Suçlu Kim, Anne?

— Mutfakta kotletleri kızartıyordum. Yağ cızırdıyordu, soğan kokusu mutfağı sarmıştı. Tam o sırada kapı zili çaldı. Elif’in odasından gelen ayak sesleriyle birlikte, içimde bir huzursuzluk yükseldi. Kapıya yönelmiştim ki, Elif’in sesi beni durdurdu.

— Mamo, bu bana! — dedi, sesi gergin ve aceleciydi.

— Tamam kızım, ben sadece…

— Ne sadece? Git kotletlerini kızart, lütfen! — dedi, gözleriyle beni adeta mutfağa itti.

Bir an duraksadım. Elif’in bana böyle çıkışmasına alışık değildim. Eskiden bana her şeyini anlatır, en küçük derdini bile paylaşırdı. Ama son zamanlarda aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. Kapının önünde bir gölge gibi kalakaldım. İçimde bir sızı, elimde spatula, mutfağa geri döndüm. Kapıdan gelen fısıltılar, Elif’in heyecanlı sesi, bir de yabancı bir erkek sesi… Kimdi bu çocuk? Neden bana hiç bahsetmemişti?

Kafamda bin bir soru, kotletleri çevirdim. Yağ sıçradı, elim yandı. Ama asıl canımı yakan, Elif’in bana olan uzaklığıydı. O an, geçmişe gittim. Elif küçükken, ona masallar okuduğum, saçlarını ördüğüm günleri hatırladım. O zamanlar bana “anneciğim” der, sarılırdı. Şimdi ise aramızda soğuk bir rüzgar esiyordu.

Bir süre sonra Elif, yanında uzun boylu, esmer bir gençle mutfağa girdi. Göz göze geldik. Elif’in bakışlarında bir meydan okuma vardı.

— Anne, bu Emre. Artık sevgilim. Tanışın, — dedi, sesi titriyordu ama gözleri kararlıydı.

Emre bana kibarca selam verdi. Ben ise ne diyeceğimi bilemedim. Elif’in sevgilisi olduğunu ilk kez duyuyordum. İçimde bir burukluk, bir de öfke… Neden bana anlatmamıştı? Neden her şeyden habersizdim?

— Memnun oldum, Emre. Hoş geldin, — dedim, sesim titrek çıktı.

Elif bana kısa bir bakış attı. Sanki “Bak, ben büyüdüm, kendi kararlarımı veriyorum” der gibiydi. O an, annemle yaşadığım kavgalar geldi aklıma. Ben de anneme karşı çıkmıştım, ama hiç bu kadar uzaklaşmamıştım.

Akşam yemeğinde herkes sessizdi. Emre, Elif’in elini tutuyordu. Ben ise çatalıma bakıyordum. Eşim Murat ise gazeteye gömülmüş, hiçbir şey duymuyordu. Bir ara Elif, bana döndü:

— Anne, Emre’yle birlikte yaşamak istiyoruz. Artık kendi hayatımı kurmak istiyorum, — dedi, sesi kararlıydı.

O an dünya başıma yıkıldı. Kızım daha üniversiteyi yeni bitirmişti. Daha dün gibi, okula ilk başladığı günü hatırlıyordum. Şimdi ise evden gitmek istiyordu. Gözlerim doldu, ama ağlamadım. Sadece sessizce başımı salladım.

— Kızım, acele etmesen? Daha çok gençsin, — dedim, sesim titriyordu.

— Anne, lütfen. Hep senin kurallarına göre yaşadım. Artık kendi kararlarımı vermek istiyorum. Sen de gençken annene karşı çıkmamış mıydın? — dedi, gözleri doldu.

Bir an sustum. Evet, ben de anneme karşı çıkmıştım. Ama annem bana hiç böyle davranmamıştı. O an, Elif’in bana neden bu kadar öfkeli olduğunu anlamaya çalıştım. Belki de ben fazla korumacıydım. Belki de ona hiç alan bırakmamıştım.

O gece uyuyamadım. Elif’in çocukluğunu, birlikte geçirdiğimiz güzel günleri düşündüm. Nerede hata yapmıştım? Neden aramız bu kadar açılmıştı? Sabah olduğunda, Elif valizini toplamıştı. Emre kapıda bekliyordu. Elif bana sarılmadan, sadece “Hoşça kal anne” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Gözyaşlarımı tutamadım.

Günler geçti. Elif’ten haber alamadım. Her gün telefonuma bakıyor, bir mesaj bekliyordum. Ama aramıyordu. Eşim Murat ise “Bırak, kendi hayatını yaşasın” diyordu. Ama ben bırakamıyordum. Bir gün, Elif’in çocukluk fotoğraflarına bakarken, annem aradı.

— Halina, kızın nasıl? — dedi, sesi yumuşaktı.

— Anne, Elif gitti. Benimle konuşmuyor. Nerede hata yaptım? — dedim, ağlamaya başladım.

— Kızım, annelik zor. Biz de hata yaptık. Ama çocuklar büyür, kendi yollarını çizer. Sen elinden geleni yaptın, — dedi annem.

Ama içimdeki suçluluk duygusu geçmedi. Her gün Elif’i düşündüm. Acaba mutlu muydu? Acaba bana kızgın mıydı? Bir gün, Elif’ten bir mesaj geldi. “Anne, iyi misin?” Sadece bu kadar. O an, gözyaşlarım sel oldu. Ona uzun bir mesaj yazdım. “Seni çok özledim. Eğer bir gün konuşmak istersen, ben buradayım.”

Aylar geçti. Elif arada bir mesaj atıyordu. Ama eskisi gibi değildik. Bir gün, Emre ile ayrıldıklarını öğrendim. Elif eve döndü. Kapıda durdu, gözleri doluydu.

— Anne, ben hata yaptım. Ama sen de bana hiç alan bırakmadın. Hep senin istediğin gibi olmamı istedin. Ben de yoruldum, — dedi, sesi titriyordu.

O an, Elif’e sarıldım. İkimiz de ağladık. Ona “Kızım, ben de hata yaptım. Seni çok sevdim, ama belki de fazla sevdim. Affet beni,” dedim.

Elif başını salladı. “Anne, ben de seni affediyorum. Ama artık birbirimizi anlamaya çalışalım, olur mu?” dedi.

O günden sonra, aramızda yeni bir sayfa açıldı. Elif artık bana her şeyini anlatmıyor, ama en azından konuşabiliyoruz. Ben de ona daha fazla alan bırakmaya çalışıyorum. Ama içimde hâlâ bir sızı var. Acaba gerçekten suçlu kimdi? Ben mi, yoksa hayatın kendisi mi? Sizce bir anne, çocuğunu fazla severek hata yapar mı? Yoksa her şey kader mi?