailemi koru,” dedim. Gözyaşlarım yastığa aktı. Sabah olduğunda, Engin işe gitmişti. Hatice Hanım ise mutfakta, Zeynep’le fısıldaşıyordu. Beni görünce sustular. O an, bu evde yalnız olduğumu, kimsenin beni anlamadığını hissettim.
Bir gün, Engin’in doğum günü için sürpriz bir pasta yaptım. Elif ve oğlum Efe’yle birlikte süsledik. Akşam, Engin eve geldiğinde, Hatice Hanım pastayı görünce, “Bizim evde böyle pasta yapılmaz, ben yapardım eskiden,” dedi. Engin ise annesinin yanında durup, “Anneciğim, senin pastaların bir başka olur,” dedi. O an, çocuklarımın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. Elif, “Anne, babam pastamızı beğenmedi mi?” diye sordu. Ona sarıldım, “Beğendi kızım, sadece babaannenin de pastaları güzelmiş,” dedim ama içim acıdı.
Zaman geçtikçe, Engin’in bana olan ilgisi azaldı. Akşamları eve geç gelir, çoğu zaman annesiyle oturur, bana ise sadece çocuklarla ilgilenmem gerektiğini söylerdi. Bir gün, Zeynep’in nişanında, herkes bana soğuk davrandı. Sanki ben bu ailenin yabancısıydım. Eve döndüğümüzde, Engin’le tartıştık. “Neden hep annene ve Zeynep’e hak veriyorsun? Ben de senin eşinim!” dedim. Engin, “Onlar benim ailem, sen de öyle olmalısın ama sürekli sorun çıkarıyorsun,” dedi. O an, içimdeki umutlar bir bir sönmeye başladı.
Bir gece, Elif korkuyla yanıma geldi. “Anne, babaannem seni sevmiyor mu?” diye sordu. O an, ne diyeceğimi bilemedim. Çocuğumun gözlerinde, benim yaşadığım yalnızlığı gördüm. Ona sarılıp, “Bazen insanlar birbirini anlamakta zorlanır ama ben seni çok seviyorum,” dedim. O gece, Allah’a dua ettim. “Bana güç ver, çocuklarım için ayakta kalmamı sağla,” dedim.
Bir sabah, Engin’in annesiyle büyük bir tartışma yaşadık. “Sen bu eve gelin geldin ama hiçbir zaman bizim ailemizden olmadın!” dedi. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben elimden geleni yaptım, hepiniz için uğraştım,” dedim. Engin ise yine annesinin yanında durdu. “Yeter artık, annemi üzme!” dedi. O an, bu evde bana yer olmadığını anladım.
O gece, çocuklarımı alıp anneme gittim. Annem beni kapıda görünce, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Kızım, sabret, Allah büyüktür,” dedi. Annemin yanında, ilk defa kendimi güvende hissettim. O gece, sabaha kadar düşündüm. “Devam etmeli miyim, yoksa kendi yolumu mu çizmeliyim?” diye sordum kendime.
Bir hafta sonra, Engin aradı. “Çocuklar için dön, annemle konuşurum,” dedi. Ama içimdeki yara o kadar derindi ki, dönmek istemedim. Annem, “Kızım, affetmek büyüklüktür ama kendini de düşün,” dedi. O an, Allah’a sığındım. “Bana doğru yolu göster,” dedim.
Bir gün, Elif yanıma gelip, “Anne, babamı özledim,” dedi. O an, çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini anladım. Engin’le konuştum. “Ailemizi kurtarmak istiyorsan, önce bana ve çocuklarına sahip çıkmalısın,” dedim. Engin, uzun süre sustu. Sonunda, “Haklısın, annemle arana mesafe koyacağım,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi.
Eve döndüğümüzde, Hatice Hanım ve Zeynep mesafeli davrandı ama Engin, ilk defa benim yanımda durdu. Zamanla, aramızdaki buzlar erimeye başladı. Affetmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu anladım. Her gece dua ettim, Allah’a şükrettim.
Şimdi, geçmişe dönüp baktığımda, yaşadıklarımın beni nasıl güçlendirdiğini görüyorum. Hâlâ zaman zaman içimde kırgınlıklar var ama çocuklarım için ayakta durmayı öğrendim. Bazen düşünüyorum: Bir kadının en büyük savaşı, kendi evinde mi olur? Siz olsaydınız, affeder miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?