Bayramdan Sonra Annemin Teşekkürü ve Gelinlerin Sessizliği
“Yeter artık, Zeynep! Şu mutfağa bir bak, her yer dağılmış!” diye bağırdı annem, bayram sabahı telaşıyla. Ben ise elimdeki çay tepsisini titreyerek taşırken, abimlerin eşleri, Elif ve Derya, salonun köşesinde telefonlarına gömülmüş, tırnaklarındaki yeni ojeleri birbirine gösteriyordu. Annemin sesiyle irkildiler ama gözlerini telefondan kaldırmadılar. O an, içimde bir öfke ve çaresizlik karışımı yükseldi. Her bayram aynı sahne: Annem, ben ve küçük kardeşim mutfakta koşturur, gelinler ise sanki misafir gibi davranırdı.
Elif ve Derya, abilerimin eşleri, birbirlerine çok benzerlerdi. İkisi de incecik, bakımlı, saçları kuaförden yeni çıkmış gibi parlak. Konuştukları tek şey yeni açılan güzellik salonları, hangi markanın rujunun daha kalıcı olduğu, ya da bu sezon hangi çantanın moda olduğu. Annem ise, eski usul bir Anadolu kadını; elleri çatlamış, gözlerinde yorgunluk ama yüreğinde kocaman bir sevgiyle evi bir arada tutmaya çalışıyor.
Bayram sabahı, herkesin bir arada olduğu o kalabalık sofrada, annem gözleri dolu dolu, “Allah sizden razı olsun kızlarım, ellerinize sağlık. Her şey çok güzel olmuş,” dedi. O an, Elif ve Derya başlarını kaldırıp hafifçe gülümsediler ama gözlerinde en ufak bir sıcaklık yoktu. Sanki annemin sözleri onlara ulaşmıyor, sadece bir zorunlulukmuş gibi davranıyorlardı. Annem ise, onların bu soğukluğunu görmezden gelmeye çalışarak, sofradaki boş tabakları toplamaya başladı.
Babam, her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, olan biteni fark etmiyor gibiydi. Abilerim ise, eşlerinin yanında oturup onların sohbetlerine katılmaya çalışıyor, ama belli ki onlar da bu ilgisizlikten rahatsız. Küçük kardeşim Efe ise, mutfakta anneme yardım etmeye çalışırken, “Anne, neden hep biz çalışıyoruz? Elif abla ve Derya abla neden hiç yardım etmiyor?” diye sordu fısıltıyla. Annem, Efe’nin başını okşadı, “Onlar alışık değiller oğlum, zamanla öğrenirler,” dedi ama sesinde bir kırgınlık vardı.
Bayramdan bir gün önce, annemle birlikte mutfağı temizlerken, “Kızım, Elif ve Derya’yı da çağır, birlikte hazırlık yapalım,” demişti. Ben de gidip onları salonda buldum. Elif, yeni aldığı telefonun kamerasıyla tırnaklarının fotoğrafını çekiyordu. “Elif abla, annem mutfağa yardım etmenizi istiyor,” dedim. Elif, bana şöyle bir baktı, “Ay Zeynep, ben daha yeni manikür yaptırdım, bulaşık deterjanı ellerimi mahveder. Hem Derya da kuaföre gidecek, biz sonra geliriz,” dedi. Derya ise, aynada saçlarını düzelterek, “Zeynep’ciğim, sen zaten çok beceriklisin, biz karışmayalım, ortalık daha da dağılır,” diye ekledi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin emeği, bizim çabamız, hepsi onların gözünde değersizdi sanki.
