Artık Onların Hizmetçisi Değilim: Yıllar Süren Sessizliğin Ardından Kendi Hayatımı Seçtim
“Anne, çayı tazeleyebilir misin? Bardaklar soğumuş.”
Oğlumun sesi mutfağın kapısından içeri süzüldü. Elimdeki bulaşık süngerini sıktım, ellerim deterjan köpüğünden bembeyaz olmuştu. Bir an duraksadım, gözüm saate kaydı: Akşam yemeğinden sonra üçüncü kez çay demliyordum. Gelinim Elif, salonda oturmuş, telefonunda bir şeyler izliyordu. Torunum Ege ise yerde oyuncaklarıyla oynuyordu. Oğlum Murat, televizyonun karşısında, gözleri ekrana kilitlenmişti. Ben ise mutfakta, sessizce, kimseye yük olmadan, kimseyi rahatsız etmeden, yıllardır olduğu gibi hizmet ediyordum.
Ama bu akşam, içimde bir şey kırıldı. Yıllardır süren sessizliğim, içimde biriken yorgunluğum, bir anda yüzeye çıktı. Elif’in sesi salondan yükseldi: “Anne, Ege’nin sütünü de ısıtır mısın? Ben şimdi kalkamam.”
Bir an gözlerim doldu. Kimse görmedi. Kimse hissetmedi. O an, mutfağın soğuk fayanslarında, kendimi bir yabancı gibi hissettim. Kendi evimde, kendi ailemin arasında, bir hizmetçi gibi…
Çocuklarım için her şeyi yapmıştım. Murat’ı okutmak için yıllarca dikiş diktim, geceleri uykusuz kaldım. Eşim Ahmet’in hastalığında sabahlara kadar başında bekledim. Elif’i gelin olarak evimize aldığımızda, ona kendi kızım gibi davrandım. Her bayramda en güzel yemekleri yaptım, evin her köşesini pırıl pırıl tuttum. Ama şimdi, yaşlandıkça, sanki evdeki varlığım sadece iş yapmak içinmiş gibi davranılıyordu.
Bir gün Elif’in annesi bize geldi. Sofrada otururken, Elif bana dönüp, “Anne, salatayı da getirir misin?” dedi. O an, Elif’in annesinin yüzünde bir rahatsızlık gördüm. Kadıncağız bana mahcup bir bakış attı. O an anladım ki, sadece ben değil, başkaları da bu durumu fark ediyordu. Ama kimse bir şey demiyordu. Çünkü ben, her zaman sessiz kalmıştım. Çünkü ben, her zaman ‘anne’ydim, ‘kaynana’ydım, ‘hizmetçi’ydim.
Bir akşam, Murat işten geç geldi. Yorgun, asık suratlı. Sofrada sessizce yemek yerken, Elif birden bana döndü: “Anne, yarın sabah Ege’yi kreşe sen bırakır mısın? Benim toplantım var.”
O an içimde bir fırtına koptu. “Elif, ben de yaşlanıyorum. Sabahları dizlerim ağrıyor. Biraz dinlenmek istiyorum,” dedim. Elif’in yüzü asıldı. Murat ise başını kaldırıp bana baktı, “Anne, Elif’in işi yoğun, biraz yardımcı olsan ne olur?” dedi.
O an, yıllardır biriktirdiğim tüm kelimeler boğazımda düğümlendi. “Ben zaten hep yardımcı oluyorum, Murat. Ama bazen ben de yoruluyorum. Bazen ben de bir teşekkür bekliyorum,” dedim. Masada bir sessizlik oldu. Ege, kaşığını yere düşürdü. Kimse bir şey demedi.
O gece, yatağımda gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Kendime sordum: Ben ne zaman sadece ‘anne’ olmaktan çıkıp, evin hizmetçisi oldum? Ne zaman kendi isteklerimden, hayallerimden vazgeçtim? Ne zaman sadece başkalarının mutluluğu için yaşar oldum?
