Kaderin Öğütücüsü: Bir Yılbaşı Hediyesiyle Başlayan Aile
“Bu da ne anne? Gerçekten mi? Yılbaşı gecesi bana et kıyma makinesi mi aldın?” diye bağırdım, gözlerim yaşlarla dolarken. Annem, elleriyle paketi sıkıca kavramış, bana bakıyordu. Yüzünde alışık olduğum o sert ifade vardı ama gözlerinin kenarında titrek bir gölge geziniyordu. “Zeynep, bu evde herkes bir işe yarar. Sen de artık büyüdün,” dedi, sesi her zamanki gibi soğuk ve buyurgandı. O an içimde bir şeyler koptu.
Babamı kaybettiğimizden beri evdeki sessizlik daha da ağırlaşmıştı. Annemle aramızda konuşulmayan binlerce kelime vardı. O gece, yılbaşı ağacının altındaki tek hediye buydu: ağır, eski moda bir et kıyma makinesi. Sanki annem bana, ‘Sen de artık bu evin yükünü taşıyacaksın’ demek istiyordu.
Küçük kardeşim Mert, köşede sessizce bizi izliyordu. O daha on yaşında, ama gözlerinde yetişkinlere özgü bir yorgunluk vardı. Annemle tartışmalarımızdan, evdeki gerginlikten en çok o etkileniyordu. “Ablam istemiyorsa ben kullanırım,” dedi utangaçça. Annem ona ters bir bakış fırlattı: “Sen daha küçüksün, karışma.”
O gece sofrada kimse konuşmadı. Sadece çatal bıçak sesleri, arada annemin derin iç çekişleri… İçimden defalarca ‘Neden böyle olduk?’ diye sordum. Babam hayattayken bile annemle aramızda hep bir mesafe vardı. Ama şimdi, onun yokluğunda bu mesafe uçuruma dönmüştü.
Gece yarısı herkes odasına çekildiğinde, mutfağa gidip o eski makineye baktım. Metal gövdesi soğuk ve yabancıydı. Elimi uzatıp dokundum; sanki geçmişin tüm yükü parmaklarımda toplandı. O an annemin mutfağa girdiğini duydum.
“Uyumadın mı?” dedi sessizce.
“Uyuyamıyorum anne,” dedim. “Neden bana böyle bir hediye aldın?”
Bir süre sustu. Sonra gözlerini yere indirdi: “Benim annem de bana aynısını almıştı. O zamanlar anlamamıştım. Ama zamanla… insan anlıyor.”
“Ne anlamışsın peki?” dedim öfkeyle.
“Hayatta kimse sana hazır bir sofra sunmaz Zeynep,” dedi. “Her şeyi kendin öğütmek zorundasın. Acını da, sevincini de…”
O an annemin de aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Babamı kaybettikten sonra o da savrulmuştu; belki de bu yüzden bana sevgisini böyle garip yollarla göstermeye çalışıyordu.
Ertesi sabah, annem erkenden kalkıp mutfağa girdi. Ben de peşinden gittim. “Bugün köfte yapalım mı?” dedi yorgun bir gülümsemeyle. Mert de yanımıza geldi; üçümüz ilk defa uzun zamandır birlikte bir şey yapıyorduk.
Kıyma makinesinin kolunu çevirirken annem anlatmaya başladı: “Ben küçükken, anneannem her bayram sabahı kıyma çekerdi. O zamanlar elektrikli makineler yoktu tabii… Hep birlikte çalışırdık.”
Birden gözleri doldu: “Bazen insan sevdiklerine sevgisini gösteremez Zeynep. Ama onları düşündüğünü bil istedim.”
O an anneme sarıldım; yıllardır ilk defa gerçekten sarıldım ona. Mert de bize katıldı; üçümüz ağladık, güldük, birbirimize tutunduk.
O eski makine şimdi mutfağımızın köşesinde duruyor. Her gördüğümde o yılbaşı gecesini hatırlıyorum; annemin sevgisini anlamaya başladığım geceyi… Belki de aile olmak, birbirimizin yükünü paylaşmak demekmiş.
Şimdi size soruyorum: Sizin de ailenizle aranızda konuşulamayan şeyler var mı? Bazen sevgimizi yanlış yollarla mı gösteriyoruz? Yorumlarda buluşalım…