Bayram sabahı, sofrada herkes bir aradayken, annem tekrar teşekkür ettiğinde, Elif ve Derya’nın yüzlerinde küçümseyici bir ifade vardı. Sanki bu teşekkür, onların hak etmediği bir ödülmüş gibi. Sofra toplandıktan sonra, annem mutfağa geçti, gözleri dolmuştu. Yanına gidip, “Anne, üzülme, biz birlikteyiz,” dedim. Annem, “Kızım, ben onları da kendi kızım gibi sevdim, ama onlar bana hep mesafeli. Ne yapsam yaranamıyorum. Belki de ben eski kafalıyım, belki de artık aile olmak böyle bir şey değildir,” dedi. O an, annemin yalnızlığını, çaresizliğini iliklerime kadar hissettim.
Akşam olduğunda, Elif ve Derya, bayram ziyaretine gitmek için hazırlanırken, annem onlara tekrar teşekkür etti. “Kızlarım, ellerinize sağlık, iyi ki varsınız,” dedi. Elif, aynada rujunu tazeleyerek, “Rica ederiz anneciğim, zaten çok yorulduk,” dedi. Derya ise, “Bir dahaki bayramda dışarıda kutlasak daha iyi olur, evde çok iş var,” diye ekledi. Annem, bu sözler karşısında başını eğdi. Ben ise, içimden bağırmak istedim: “Neden bu kadar bencilsiniz? Neden annemin emeğini görmezden geliyorsunuz?” Ama sustum. Çünkü ailede bazı şeyler söylenmez, yutulur, içe atılır.
O gece, annemle baş başa otururken, “Kızım, ben bu evi bir arada tutmak için uğraşıyorum ama bazen kendimi çok yalnız hissediyorum. Eskiden bayramlar daha sıcak, daha samimiydi. Şimdi herkes kendi dünyasında. Elif ve Derya, kendi ailelerinden böyle gördüler belki de. Ama ben yine de onları sevmekten vazgeçemem. Belki bir gün, onlar da bu ailenin bir parçası olduklarını hissederler,” dedi. Annemin gözlerinden süzülen yaşları silerken, içimde bir umut kırıntısı aradım. Belki bir gün, gerçekten aile olabilirdik.
Ertesi gün, Elif ve Derya, sosyal medyada bayram soframızın fotoğraflarını paylaştılar. Altına, “Aileyle güzel bir bayram,” yazmışlardı. O an, içimde bir burukluk hissettim. Gerçekten aile miydik, yoksa sadece fotoğraflarda mı öyle görünüyorduk? Annem, o fotoğrafları görünce gülümsedi, “Bak kızım, ne güzel yazmışlar,” dedi. Ama ben, o satırların ardındaki boşluğu, samimiyetsizliği hissediyordum.
Bir akşam, Elif ve Derya kendi aralarında konuşurken, “Ay Derya, bu ailede herkes çok duygusal. Her şeye ağlanır mı? Ben kendi annemle böyle konuşmam,” dedi Elif. Derya ise, “Bence de, biraz mesafe iyi. Hem sürekli mutfakta olmak zorunda mıyız? Biz de insanız, kendimize vakit ayırmak istiyoruz,” dedi. Onların bu sözlerini duyan annem, sessizce odasına çekildi. Ben ise, onların arkasından bakarken, “Acaba biz mi fazla fedakârlık yapıyoruz, yoksa onlar mı çok bencil?” diye düşündüm.
Bayramdan sonra ev tekrar sessizliğe büründü. Annem, her zamanki gibi evin işlerini yapmaya devam etti. Ben ise, annemin yalnızlığını paylaşmaya çalıştım. Elif ve Derya, kendi hayatlarına döndüler, yeni güzellik salonlarını keşfetmeye, yeni moda akımlarını takip etmeye devam ettiler. Ama ben, her bayramda annemin gözlerindeki o kırgınlığı, o yalnızlığı unutamıyorum.
Bazen düşünüyorum, aile olmak sadece aynı sofrada oturmak mı, yoksa birbirinin yükünü hafifletmek mi? Annemin sevgisiyle, Elif ve Derya’nın ilgisizliği arasında sıkışıp kaldım. Sizce, ailede fedakârlık tek taraflı mı olmalı, yoksa herkes biraz elini taşın altına koymalı mı?