Yağmurlu Kaldırımda Kadın: Geçmişle Yüzleşme
“Anne, neden bu kadar sessizsin?” diye sormuştum yıllar önce, annemin gözlerinde kaybolmuş bir bakış varken. O zamanlar anlamamıştım, ama şimdi, yağmurlu bir sabahın ortasında, ıslak kaldırımda yatan kadına eğilirken, geçmişin gölgesi omuzlarıma çöktü. İstanbul’un gri sabahında, işe yetişmek için acele ederken, birden önümde bir kadın kayıp yere düştü. Şemsiye elimden kaydı, çantamdan kitaplar döküldü, ama kadının acı dolu iniltisi her şeyi susturdu. Hemen yanına koştum, “İyi misiniz?” dedim, sesi titrek ve endişeliydi. Kadın başını kaldırdı, göz göze geldik. O an, içimde tuhaf bir ürperti hissettim ama nedenini anlayamadım.
Kadının elini tuttum, ayağa kalkmasına yardım ettim. Yağmur saçlarını alnına yapıştırmıştı, yüzünde yılların yorgunluğu vardı. “Teşekkür ederim yavrum,” dedi, sesi kısık ve utangaçtı. Koluna girdim, yakındaki bir banka oturmasına yardım ettim. “Biraz bekleyin, size su getireyim,” dedim. O sırada, cebimden telefonumu çıkarıp ambulansı aramayı düşündüm ama kadın, “Gerek yok, birazdan geçer,” dedi. Yüzüne tekrar baktım, bir yerlerden tanıdık geliyordu ama çıkaramıyordum. İçimde bir huzursuzluk vardı.
O gün işime geç kaldım. Akşam eve dönerken, annemle birlikte yaşadığımız küçük daireye girdiğimde, annemin eski fotoğraflarına bakarken buldum kendimi. Birden, sabahki kadının yüzüyle annemin eski bir fotoğrafındaki başka bir yüz üst üste bindi. Kalbim hızla atmaya başladı. O kadını tanıyordum. O, annemin yıllar önce işten atılmasına sebep olan, dedikodularıyla annemin hayatını mahveden, komşumuz Meryem Hanım’dı.
O gece uyuyamadım. Annemin yıllarca süren sessizliğinin, gözlerindeki o derin hüznün sebebini şimdi daha iyi anlıyordum. Annem, babamı kaybettikten sonra, mahalledeki dedikodular yüzünden işinden olmuştu. İnsanlar ona sırt çevirmiş, yalnız bırakmıştı. Annem, her şeye rağmen kimseye kin tutmamış, bana da hep “İnsanları affetmek büyüklüktür,” demişti. Ama ben, o sabah yardım ettiğim kadının, annemin hayatını karartan kişi olduğunu öğrenince, içimde bir öfke kabardı.
Ertesi gün, aynı saatte, aynı yolda yürürken, Meryem Hanım’ı tekrar gördüm. Bu kez bana gülümsedi, “Dün için tekrar teşekkür ederim,” dedi. Gözlerinde bir pişmanlık vardı sanki. İçimden ona bağırmak, “Sen annemin hayatını mahvettin!” demek geldi. Ama annemin sesi kulağımda çınladı: “İnsanları affetmek büyüklüktür.”
O akşam, anneme her şeyi anlatmaya karar verdim. Sofrada sessizce otururken, “Anne, sana bir şey sormam lazım,” dedim. Annem başını kaldırdı, gözleriyle beni süzdü. “Bugün birine yardım ettim. Meryem Hanım’a. Onunla ilgili bana anlatmadığın bir şey var mı?” Annem bir an durdu, sonra derin bir nefes aldı. “O zamanlar çok gençtim, çok kırılmıştım. Ama zamanla anladım ki, herkes hata yapar. Meryem de pişman oldu, yıllar sonra bana mektup yazdı ama ben cevap vermedim. Kırgınlığım büyüktü. Ama şimdi düşünüyorum da, belki de affetmek gerekirdi.”
Annemin bu sözleri, içimdeki öfkeyi biraz olsun dindirdi. Ama yine de, Meryem Hanım’la yüzleşmek istiyordum. Ertesi sabah, onu tekrar aynı bankta buldum. Yanına oturdum. Bir süre sessizce oturduk. Sonra, “Sizi tanıyorum,” dedim. Kadın başını öne eğdi, “Biliyorum,” dedi. “Yıllardır bu anı bekledim. Sana ve annene çok büyük bir haksızlık yaptım. O zamanlar ne yaptığımı bilmiyordum. Kıskançlık, öfke, yalnızlık… Hepsi bir araya gelince, insan bazen en yakınındakine bile zarar verebiliyor.”
Gözlerim doldu. “Annem sizi affetmiş olabilir ama ben hala zorlanıyorum,” dedim. Meryem Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Biliyorum. Ama ben de yıllardır bu yükle yaşadım. Her gece dua ettim, keşke zamanı geri alabilsem diye. Ama hayat böyle bir şey işte. Bazen en büyük cezayı vicdanımız verir.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır taşıdığım öfkenin, aslında bana da zarar verdiğini fark ettim. Annemin gücünü, affediciliğini şimdi daha iyi anlıyordum. Meryem Hanım’a döndüm, “Belki bir gün ben de affedebilirim,” dedim. O da başını salladı, “Bu bile bana yeter,” dedi.
Eve dönerken, yağmur tekrar başlamıştı. Kaldırımda yürürken, annemin sözleri aklımda yankılandı: “İnsanları affetmek büyüklüktür.” Gerçekten de, affetmek mi büyüklüktü, yoksa geçmişin yükünü taşımak mı? Kendime sormadan edemedim: “Siz olsaydınız, affedebilir miydiniz?”