Cüzdanı ve Kafesi: Soğuk Bir Evlilikte Kendi Değerimi Ararken
“Senin neye ihtiyacın olabilir ki, Elif? Her şeyin var!” Kadir’in sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki bardağı sıkıca kavradım, parmaklarımın arasından kayıp yere düşmesinden korkarak. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. On iki yıl boyunca, Kadir’in cüzdanı ve onun bana biçtiği rol arasında sıkışıp kalmıştım. Herkesin gözünde mükemmel bir eş, iyi bir anne, örnek bir gelindim. Ama içimde, her geçen gün biraz daha silikleşen, kendi sesimi duyamayan bir Elif vardı.
Kadir, işten eve döndüğünde her şeyin yerli yerinde olmasını isterdi. Akşam yemeği sofrada, çocuklar sessiz, ev tertemiz… Onun için hayat buydu. Benim içinse, her gün biraz daha daralan bir kafes. Bir gün, oğlum Emir’in ödevine yardım ederken, Kadir içeri girdi ve masanın üzerindeki kitapları görünce kaşlarını çattı: “Burası dershane mi, ev mi Elif? Her yer dağınık!”
O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Emir’in ödevi var, yardım ediyorum,” dedim titrek bir sesle. Kadir, bana küçümseyerek baktı: “Senin işin çocuklara bakmak, evi düzenli tutmak. Benim işim para kazanmak. Herkes yerini bilsin.”
Bu cümle, yıllardır duyduğum ama her seferinde içimi acıtan bir gerçekti. Kadir’in cüzdanı, evdeki her kararı belirliyordu. Benim ne istediğim, ne hissettiğim, neye özlem duyduğum önemli değildi. Bir gün, anneme telefonda içimi dökerken, sesimi alçaltarak, “Anne, ben artık kendimi hissetmiyorum. Sanki bir gölge gibi yaşıyorum,” dedim. Annem, “Kocandır, idare et kızım. Herkesin bir derdi var. Senin yuvan var, çocukların var, şükret,” dedi. O an, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu anladım.
Kadir’in ailesi de her fırsatta bana ne kadar şanslı olduğumu hatırlatırdı. Kayınvalidem, “Kadir gibi bir adam bulmuşsun, hâlâ şikâyet ediyorsun. Bizim zamanımızda kadınlar kocalarının lafının üstüne laf söylemezdi,” derdi. İçimden bağırmak gelirdi: “Benim de bir hayatım, hayallerim var!” Ama sesim boğazımda düğümlenirdi.
Bir gün, eski bir arkadaşım olan Zeynep’le tesadüfen markette karşılaştım. Gözleri ışıl ışıldı, bana sarıldı: “Elif, ne zamandır görüşemiyoruz! Nasılsın?” O an, gözlerim doldu. “İyiyim,” dedim ama sesim titriyordu. Zeynep, yüzüme dikkatlice baktı: “Gerçekten iyi misin?” O an, içimde bir şey koptu. Marketin ortasında, gözyaşlarımı tutamadan, “Bilmiyorum Zeynep, bilmiyorum…” dedim. Zeynep, beni kenara çekip sarıldı. “Bazen iyi olmamak da iyidir Elif. Kendini unutma,” dedi.
O gece, Kadir eve geldiğinde, Zeynep’le karşılaşmamdan bahsettim. “Zeynep işe başlamış, kendi ayakları üzerinde duruyor,” dedim. Kadir, küçümseyerek güldü: “Kadın dediğin evinde oturur. Zeynep’in kocası da yakında boşar onu. Sen de öyle saçma şeyler düşünme.”
İçimdeki isyan büyüdü. Kadir’in cüzdanı, bana altın kafesimden başka bir şey sunmuyordu. Her şeyim vardı, ama hiçbir şeyim yoktu. Bir gün, çocuklar okuldayken, eski defterlerimi karıştırdım. Üniversitede yazdığım şiirleri, hayallerimi, yapmak istediklerimi okudum. O Elif nereye gitmişti? Hayatımın kontrolünü ne zaman kaybetmiştim?
Bir akşam, Kadir’in iş arkadaşları yemeğe geldi. Sofrada herkes gülerken, ben sessizce servis yapıyordum. Kadir’in arkadaşı Murat, bana dönüp, “Elif Hanım, siz de çalışıyor musunuz?” diye sordu. Kadir hemen araya girdi: “Elif’in işi evi. O bizim için en iyisini yapıyor.” O an, herkesin gözünde görünmez olduğumu hissettim. Kendi hayatımda figüran olmuştum.
O gece, yatakta gözlerim tavanda, Kadir’in nefes alışverişini dinledim. İçimde bir fırtına kopuyordu. “Ben ne zaman bu kadar sessizleştim? Ne zaman kendi hayatımdan vazgeçtim?” diye sordum kendime. Sabah olduğunda, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı mor, yüzüm solgundu. Ama ilk defa, içimde bir kıvılcım vardı.
Bir sabah, Kadir işe giderken, cüzdanını masada unuttu. İçimden bir ses, “Al, git, özgürlüğünü ara!” dedi. Ama sonra çocuklarımın yüzü gözümün önüne geldi. Onları bırakıp gidemem. Ama kendimi de daha fazla kaybedemem. O gün, Zeynep’i aradım. “Bir iş bulmak istiyorum. Kendi paramı kazanmak, kendi hayatımı kurmak istiyorum,” dedim. Zeynep, “Yanındayım Elif. Birlikte başaracağız,” dedi.
Kadir’e iş aradığımı söylediğimde, evde kıyamet koptu. “Benim karım çalışmaz! Ben sana bakamıyor muyum? İnsanlar ne der?” diye bağırdı. Çocuklar korkuyla bana sarıldı. O an, Kadir’in öfkesi değil, çocuklarımın korkusu beni harekete geçirdi. “Ben sadece anne değilim, sadece eş değilim. Ben de bir insanım Kadir. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim. Kadir, ilk defa susup bana baktı. Gözlerinde öfke, şaşkınlık ve korku vardı.
O gün, ilk defa kendi sesimi duydum. Zeynep’in yardımıyla bir kafede yarı zamanlı işe başladım. İlk maaşımı aldığımda, ellerim titredi. Küçük bir miktardı belki ama bana ait, benim emeğimdi. O parayla çocuklarıma dondurma aldım. Onların gülüşü, bana yıllardır unuttuğum bir mutluluğu hatırlattı.
Kadir, hâlâ kabullenemedi. Aramızda soğuk bir duvar var. Ama ben artık o duvarın arkasında kaybolmuyorum. Her gün, biraz daha güçleniyorum. Annem hâlâ “Yuvanı bozma kızım,” diyor. Kayınvalidem, “Çalışan kadın huzur bulamaz,” diye söyleniyor. Ama ben, ilk defa kendi hayatımın direksiyonuna geçtim.
Bazen geceleri, çocuklar uyuduğunda, pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: “Acaba doğru mu yapıyorum? Özgürlüğün bedeli yalnızlık mı olacak? Kendi değerimi bulmak için ne kadar daha savaşmam gerekecek?”
Siz olsaydınız, ne yapardınız? Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi, yoksa geç kalmış bir cesaret mi?