Ertesi sabah, Elif bana soğuk davrandı. Murat ise işe gitmeden önce bana sarılmadı. Ege ise her zamanki gibi bana “babaannem” deyip sarıldı. O an, sadece torunumun sevgisinin gerçek olduğunu hissettim.
Günler böyle geçti. Evdeki işler, sorumluluklar, beklentiler… Bir gün, komşum Ayşe Hanım’a uğradım. O da benim gibi yıllarca çocuklarına, torunlarına bakmış, ama bir gün “yeter” demişti. Bana dedi ki: “Fatma, kendini düşünmezsen, kimse seni düşünmez. Senin de bir hayatın var. Senin de bir hakkın var.”
O sözler içime işledi. O akşam eve döndüğümde, Elif yine bana seslendi: “Anne, ütüleri yapar mısın? Yarın Murat’ın gömleği lazım.”
Bir an durdum. “Elif, ben bugün çok yorgunum. Ütüyü sen yapsan?” dedim. Elif’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Ama ben çalışıyorum, sen evdesin!” dedi. O an, içimdeki sabır taşı çatladı.
“Ben de yıllarca çalıştım, Elif. Hem evde, hem dışarıda. Şimdi yaşlandım, biraz dinlenmek istiyorum. Ben sizin hizmetçiniz değilim. Ben de insanım, ben de yoruluyorum,” dedim. Murat odaya girdi, tartışmayı duydu. “Anne, neden böyle yapıyorsun? Elif zaten zorlanıyor,” dedi.
O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben de zorlanıyorum, Murat! Ben de insanım. Ben de bir anne, bir kadın, bir insanım. Sadece hizmet etmek için mi varım bu evde?”
Evde bir sessizlik oldu. Elif bana sırtını döndü, Murat ise sessizce odasına gitti. O gece, ilk defa kendi odamda, kapımı kapatıp, kimseye hesap vermeden ağladım. Sabah olduğunda, aynada kendime baktım. Gözlerim şişmişti, ama içimde bir hafiflik vardı. Sanki yıllardır taşıdığım yükten biraz kurtulmuştum.
O gün, Ayşe Hanım’la birlikte parka gittik. Çay içtik, sohbet ettik. İlk defa, sadece kendim için bir şey yaptım. Eve döndüğümde, Elif bana soğuk davrandı, Murat ise gözlerini kaçırdı. Ama Ege yine bana sarıldı.
Günler geçtikçe, evdeki hava değişti. Elif işlerini kendisi yapmaya başladı. Murat ise bana daha az iş yüklemeye başladı. Ben de kendime zaman ayırdım. Kitap okudum, örgü ördüm, komşularımla buluştum. İlk başta zor oldu, suçluluk hissettim. Ama sonra anladım ki, ben de değerliyim. Ben de bir insanım.
Bir gün, Murat yanıma geldi. “Anne, kusura bakma. Seni çok yorduk. Senin de dinlenmeye hakkın var,” dedi. Gözlerim doldu. “Oğlum, ben sizi çok seviyorum. Ama ben de yoruluyorum. Ben de bazen sadece anne, sadece kadın olmak istiyorum,” dedim. Murat başını eğdi, “Haklısın anne,” dedi.
Şimdi, hayatımda ilk defa kendim için bir şeyler yapıyorum. Torunumla vakit geçiriyorum, ama sadece istediğimde. Elif de bana daha saygılı davranıyor. Bazen hâlâ eski alışkanlıklarıma dönmek istiyorum, ama kendime söz verdim: Artık sadece başkaları için yaşamayacağım.
Bazen düşünüyorum: Kaç kadın, kaç anne, kaç kaynana benim gibi yıllarca sessizce hizmet etti? Kaçımız kendi hayatımızı, hayallerimizi unuttuk? Siz hiç kendinizi sadece başkalarının mutluluğu için yaşarken buldunuz mu? Yoksa hâlâ kendi sesinizi duymak için bekliyor musunuz?