Aşkı Kaybettim, Ailemi Buldum: Bir Türk Hayat Hikayesi
“Yeter artık, Serhat! Ne zamana kadar böyle devam edeceğiz?” diye bağırdı Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, mutfağın ortasında, elimde çay bardağıyla donup kaldım. Sanki bütün hayatım, o ince belli bardağın içinde dönüyordu. Sekiz yıldır Elif’le evliydik. Çocuğumuz olmamıştı, büyük kavgalarımız da yoktu ama bir türlü de mutlu olamamıştık. Hayatımız, İstanbul’un gri sabahları gibi, ne tam karanlık ne de aydınlıktı.
İçimde bir süredir büyüyen o boşluk, artık dayanılmaz hale gelmişti. Her sabah işe giderken, sanki evden değil de kendi hayatımdan kaçıyordum. Elif’in gözlerinde, bana dair hiçbir umut kalmamıştı. Annem aradığında, “Oğlum, iyi misin?” diye sorduğunda bile, içimdeki yalanı saklamak için sesimi titretmemeye çalışıyordum. Babam, her zamanki gibi sessizdi. Onunla konuşmak, duvara konuşmak gibiydi zaten.
Bir gün, işten eve dönerken Kadıköy vapurunda, içimden bir ses, “Git, Serhat. Kimseye haber vermeden git. Sanki ekmek almaya çıkmışsın gibi, bir daha dönme,” dedi. O an, kendimi kaybolmuş hissettim. Elif’le yaşadığım ev, bana ait değildi artık. O evde, ne bir çocuk sesi, ne de bir kahkaha yankılanıyordu. Sadece sessizlik ve birbirimize söyleyemediğimiz sözler vardı.
O gece, Elif’le son kez aynı yatakta yattık. Sırt sırta, birbirimize dokunmadan. Uyuyamadım. Tavanı izlerken, geçmişteki hatalarımı düşündüm. Belki de Elif’i hiç gerçekten sevmedim. Belki de sadece yalnız kalmaktan korktuğum için onunla evlendim. Sabah olduğunda, Elif mutfağa geçti. Ben de sessizce giyindim. Kapıdan çıkarken, “Görüşürüz,” dedim. O da başını bile kaldırmadan, “Görüşürüz,” dedi.
O gün işe gitmedim. Sahilde oturup, denizi izledim. Telefonumu kapattım. Kimseye ulaşmak istemedim. Annem aramış, Elif mesaj atmış, hepsini görmezden geldim. Akşam olunca, eski mahallemize, annemlerin evine gittim. Kapıyı annem açtı. Gözleri hemen doldu. “Oğlum, ne oldu?” dedi. Sarıldım ona, yıllardır ilk kez bu kadar sıkı sarıldım. Babam, salonda televizyon izliyordu. Beni görünce, göz ucuyla baktı ama bir şey demedi.
O gece, çocukluğumun odasında yattım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Sabah annem, “Kalk oğlum, kahvaltı hazır,” dediğinde, ilk kez uzun zamandır kendimi huzurlu hissettim. Annem sofraya menemen yapmıştı, babam gazeteyi okuyor, ben de çayımı karıştırıyordum. O an, yıllardır aradığım sıcaklığı bulduğumu fark ettim. Elif’le yaşadığım evde olmayan bir şey vardı burada: Aile.
Günler geçtikçe, Elif’ten bir haber gelmedi. Ben de aramadım. Annem, “Oğlum, Elif’i aramayacak mısın?” diye sordu. “Anne, bitti artık,” dedim. Annem gözlerini kaçırdı. Babam ise, “Her evlilikte olur böyle şeyler,” dedi. Ama ben biliyordum, bu sefer gerçekten bitmişti.
Bir gün, mahalleden çocukluk arkadaşım Emre’yle karşılaştım. “Ne yapıyorsun Serhat, seni hiç görmüyoruz,” dedi. Ona her şeyi anlattım. “Boşver, hayat kısa. Ailen yanında olsun yeter,” dedi. O an, Emre’nin ne kadar haklı olduğunu düşündüm. Elif’le yaşadığım hayat, bana ait değildi. Ama burada, annemin yaptığı yemek, babamın sessizliği, Emre’nin dostluğu… Bunlar benim hayatımdı.
Bir akşam, annemle mutfakta otururken, “Oğlum, senin de bir ailen olsun isterdim,” dedi. Gözleri doldu. “Anne, benim ailem sizsiniz,” dedim. Annem ağlamaya başladı. O an, yıllardır içimde biriken bütün duygular döküldü. Anneme sarıldım, “Siz olmasaydınız, ben de olmazdım,” dedim. Babam, kapıdan bakıp, “Ağlatma ananı,” dedi. Hepimiz güldük.
Aylar geçti. Elif’ten boşanma kağıtları geldi. Hiçbir şey hissetmedim. Sadece bir dönemin kapandığını anladım. Annem, “Her şeyin hayırlısı,” dedi. Babam, “Geçmiş olsun,” dedi. Hayat devam ediyordu.
Bir gün, mahallede yeni taşınan bir aileyle tanıştım. Kızları Zeynep, bana gülümsedi. İlk kez, uzun zamandır kalbim kıpırdadı. Zeynep’le konuşmaya başladık. Onunla sohbet ederken, kendimi yeniden genç hissettim. Zeynep, “Hayat bazen insanı en dipteyken bulur,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ben de tam öyle hissediyorum,” dedim.
Zeynep’le zaman geçirdikçe, hayatın sadece aşk ya da evlilikten ibaret olmadığını anladım. Aile, dostluk, paylaşmak… Bunlar daha önemliydi. Annem, Zeynep’i çok sevdi. Babam bile, “Kız iyiymiş,” dedi.
Şimdi, geçmişime baktığımda, Elif’le yaşadığım o sessiz hayatı, içimdeki boşluğu, annemin gözyaşlarını ve babamın sessizliğini düşünüyorum. Belki de hayat, kaybettiklerimizle değil, bulduklarımızla anlam kazanıyor.
Bazen düşünüyorum: Acaba Elif de mutlu mu şimdi? Benim gibi o da yeni bir aile buldu mu? Hayat, bize ikinci bir şans verir mi gerçekten? Sizce, insan geçmişini tamamen geride bırakabilir mi?