Ailemle Bağlarımı Kopardım ve İlk Kez Özgürlüğü Hissettim
“Senin yüzünden bu hale geldik, Elif!” Babamın sesi evin duvarlarında yankılanırken, annem mutfakta sessizce ağlıyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hâlâ kendi hayatımı yaşayamıyordum. Annemle babamın beklentileri, mahalle baskısı, akrabaların bitmek bilmeyen lafları… Sanki nefes almak bile suçtu bu evde.
O gece, odamda otururken, içimdeki fırtınayı susturamadım. “Neden hep ben suçluyum? Neden kendi hayatımı seçemiyorum?” diye defalarca sordum kendime. Annemin sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Kızım, insanlar ne der? Senin yaşında herkes evlenmiş, çocuk sahibi olmuş. Sen hâlâ iş güç peşindesin.” Babam ise daha sertti: “Biz seni okutmak için neler çektik, sen ise bize baş eğmiyorsun!”
Bir sabah, kahvaltı masasında annem yine başladı: “Bak, komşunun kızı Zeynep nişanlandı. Sen ne zaman birini getireceksin?” O an, içimdeki sabır taşı çatladı. “Anne, ben evlenmek istemiyorum. Kendi hayatımı kurmak istiyorum!” dedim. Babam gazeteyi masaya fırlattı: “Sen bizim yüzümüzü yere eğiyorsun! Bizim ailemizde böyle başına buyrukluk olmaz!”
O an, gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece kalkıp odama gittim. Odaya kapanıp saatlerce düşündüm. Yıllardır kendi isteklerimi, hayallerimi hep bir kenara atmıştım. Üniversiteyi İstanbul’da okumak istemiştim, babam izin vermedi. Resim yapmak istiyordum, “Sanat karnı doyurmaz” dediler. Sevdiğim adamı ailem istemedi diye terk ettim. Hep başkalarının hayatını yaşadım, kendi hayatımı değil.
O gece, bir karar verdim. Sabah olunca, valizimi topladım. Annem kapıda ağladı, “Kızım, nereye gidiyorsun?” dedi. “Anne, artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Sizi seviyorum ama kendimi de sevmek istiyorum,” dedim. Babam arkamdan bağırdı: “Bir daha bu eve dönme!”
O an, içimde bir boşluk oluştu. Kapıyı çekip çıktığımda, sanki ciğerimden bir parça kopmuş gibiydi. Ama aynı zamanda, ilk defa özgür hissettim. İstanbul’a geldim, bir arkadaşımın yanında kalmaya başladım. İlk günler çok zordu. Geceleri ağladım, annemin yemeklerini, babamın sert ama koruyucu bakışlarını özledim. Ama sonra, yavaş yavaş kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim.
İlk işimi bulduğumda, ellerim titriyordu. Patronum, “Elif Hanım, bu projeyi size emanet ediyorum,” dediğinde, kendime olan güvenim arttı. Kendi paramı kazandım, kendi evimi tuttum. Kimseye hesap vermeden, istediğim saatte dışarı çıktım, istediğim kıyafeti giydim. İlk defa aynaya baktığımda, “Bu sensin Elif, başkası değil,” dedim.
Ama her şey güllük gülistanlık değildi. Ailemle bağlarımı kopardığım için mahallede dedikodu başladı. “Elif, ailesini bırakıp gitmiş. Kim bilir ne işler çeviriyor?” diyenler oldu. Eski arkadaşlarım arayıp, “Aileni nasıl bırakabildin? Annene yazık değil mi?” diye sorguladılar. Her gece, vicdanımla baş başa kaldım. “Bencil miyim? Annemi, babamı yalnız mı bıraktım?” diye kendimi yedim bitirdim.
Bir gün, annem aradı. Telefonu açmadım. Sonra bir mesaj geldi: “Kızım, seni çok özledim. Ne olur bir ses ver.” O mesajı okuduğumda, gözyaşlarım sel oldu. Ama biliyordum ki, geri dönersem yine aynı kısır döngüye hapsolacaktım. Kendi hayatımı seçmek, onları tamamen kaybetmek anlamına geliyordu belki de. Ama başka türlü yaşayamıyordum.
Bir akşam, işten eve dönerken, sokakta küçük bir kız gördüm. Annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu. O an, annemin bana sarıldığı günleri hatırladım. İçim acıdı. Ama sonra, kendi anneliğimi, kendi hayatımı kurma hayalini düşündüm. Belki bir gün, ben de bir çocuğa kendi seçimlerini yapma hakkı tanırım, onu kendi hayallerine zincirlemeden severim.
Aylar geçti. Annemle babamdan hiç haber almadım. Doğum günümde, posta kutumda bir mektup buldum. Annemin el yazısıydı. “Kızım, seni anlamaya çalışıyorum. Belki de biz hata yaptık. Ama bil ki, seni hep seveceğiz.” O mektubu okurken, içimde bir huzur oluştu. Belki de zamanla, ailem de değişir, beni olduğum gibi kabul eder diye umut ettim.
Şimdi, kendi evimde, kendi hayatımı yaşıyorum. Bazen yalnız hissediyorum, bazen özgür. Ama en önemlisi, artık kendim için yaşıyorum. Ailemle aramdaki mesafe hâlâ var, ama içimdeki zincirler kırıldı. Belki bir gün, yeniden bir araya geliriz. Ama o zamana kadar, kendi yolumda yürümeye devam edeceğim.
Bazen düşünüyorum: Kendi hayatını seçmek bencillik mi, yoksa cesaret mi? Siz olsanız, aileniz için kendi hayallerinizden vazgeçer miydiniz?