Sadece İşe Yarar Biri Miyim?
“Zeynep, sofrayı kur!” Annemin sesi yine mutfaktan yankılandı. O an, elimdeki bardağı lavaboya bırakırken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Her bayram, her aile buluşmasında aynı sahne: Ben mutfakta, diğerleri salonda kahkahalar atıyor. Küçükken bunun normal olduğunu sanırdım. Ama büyüdükçe, neden hep ben, neden hep Zeynep diye sormaya başladım kendime.
Babam, “Kızım, senin elin yatkın, anneni yorma,” derdi. Ama abim Murat’a ya da kuzenim Elif’e asla böyle bir şey söylenmezdi. Onlar misafirdi, ben ise evin hizmetçisi. Bir keresinde, anneme “Neden hep ben yapıyorum?” diye sormuştum. Yüzüme bakmadan, “Sen kızsın, elin alışsın,” demişti. O an, içimde bir öfke birikti. Sanki sadece iş yapmak için bu ailedeydim.
Yıllar geçti, üniversiteye gittim, başka bir şehirde okudum. Orada, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Kendi evimde, kendi kurallarım vardı. Ama ne zaman ailemin yanına gelsem, eski Zeynep oluveriyordum. Yine sofrayı ben kuruyor, bulaşığı ben yıkıyor, misafirlere çay ben taşıyordum. Bir keresinde, Murat’ın eşi Derya, “Zeynep, sen olmasan bu ev dağılır vallahi,” demişti gülerek. O an, içimden ağlamak geldi. Kimse, ‘Sen de otur, dinlen’ demiyordu.
Geçen yılki Kurban Bayramı’nda, artık dayanamadım. Sabah erkenden kalkıp mutfağa girdiğimde, annem bana yine “Zeynep, börekleri çıkar, çayı koy,” dedi. O an, elimdeki tepsiyi tezgaha bıraktım ve derin bir nefes aldım. “Anne, bu bayram ben sadece oturmak istiyorum. Lütfen, bu sefer başkası ilgilensin,” dedim. Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Ne demek o? Herkesin bir görevi var. Sen de yardım edeceksin,” dedi. Babam gazeteden başını kaldırdı, “Kızım, anneni üzme,” dedi. Murat ise telefonundan kafasını bile kaldırmadı.
O an, içimde bir şey koptu. “Neden hep ben? Neden Murat ya da Elif değil? Ben de bu ailenin bir ferdiyim ama sadece iş için mi varım?” diye bağırdım. Annem bir an sustu, sonra sesi titreyerek, “Senin gibi bir kızım olduğu için gurur duyuyorum, ama ailede herkesin bir rolü var,” dedi. Gözlerim doldu. “Benim rolüm sadece hizmet etmek mi?” dedim. O an, salondaki sessizlik kulaklarımı çınlattı.
O gün, sofraya oturmadım. Odamda, pencerenin önünde oturup ağladım. Çocukluğumdan beri hissettiğim o yabancılık, o dışlanmışlık, bir anda üzerime çöktü. Annem kapımı çaldı, “Zeynep, kızım, gel sofraya,” dedi. “Anne, ben sadece sevilmek istiyorum. Sadece iş için değil, Zeynep olduğum için,” dedim. Annem sustu, gözleri doldu. “Bazen anneler de hata yapar,” dedi sessizce.
O günden sonra, ailede bir şeyler değişti mi? Belki biraz. Annem bazen bana da çay getiriyor, Murat ise arada sofrayı topluyor. Ama içimdeki o yara hâlâ kapanmadı. Çünkü yıllarca, sadece işe yarayan biri olarak görüldüm. Kendi ailemde bile, kendim olmanın ne demek olduğunu unuttum.
Bir gün, işten eve dönerken, otobüste yanımda oturan yaşlı bir teyze bana, “Kızım, insan bazen en çok sevdiklerinden yara alır,” dedi. O an, gözlerim doldu. Belki de haklıydı. Belki de ailemden beklediğim sevgiyi, önce kendime vermem gerekiyordu. Ama yine de, içimde bir sızı var.
Geçen hafta, annem aradı. “Zeynep, bu hafta sonu ailece toplanıyoruz, gelir misin?” dedi. Bir an duraksadım. “Anne, sadece iş için mi çağırıyorsun, yoksa gerçekten beni görmek mi istiyorsun?” dedim. Annem sustu, sonra “Seni özledim, kızım,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi. Belki de, sınır koymak gerekiyordu. Belki de, kendimi korumak için hayır demeyi öğrenmeliydim.
Şimdi size soruyorum: Sadece işe yarayan biri olmak, ailedeki yerimizi belirler mi? Yoksa, sevilmek ve değer görmek için önce kendi sınırlarımızı mı çizmeliyiz? Sizce ben haklı mıyım, yoksa ailemin benden bekledikleri mi doğru?