Kırık Kalpler ve Saklı Aşk: Bir Anadolu Kasabasında Annemle Ben
— Yeter artık anne! Gerçekten dayanamıyorum!
Sesim, evimizin dar koridorunda yankılandı. Annem, elindeki çantayı yere bıraktı, gözleriyle beni delip geçti. O an, sanki evdeki bütün hava çekilmişti. Babam işten henüz dönmemişti, küçük kardeşim Elif ise odasında sessizce ders çalışıyordu. Annemle baş başa kalmak, özellikle de okuldan yeni gelmişken, her zaman bir savaşa dönüşürdü.
— Ne demek yeter? Daha yeni başladım konuşmaya! Öğretmenin Ayşe Hanım yine senden şikayetçi. Sınıfta söz dinlemiyormuşsun, ödevlerini de aksatıyormuşsun! Bu gidişle nasıl adam olacaksın ha?
Gözlerim doldu ama annemin önünde ağlamamaya yeminliydim. İçimde biriken öfkeyi yutkunarak bastırmaya çalıştım. Oysa annem anlamıyordu; ben başka bir hayat istiyordum. Onun istediği gibi doktor ya da mühendis olmak değil, resim yapmak, hayallerimin peşinden gitmek istiyordum. Ama bu kasabada hayal kurmak bile lüks sayılıyordu.
— Anne, ben elimden geleni yapıyorum. Ama herkes matematikte iyi olmak zorunda değil ki! Ben resim yapmayı seviyorum, bunu neden anlamıyorsun?
Annemin yüzü bir anda sertleşti. Dudakları titredi, gözleri doldu ama hemen kendini toparladı.
— Resimle mi karnımızı doyuracağız? Baban gibi sabah akşam çalışıp eve ekmek getirecek misin? Hayal kurmakla olmuyor bu işler oğlum! Senin yaşında ben tarlada çalışıyordum. Şimdi senin tek işin ders çalışmak!
İçimdeki fırtına büyüdü. O an, annemin bana hiç güvenmediğini düşündüm. Oysa ben de onun gibi güçlü olmak istiyordum ama kendi yolumda.
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Defterime çizdiğim resimlere bakarken gözyaşlarım sayfalara damladı. Bir tek Elif anlıyordu beni. Sabah kahvaltıda yanıma sokulup fısıldadı:
— Abim, üzülme. Sen çok güzel çiziyorsun. Belki bir gün herkes anlar…
Elif’in sözleri içimi biraz olsun rahatlattı ama annemin bakışları hâlâ üzerimdeydi. Okula giderken yol boyunca düşündüm: Ya hayallerimden vazgeçecektim ya da anneme karşı çıkacaktım.
O gün okulda her zamankinden daha sessizdim. Sınıf arkadaşım Burak yanıma yaklaştı:
— Kaan, iyi misin? Yüzün asık yine.
Başımı salladım. Kimseye anlatamıyordum içimdeki savaşı. Ama Burak ısrar etti:
— Bak, sana bir şey göstereceğim. Akşam bizim köyde eski değirmenin orada buluşalım mı? Sana sürprizim var.
Akşam olunca gizlice evden çıktım. Annem Elif’le ilgilenirken fark etmedi bile. Değirmene vardığımda Burak beni bekliyordu. Yanında kasabanın en güzel kızı Zeynep de vardı. Zeynep’e yıllardır içimden bir şeyler hissediyordum ama ona asla söyleyememiştim.
Burak gülümsedi:
— Kaan, Zeynep’in de senden bir isteği var.
Zeynep utangaçça yaklaştı:
— Kaan, bizim tiyatro kulübü için afiş çizmemiz gerekiyor. Senin resimlerini gördüm, harikalar! Yardım eder misin?
O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. İlk defa biri yeteneğimi fark etmişti. Kabul ettim ve o gece değirmenin taş duvarına oturup saatlerce konuştuk, hayallerimizi paylaştık.
Eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. Yüzü öfkeliydi:
— Nerede kaldın? Yine ne işler peşindesin?
Yalan söyleyemedim:
— Tiyatro kulübüne afiş çizeceğim anne…
Annem bir an sustu, sonra başını iki yana salladı:
— Boş işlerle uğraşıyorsun yine! Yarın babanla konuşacağım, bu iş böyle gitmez!
O gece babam eve geldiğinde annem olan biteni anlattı. Babam sessizce dinledi, sonra bana döndü:
— Oğlum, annen haklı. Hayat kolay değil. Ama insan sevdiği işi yaparsa mutlu olurmuş derler… Yine de önce okulunu bitirmen lazım.
Babamın bu sözleri annemi daha da öfkelendirdi:
— Hep senin yüzünden böyle oldu zaten! Çocuk iyice başına buyruk oldu!
Evdeki hava buz kesti. Ben ise içimde bir umut kıvılcımı hissettim; belki de babam beni biraz olsun anlıyordu.
Ertesi gün okulda Zeynep’le birlikte afişi çizerken aramızda bir yakınlık oluştu. Her buluşmamızda ona biraz daha açıldım; hayallerimi, korkularımı anlattım. O da bana kendi ailesinin baskılarından bahsetti; onun da doktor olmasını istiyorlardı ama o tiyatrocu olmak istiyordu.
Bir gün Zeynep bana döndü:
— Kaan, neden herkes bizim yerimize karar veriyor? Kendi yolumuzu seçemez miyiz?
Onun bu sözleri içimdeki isyanı büyüttü. O akşam eve döndüğümde annem yine beni bekliyordu:
— Kaan, karar verdik babanla. Yazın seni dayının yanına göndereceğiz, orada dershaneye gidersin, adam olursun belki!
Dünya başıma yıkıldı sandım. Elif ağlamaya başladı:
— Abimi göndermeyin ne olur!
Ama annem kararlıydı. O gece Zeynep’e mesaj attım:
— Belki de hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyor…
Zeynep hemen cevap verdi:
— Hayır Kaan! Vazgeçmek yok! Birlikte başarabiliriz!
O mesaj bana güç verdi ama ertesi sabah annem valizimi hazırlamıştı bile. Dayımın yaşadığı büyük şehre doğru yola çıktık. Arabada annem sessizdi, ben ise pencereden dışarı bakarken gözyaşlarımı saklamaya çalıştım.
Dayımla yaşamak kolay olmadı; o da sürekli ders çalışmamı istiyordu. Ama geceleri gizlice resim yapmaya devam ettim. Zeynep’le mesajlaşmayı hiç bırakmadık; o bana umut verdi.
Bir gün kasabada tiyatro kulübünün afişi sosyal medyada yayıldı ve herkes çok beğendiğini yazdı. Annem bana ilk kez mesaj attı:
— Afişi sen mi çizdin? Herkes konuşuyor…
O an gözlerim doldu; belki de ilk defa annem benimle gurur duymuştu.
Şimdi üniversite sınavına hazırlanıyorum ama içimde hâlâ o çocuk var: Hayalleriyle ailesinin beklentileri arasında sıkışıp kalmış bir çocuk…
Sizce insan kendi yolunu seçmeli mi yoksa ailesinin istediği gibi mi yaşamalı? Annemi kırmadan hayallerimin peşinden gidebilir miyim?