Korkudan Büyük Bir Kalp: Bir Gecede Altı Çocuğun Annesi Oldum
“Zeynep abla, ne olur aç kapıyı, babam nefes almıyor!” diye çığlık atan Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. O gece, saat tam 02.17’ydi. Gözlerimi açtığımda, apartmanın koridorunda yankılanan ayak sesleri ve panik dolu fısıltılar vardı. Kapıyı açtığımda, Elif’in gözyaşlarıyla ıslanmış yüzü ve arkasında titreyen beş kardeşiyle karşılaştım. O an, içimde bir şeyler koptu. Hemen yan dairede oturan komşum Mehmet Bey’in kalp krizi geçirdiğini öğrendim. Ambulans geldi, ama her şey çok hızlı oldu. Mehmet Bey’i kaybettik. Çocuklar, annelerini yıllar önce bir trafik kazasında kaybetmişlerdi. Şimdi ise altı kardeş, bir gecede tamamen yalnız kalmıştı.
O geceyi hiç unutamıyorum. Çocuklar, koridorda birbirlerine sarılmış, sessizce ağlıyorlardı. Elif, en büyükleri, on dört yaşında. En küçüğü, üç yaşındaki Kerem. O an, içimde tarifsiz bir korku ve sorumluluk hissettim. Kendi iki çocuğum odalarında uyuyordu. Eşim Murat, ne yapacağımızı bilemez halde bana bakıyordu. “Zeynep, bu çocuklar şimdi ne olacak?” dedi fısıltıyla. Ben de bilmiyordum. Ama bir şey yapmalıydık. Onları o gece yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. “Gelin, bizde kalın,” dedim. Elif’in gözlerinde bir umut ışığı yandı. Diğer çocuklar da yavaşça bana yaklaştı. O gece, evimizde sekiz çocuk vardı. Kimse uyuyamadı. Ben de…
Sabah olduğunda, sosyal hizmetlerden görevliler geldi. Çocukların akıbetiyle ilgili konuşmak istediler. “Yakın akraba yok, devlet korumasına alınmaları gerekiyor,” dediler. Elif bana sarıldı, “Zeynep abla, bizi bırakma ne olur,” dedi. O an, içimde bir savaş başladı. Kendi çocuklarımın geleceği, ailemin huzuru, maddi imkânlarımız… Ama karşımdaki altı çocuğun gözlerindeki korku ve çaresizlik, her şeyi unutturdu. Murat’la göz göze geldik. O da benim gibi hissediyordu. “Biz bu çocukları bırakmayız,” dedim. Görevliler şaşırdı. “Altı çocuk büyük bir sorumluluk, emin misiniz?” diye sordular. Emin miydim? Bilmiyordum. Ama başka çaremiz yoktu.
İlk günler çok zordu. Evde sürekli bir ağlama, kavga, kıskançlık… Kendi çocuklarım, bir anda evin düzeninin değişmesine alışamadı. Küçük Kerem, geceleri altını ıslatıyor, Elif ise kardeşlerine annelik yapmaya çalışıyordu. Ben ise sabahları gözlerimi açtığımda, mutfakta altı farklı kahvaltı isteğiyle karşılaşıyordum. Murat, işten geç geliyordu. Akşamları yorgun argın eve döndüğünde, bazen sessizce balkona çıkıp sigara içiyordu. Bir gece yanına gittim, “Dayanamayacak mıyız?” dedim. Gözleri doldu, “Zeynep, bu çocuklar bizim kaderimiz oldu artık,” dedi. O an, birlikte ağladık.
Akrabalarımızdan bazıları, “Ne gerek var, devlet bakar,” dedi. Annem, “Kendi çocuklarını düşün, Zeynep,” diye sitem etti. Ama ben, Elif’in bana sarılışını, Kerem’in geceleri korkuyla uyanışını unutamıyordum. Komşular, başta yardım etti. Yemek getirdiler, çocuklara kıyafet topladılar. Ama zaman geçtikçe herkes kendi hayatına döndü. Biz ise, her sabah yeni bir mücadeleye uyanıyorduk. Okul masrafları, yemek, temizlik, hastalıklar… Bir gün, ortanca çocuklardan Mert, okulda kavga etmiş. Müdür aradı, “Çocuklar travma yaşıyor, psikolojik destek almaları lazım,” dedi. O an, kendimi çok çaresiz hissettim. Onlara iyi bir hayat sunabilecek miydim?
Bir akşam, Elif yanıma geldi. “Zeynep abla, babamı çok özlüyorum. Ama burada kendimi güvende hissediyorum,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Ona sarıldım, “Ben de seni çok seviyorum, Elif,” dedim. O gece, ilk defa içimde bir umut filizlendi. Belki de, sevgiyle her şeyin üstesinden gelebilirdik.
Aylar geçti. Evimizdeki kaos, yavaş yavaş düzene dönüştü. Çocuklar, birbirlerine alıştı. Kendi çocuklarım, başta kıskansalar da, zamanla kardeş gibi oldular. Murat, hafta sonları çocukları parka götürmeye başladı. Ben, mahalledeki kadınlarla konuşup, çocuklara gönüllü ders desteği ayarladım. Ama hâlâ geceleri, yalnız kaldığımda, “Doğru mu yaptım?” diye kendime soruyordum. Hayatım tamamen değişmişti. Kendi hayallerimden, rahatımdan vazgeçmiştim. Ama çocukların gülüşleri, bana her şeye değdiğini hissettiriyordu.
Bir gün, sosyal hizmetlerden tekrar geldiler. “Çocukların durumu çok iyi, sizinle kalmaları için işlemleri başlatıyoruz,” dediler. O an, içimde hem bir sevinç hem de bir korku hissettim. Artık resmen altı çocuğun annesi oluyordum. Kendi annem, sonunda bana sarıldı, “Seninle gurur duyuyorum, kızım,” dedi. O an, yıllardır hissetmediğim bir huzur hissettim.
Şimdi, geceleri çocukların odasına bakıp, hepsinin huzur içinde uyuduğunu gördüğümde, içimde tarifsiz bir mutluluk var. Ama bazen, hâlâ korkuyorum. Ya bir gün gücüm tükenirse? Ya bu çocuklara yetemezsem? Ama sonra Elif’in, Kerem’in, Mert’in bana sarılışını hatırlıyorum. Sevgiyle, korkudan daha büyük bir kalbim olduğunu anlıyorum.
Peki siz olsaydınız, altı yetim çocuğa bir gecede anne olmayı göze alabilir miydiniz? Sevgi, gerçekten her şeyin üstesinden gelebilir mi?