Boşanma Sadece Başlangıçtı: Oğlum İçin Verdiğim Mücadele
“Sen bu evi terk ediyorsun, ama oğlumu asla alamazsın!” diye bağırdı Halil, gözleri öfkeyle dolu. O an, mutfağın ortasında, elimde valizimle donup kaldım. Annemden kalan eski bir atkıyı sımsıkı tutuyordum, sanki bana güç verecekmiş gibi. Kayınvalidem Şerife Hanım ise kapının önünde, kollarını göğsünde kavuşturmuş, bana küçümseyici bir bakış atıyordu. “Senin gibi bir kadın çocuk büyütemez. Bizim soyumuzda senin gibi zayıflara yer yok!” dedi, sesi buz gibiydi. Oğlum Emir ise odasında, olan bitenden habersiz, oyuncak arabalarıyla oynuyordu. O an, hayatımın en zor kararını vermek üzere olduğumu biliyordum.
Halil’le evliliğim baştan beri sancılıydı. Üniversiteyi bitirir bitirmez, ailemin baskısıyla evlenmiştim. Halil’in ailesi varlıklıydı, ama sevgileri yoktu. Evliliğimizin ilk gününden itibaren Şerife Hanım evin her şeyine karıştı. Ne giyeceğimden, ne pişireceğime kadar her şeye o karar verirdi. Halil ise annesinin sözünden çıkmaz, bana bir kere bile arka çıkmazdı. Bir gün, Emir’i kucağıma aldığımda, “Senin gibi bir kadın nasıl anne olacak?” diye alaycı bir şekilde gülmüştü Şerife Hanım. O an içimde bir şeyler kırılmıştı ama oğlum için susmuştum.
Yıllar geçtikçe, evdeki baskı daha da arttı. Halil’in ilgisizliği, Şerife Hanım’ın bitmek bilmeyen eleştirileri arasında eziliyordum. Kendi ailem uzaktaydı, onlara yük olmak istemedim. Her gece yastığa başımı koyduğumda, “Bir gün kurtulacağım bu hayattan,” diye kendime söz veriyordum. Ama Emir’in gözlerindeki masumiyet, bana hep sabretmemi söylüyordu. Onun için güçlü olmalıydım.
Bir gün, Halil eve sarhoş geldi. Yine annesiyle tartışmıştık, bana hakaretler yağdırdı. O gece kararımı verdim. Sabah olunca Emir’i okula bırakıp avukata gittim. Boşanma davası açtım. O an içimde bir umut yeşermişti. “Artık özgür olacağım,” dedim kendi kendime. Ama yanılmışım. Asıl savaş şimdi başlıyordu.
Boşanma süreci boyunca Halil ve Şerife Hanım, Emir’i bana karşı doldurmaya başladılar. “Annen seni bırakıp gitti,” dediler. Emir’in gözlerinde bana karşı bir yabancılık oluşmaya başladı. Her akşam telefonda konuştuğumuzda, sesi soğuktu. “Anne, neden bizi terk ettin?” diye sordu bir gün. O an içim parçalandı. “Seni asla terk etmedim oğlum, sadece daha iyi bir hayat kurmak istiyorum,” dedim ama sesim titriyordu.
Mahkeme günleri kabus gibiydi. Halil’in avukatı, benim psikolojik olarak dengesiz olduğumu, Emir’e bakamayacağımı iddia etti. Şerife Hanım ise mahkemede gözyaşları dökerek, “Biz bu çocuğu büyüttük, annesi ilgilenmedi,” dedi. O an yıkıldım. Hakim bana döndü, “Çocuğunuzun velayetini neden siz almalısınız?” diye sorduğunda, gözyaşlarımı tutamadım. “Çünkü ben onun annesiyim. Onun için her şeyi göze alırım. Oğlumun bana ihtiyacı var,” dedim. Ama içimde bir korku vardı, ya kaybedersem?
Bir gece, Emir’i görmek için Halil’in evine gittim. Şerife Hanım kapıyı açtı, beni içeri almak istemedi. “Senin burada ne işin var?” dedi. “Oğlumu görmek istiyorum,” dedim yalvarırcasına. Emir kapının arkasından seslendi, “Anne!” O an göz göze geldik. Koşup bana sarıldı. “Beni bırakma anne,” dedi. O an anladım ki, ne olursa olsun, oğlumun yanında olmalıydım.
Mahkeme sonunda velayeti bana verdi. Ama Halil ve Şerife Hanım pes etmedi. Emir’i her hafta sonu görmeye geldiklerinde, onu bana karşı doldurmaya devam ettiler. “Annen seni sevmiyor, o yüzden gitti,” dediler. Emir’in kafası karıştı, bana karşı mesafeli olmaya başladı. Geceleri ağlayarak uyuyordu. Bir gün, “Anne, ben kötü bir çocuk muyum? Neden herkes bana kızıyor?” diye sordu. O an içim parçalandı. “Hayır oğlum, sen dünyanın en iyi çocuğusun. Kim ne derse desin, ben hep senin yanında olacağım,” dedim.
Hayatımın en zor günleriydi. İş bulmak zorundaydım, kira ödemeliydim, Emir’in okul masrafları vardı. Geceleri evde temizlik yapıyor, gündüzleri bir tekstil atölyesinde çalışıyordum. Yorgunluktan bazen ayakta zor duruyordum ama Emir’in gülüşü bana güç veriyordu. Bir gün, okuldan döndüğünde elinde bir resimle geldi. “Anne, bu sensin. Yanında ben varım. Hiç ayrılmayalım olur mu?” dedi. O resmi hâlâ saklıyorum.
Ama Halil ve Şerife Hanım pes etmedi. Bir gün, Emir’i okuldan almak için gittiğimde, öğretmen beni kenara çekti. “Babanız ve babaanneniz, Emir’i almak için geldiler. Sizi bekliyorlar,” dedi. O an kalbim duracak gibi oldu. Hemen okula koştum. Halil ve Şerife Hanım, Emir’i ikna etmeye çalışıyordu. “Annen seni istemiyor, bizimle gel,” diyorlardı. Emir gözyaşları içinde bana koştu. “Anne, gitmek istemiyorum,” dedi. O an Halil bana döndü, “Sen bu çocuğu mahvediyorsun!” diye bağırdı. Okulun önünde herkes bize bakıyordu. “Ben oğlumu kimseye bırakmam!” diye haykırdım.
O günden sonra, Halil ve Şerife Hanım’ın baskıları daha da arttı. Sosyal hizmetlere şikayet ettiler, beni kötü anne olmakla suçladılar. Evime denetim için geldiler. Her şeyimi didik didik ettiler. Ama yılmadım. Her seferinde oğlumun yanında olduğumu gösterdim. Emir de zamanla bana daha çok bağlandı. Bir gün, “Anne, seninle her şeye varım. Beni bırakma olur mu?” dedi. O an gözyaşlarımı tutamadım. “Seni asla bırakmam oğlum,” dedim.
Yıllar geçti. Emir büyüdü, liseye başladı. Halil ve Şerife Hanım artık eskisi kadar etkili değiller. Ama yaşadıklarımın izleri hâlâ içimde. Bazen geceleri uyanıp, “Acaba oğlum mutlu mu?” diye düşünüyorum. Hayatım boyunca hep mücadele ettim. Şimdi geriye dönüp bakınca, “Bir anne çocuğu için neler göze alır?” diye soruyorum kendime. Siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız? Oğlunuz için her şeyi göze alır mıydınız?