Görünmez Zincirler: Bir Türk Babanın Uyanışı
“Baba, neden hep ablama yardım ediyorsun? Benim de ihtiyacım var!” diye bağırdı Zeynep, gözlerinden yaşlar süzülürken. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek tuttuğum çay bardağıyla kalakaldım. Yıllardır kızlarım için yaptığım her şeyin, onları mutlu etmek için verdiğim her emeğin, bir gün böyle bir patlamayla karşıma çıkacağını hiç düşünmemiştim. Oysa ben sadece iyi bir baba olmaya çalışıyordum.
Küçük yaşta kaybettim babamı. Annemle birlikte, yokluk içinde büyüdüm. O yüzden kendi çocuklarımın hiçbir şeyden eksik kalmaması için gece gündüz çalıştım. Eşim Ayşe ile evlendiğimizde, hayalim sıcak bir yuva, huzurlu bir aileydi. Kızlarım Elif ve Zeynep doğduğunda, dünyam aydınlandı. Onlar için her şeyi yapmaya hazırdım. Ama şimdi, Zeynep’in gözlerindeki öfke ve kırgınlık, içimi paramparça ediyordu.
Elif üniversiteyi kazandığında, ona İstanbul’da bir ev tuttum. Masraflarını karşıladım, her hafta sonu yanına gidip ihtiyaçlarını sordum. Zeynep ise lisede daha sessiz, içine kapanık bir çocuktu. Onunla da ilgileniyordum ama Elif’in şehir dışında olması, ister istemez ona daha fazla zaman ve para ayırmamı gerektiriyordu. Ayşe bazen, “Zeynep’i ihmal etme, o da senin kızın,” derdi. Ama ben, “İkisine de elimden geleni yapıyorum,” diye savunurdum kendimi. Meğer ne kadar yanılmışım.
Bir gün, Elif aradı. “Baba, kredi kartım dolmuş, biraz para gönderebilir misin?” dedi. O sırada Zeynep odasında ders çalışıyordu. Ben de hemen internet bankacılığından Elif’e para gönderdim. Zeynep bunu fark ettiğinde, yüzüme bakmadan, “Benim de kursa gitmem lazım ama param yok,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Neden bu kadar kırılmıştı? Neden bana söylememişti? Oysa ben, onun için de her şeyi yapmaya hazırdım. Ama galiba, onun ihtiyaçlarını Elif’inki kadar önemsememiştim.
O gece, Ayşe ile uzun uzun konuştuk. “Mehmet, kızlarımız arasında bir rekabet var. Sen farkında değilsin ama Elif’e daha çok ilgi gösteriyorsun. Zeynep kendini yalnız hissediyor,” dedi. İlk başta kabul etmek istemedim. “Hepsine aynı sevgiyi veriyorum,” dedim. Ama Ayşe’nin gözlerindeki hüzün, bana gerçeği gösterdi. Belki de ben, kendi çocukluğumun eksikliklerini Elif’te tamamlamaya çalışıyordum. Zeynep ise sessizce köşesine çekilmiş, beni izliyordu.
Bir sabah, Zeynep’in odasında ağladığını duydum. Kapıyı çaldım, “Kızım, iyi misin?” dedim. Cevap vermedi. İçeri girdiğimde, yatağında büzülmüş, gözleri şişmişti. Yanına oturdum. “Baba, ben de senin kızınım. Neden beni hiç görmüyorsun?” dedi. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. “Zeynep, seni çok seviyorum. Bunu sana hissettiremediysem, özür dilerim,” dedim. Ama biliyordum ki, sadece sözlerle bu yarayı saramazdım.
O günden sonra, Zeynep’le daha fazla vakit geçirmeye başladım. Onunla yürüyüşlere çıktık, birlikte film izledik. Kurs parasını hemen verdim, hatta ona yeni bir telefon aldım. Ama aramızdaki mesafe, bir türlü kapanmıyordu. Elif ise, İstanbul’da kendi hayatını kurmaya başlamıştı. Arada arıyor, “Baba, seni özledim,” diyordu. Ama ben, Zeynep’in yanında olduğum halde, ona ulaşamıyordum.
Bir akşam, ailece sofradayken, Elif aradı. Telefonu hoparlöre aldım. “Baba, iş buldum! Artık kendi ayaklarımın üzerinde duracağım,” dedi. Hepimiz sevindik. Ama Zeynep’in yüzünde buruk bir ifade vardı. Sofra dağıldıktan sonra, Zeynep yanıma geldi. “Baba, Elif abla artık kendi başına. Sen de bana biraz daha fazla zaman ayırır mısın?” dedi. O an, ne kadar hata yaptığımı bir kez daha anladım. Kızlarım arasında kurduğum denge, aslında onları birbirine düşüren bir zincire dönüşmüştü.
Bir gece, Ayşe ile tartıştık. “Sen hep Elif’in peşindesin. Zeynep’i anlamıyorsun. Onun da hayalleri, korkuları var,” dedi. Sinirlendim. “Ben elimden geleni yapıyorum! Herkesin derdine yetişmek zorundayım sanki!” diye bağırdım. Ama sonra, sessizce odama çekildim. Kendi kendime, “Nerede yanlış yaptım?” diye sordum. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Geçmişimi, çocukluğumu, babasız büyüdüğüm yılları düşündüm. Belki de, kendi korkularımı kızlarıma yansıtmıştım.
Bir sabah, Zeynep’in odasında eski bir defter buldum. İçinde, bana yazdığı ama hiç vermediği mektuplar vardı. “Baba, keşke beni de Elif abla kadar sevdiğini hissettirebilsen. Seninle konuşmak istiyorum ama hep meşgulsün. Bazen, senin için görünmez olduğumu düşünüyorum,” yazmıştı. Gözlerim doldu. O an, yıllardır görmezden geldiğim gerçeği kabul ettim: Kızlarım arasında adil olamamıştım. Onları sevgimle korumak isterken, aslında aralarına görünmez zincirler örmüştüm.
O gün, ailece oturup konuştuk. “Kızlarım, sizleri çok seviyorum. Belki de bazen yanlış yaptım, birinizi diğerinden fazla kolladım. Ama artık her şeyi değiştirmek istiyorum. Birlikte daha fazla vakit geçirelim, birbirimizi dinleyelim,” dedim. Elif ve Zeynep, gözleri dolu dolu bana sarıldılar. O an, içimde bir huzur hissettim. Ama biliyordum ki, bu sadece bir başlangıçtı.
Şimdi, her hafta sonu ailece kahvaltı yapıyoruz. Zeynep’le birlikte kitap okuyor, Elif’le telefonda uzun uzun konuşuyorum. Ayşe ile aramızdaki gerginlik de azaldı. Ama bazen, geceleri yatağımda uzanırken, kendi kendime soruyorum: “Gerçekten iyi bir baba olabildim mi? Kızlarımın kalbinde açtığım yaraları sarabilecek miyim?”
Belki de hiçbir zaman mükemmel bir baba olamayacağım. Ama artık biliyorum ki, önemli olan hatalarımı görmek ve onları telafi etmek için çabalamak. Sizce, bir baba geçmişteki hatalarını telafi edebilir mi? Yoksa bazı yaralar, ne kadar uğraşsak da hep kanar mı?