Basit Bir Sabun ve Acı Gerçek: Radu Yerine Baran ile Hayatımın Dönüm Noktası
“Yeter artık, Baran! Bir sabun kokusu yüzünden mi tartışıyoruz yine?” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem mutfaktan kafasını uzatıp, “Kızım, nişanlınla böyle konuşulur mu?” dediğinde, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. O an, hayatımın tam ortasında, herkesin gözünde mükemmel görünen bir ilişkinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu anladım. Baran’la nişanlandığımızdan beri, her şey dışarıdan bakıldığında harika görünüyordu. Ailelerimiz, komşularımız, hatta iş yerindeki arkadaşlarım bile “Ne kadar şanslısın, Baran gibi birini buldun!” diyorlardı. Ama kimse, kapalı kapılar ardında yaşadığım huzursuzluğu, sürekli eleştirilmeyi ve kendi kimliğimi kaybettiğimi bilmiyordu.
Baran’la ilk tanıştığımızda, bana getirdiği o basit sabun kutusunu hâlâ hatırlıyorum. “Küçük şeyler önemlidir,” demişti. O zamanlar, bu söz bana romantik gelmişti. Ama zaman geçtikçe, Baran’ın hayatındaki her şeyin ‘küçük şeyler’ üzerinden şekillendiğini, ama bu küçük şeylerin aslında büyük yaralar açtığını fark ettim. Bir gün, işten yorgun argın eve geldiğimde, Baran beni kapıda karşıladı. “Ellerin yine deterjan kokuyor, neden sabun kullanmıyorsun?” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. O an, sadece ellerimin kokusunu değil, kendi değerimi de sorgulamaya başladım. Ben kimdim? Sırf başkalarını mutlu etmek için kendimden ne kadar daha vazgeçebilirdim?
Ailem, özellikle annem, Baran’ı çok seviyordu. “Kızım, Baran gibi bir damat kolay bulunmaz. Hem işi var, hem ailesi düzgün,” derdi sürekli. Babam ise sessizdi, ama bakışlarından onayladığını anlardım. Ben ise her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor, kendi sesimi duyamaz hale geliyordum. Baran’ın ailesi de bana karşı mesafeliydi. Onların evine gittiğimizde, kayınvalidem olacak kadın bana sürekli nasıl giyinmem gerektiğini, saçımı nasıl toplamam gerektiğini söylüyordu. Bir gün, “Bizim ailede kadınlar böyle giyinmez,” dediğinde, utancımdan yerin dibine girmiştim. Baran ise annesine karşı çıkmak yerine, “Annem haklı, biraz daha dikkatli olabilirsin,” demekle yetindi. O an, bir kez daha yalnız kaldığımı hissettim.
Nişanlılık sürecimiz boyunca, Baran’la aramızda sürekli küçük tartışmalar çıkıyordu. Bir gün, birlikte alışverişe çıktık. Benim seçtiğim elbiseyi beğenmedi, “Bu sana yakışmaz, daha sade bir şey bak,” dedi. İçimden, “Neden hep onun istediği gibi olmak zorundayım?” diye geçirdim. Ama sesimi çıkaramadım. Çünkü ailem, çevrem, herkes bu ilişkinin devam etmesini istiyordu. Sanki kendi hayatımı değil, başkalarının hayalini yaşıyordum. Bir akşam, annemle mutfakta otururken, “Anne, mutlu muyum sence?” diye sordum. Annem, gözlerime bakmadan, “Mutluluk zamanla gelir kızım, önemli olan huzur,” dedi. O an, annemin de kendi gençliğinde benzer şeyler yaşadığını, ama susmayı seçtiğini anladım. Ben de susacak mıydım?
Baran’la olan ilişkimde, her geçen gün biraz daha kendimden uzaklaştım. Kendi isteklerim, hayallerim, hatta arkadaşlarım bile arka planda kaldı. Bir gün, en yakın arkadaşım Elif’le buluştuğumda, bana “Sen eskisi gibi değilsin, gözlerin ışıldamıyor,” dedi. O an, Elif’in sözleriyle sarsıldım. Gerçekten de, aynaya baktığımda tanıdığım o neşeli, hayalperest kızı göremiyordum. Yerine, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışan, kendi isteklerini unutan birini bulmuştum.
Bir akşam, Baran’la büyük bir tartışma yaşadık. O gün, iş yerinde terfi almıştım ve bunu kutlamak istemiştim. Baran ise, “Kadınlar işte yükselse ne olur, evde huzur yoksa hiçbir şeyin anlamı yok,” dedi. O an, içimde biriken her şey patladı. “Benim başarılarım neden hiç önemli değil? Neden hep senin huzurun, senin mutluluğun?” diye bağırdım. Baran, şaşkınlıkla bana baktı. “Sen değiştin,” dedi. Evet, değişmiştim. Artık susmak istemiyordum.
O gece, sabaha kadar düşündüm. Hayatım boyunca başkalarının beklentileriyle yaşadım. Annemin, babamın, Baran’ın, hatta toplumun… Ama ya benim beklentilerim? Ben ne istiyordum? Sabah olduğunda, anneme her şeyi anlattım. “Anne, ben bu nişanı bozmak istiyorum,” dedim. Annem önce şok oldu, sonra ağlamaya başladı. “Kızım, insanlar ne der? Akrabalar, komşular… Bunca hazırlık, bunca emek…” dedi. Ama ben kararlıydım. “Anne, ben mutsuzum. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim. Babam ise sessizce yanıma gelip, “Kızım, sen nasıl mutlu olacaksan öyle yap,” dedi. O an, babamın desteğiyle biraz olsun güç buldum.
Baran’a nişanı bozmak istediğimi söylediğimde, önce inanamadı. “Herkesin hayalini yıkıyorsun,” dedi. “Kimin hayali Baran? Benim mi, senin mi, yoksa ailelerimizin mi?” diye sordum. O an, Baran’ın gözlerinde ilk kez gerçek bir şaşkınlık gördüm. “Bunu bana yapamazsın,” dedi. “Yapıyorum Baran. Çünkü artık kendim için bir şey yapmak istiyorum,” dedim. O an, içimde büyük bir yük kalktı. Korkuyordum, evet. İnsanların ne diyeceğinden, yalnız kalmaktan, hatta pişman olmaktan… Ama ilk defa kendim için bir adım atıyordum.
Nişan bozulduktan sonra, çevremdeki birçok insan bana sırt çevirdi. Komşular, akrabalar, hatta bazı arkadaşlarım bile beni eleştirdi. “Bir sabun kokusu yüzünden mi nişan bozulurmuş?” diyenler oldu. Ama ben biliyordum ki, mesele sabun kokusu değildi. Mesele, kendi değerimi, kimliğimi bulmaktı. Zamanla, yalnızlığın da bir güç olduğunu öğrendim. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı, kendi kararlarımı almayı…
Şimdi, geçmişe dönüp baktığımda, o basit sabun kutusunun aslında bana hayatımın en önemli dersini verdiğini görüyorum. Küçük şeyler bazen büyük değişimlerin habercisi olabiliyor. Kendi değerimi, kim olduğumu ve neyi hak ettiğimi öğrendim. Belki toplumun gözünde yanlış yaptım, belki de birçok insan beni anlamadı. Ama ben, ilk defa kendim için yaşadım.
Siz hiç, herkesin doğru bildiği bir yanlışı bozmak zorunda kaldınız mı? Kendi mutluluğunuz için, başkalarının hayallerini yıkmayı göze alabildiniz mi?