Annem Beni Nafakaya Verdi – Bir Mektubun Parçaladığı Hayatım
“Zeynep, bu mektubu okuduğunda bana kızacaksın, biliyorum. Ama başka çarem kalmadı.” Annemin titrek el yazısıyla yazdığı bu cümleyle başladı her şey. O akşam işten eve yorgun argın dönerken posta kutusunda bulduğum zarfın hayatımı böylesine altüst edeceğini asla tahmin etmezdim. Ellerim titreyerek açtım zarfı, içinden çıkan kağıdı okudukça içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annem, beni nafakaya vermişti. Evet, yanlış duymadınız; kendi öz annem, mahkemeye başvurup benden nafaka talep etmişti.
O an beynimden geçen ilk şey öfke değildi, şaşkınlıktı. Annemle aramızda yıllardır süren bir mesafe vardı, evet. Babam öldükten sonra her şey değişmişti. Annem, sanki içindeki tüm sevgiyi onunla birlikte gömmüştü. Ben ise üniversiteyi kazanıp İstanbul’a taşındığımda, annemin yalnızlığını anlamak yerine kendi hayatıma odaklanmıştım. Aramızdaki bağlar, zamanla incelmiş, kopma noktasına gelmişti. Ama yine de, bu kadarını beklemiyordum. Bir anne, kızını mahkemeye verir miydi?
Telefonumun ekranında annemin adı yanıp sönerken, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Açıp açmamak arasında gidip geldim. Sonunda açtım. “Anne, bu ne demek?” dedim, sesim titriyordu. Karşıdan gelen sessizlik, yılların birikmiş kırgınlığını taşıyordu. “Zeynep, başka çarem yoktu. Emekli maaşım yetmiyor, evin masrafları, ilaçlarım… Senin de bir kızın var, anlarsın belki. Ama ben artık tek başıma baş edemiyorum.”
O an, annemin sesindeki çaresizliği ilk defa bu kadar net duydum. Ama yine de, içimdeki öfke dinmiyordu. “Bunu bana söyleyemez miydin? Mahkemeye gitmek zorunda mıydın?” diye bağırdım. Annem ağlamaya başladı. “Seninle konuşmaya çalıştım, ama her seferinde ya işin vardı ya da kızınla ilgileniyordun. Ben de… Ben de artık dayanamadım.”
Telefonu kapattıktan sonra, mutfağa gidip bir bardak su aldım. Ellerim hala titriyordu. Eşim Murat, ne olduğunu sorduğunda, ona mektubu gösterdim. Yüzünde önce şaşkınlık, sonra öfke belirdi. “Senin annen nasıl böyle bir şey yapar? Biz zaten zor geçiniyoruz, bir de ona mı bakacağız?” dedi. Murat’ın tepkisi, içimdeki suçluluğu daha da artırdı. Kızım Elif, odasından çıkıp yanımıza geldi. “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordu. Ona ne diyebilirdim ki? Annesiyle anneannesi arasında sıkışıp kalmış bir çocuk daha mı olacaktı?
O gece uyuyamadım. Yıllar önceki anılar gözümün önünden geçti. Babamın ölümünden sonra annemin nasıl içine kapandığını, bana nasıl mesafeli davrandığını, benim de ona nasıl yabancılaştığımı düşündüm. Annemle aramızdaki mesafe, aslında ikimizin de birbirine ulaşamamasından kaynaklanıyordu. Ama şimdi, aramızda bir mahkeme duvarı vardı.
Ertesi gün, iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Arkadaşım Ayşe, yüzümdeki solgunluğu fark etti. “Ne oldu Zeynep, hasta mısın?” diye sordu. Ona her şeyi anlattım. Ayşe, “Belki de annenin gerçekten yardıma ihtiyacı vardır. Bazen insanlar gururlarını bir kenara bırakıp yardım istemek yerine, böyle yolları seçerler,” dedi. Haklıydı belki de. Ama yine de, annemin beni mahkemeye vermesi, içimde onarılması zor bir yara açmıştı.
Mahkeme günü geldiğinde, adliye koridorunda annemi gördüm. Saçları daha da beyazlamış, yüzü solgunlaşmıştı. Göz göze geldiğimizde, ikimiz de gözlerimizi kaçırdık. Avukatlar konuştu, hakim sorular sordu. Annem, “Kızım bana bakmıyor, maddi olarak destek olmuyor,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. Ben ona hiç mi destek olmamıştım? Her bayram, her doğum gününde gönderdiğim paralar, aldığım hediyeler, arada sırada yaptığım ziyaretler… Bunlar hiç mi sayılmıyordu?
Mahkeme çıkışında annemin yanına gittim. “Anne, gerçekten bu kadar mı çaresizsin?” dedim. Gözleri doldu. “Zeynep, ben senden para istemek istemedim. Ama başka çarem yoktu. Komşulara muhtaç olmak istemedim. Seninle konuşmaya çalıştım, ama hep bir bahanen vardı. Ben de… ben de gururumu bir kenara bırakıp mahkemeye gittim.”
O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar çaresiz kaldığını anladım. Ama yine de, içimdeki kırgınlık dinmiyordu. Eve döndüğümde Murat’la tartıştık. “Senin annen yüzünden bizim hayatımız mahvolacak!” diye bağırdı. “Kendi annenle ilgilenmek zorundasın, ama bizim de bir ailemiz var. Elif’in okul masrafları, ev kredisi… Hepsi üst üste geldi.”
Geceleri uykusuz geçirmeye başladım. Bir yanda annemin yalnızlığı, diğer yanda kendi ailemin ihtiyaçları… Hangisini seçmeliydim? Annemi mi, yoksa kendi çekirdek ailemi mi? Her iki tarafı da mutlu etmem mümkün değildi. Kızım Elif, bir gün yanıma gelip, “Anne, neden anneannemi sevmiyorsun?” diye sordu. O an gözlerim doldu. “Elif, ben anneanneni çok seviyorum. Ama bazen büyükler arasında anlaşmazlıklar olur,” dedim. Elif, “O zaman barışın,” dedi. Keşke her şey çocukların gözünde olduğu kadar basit olsaydı.
Bir gün, işten eve dönerken annemin evinin önünden geçtim. Işıkları yanıyordu. İçeride yalnız başına oturduğunu hayal ettim. O an, içimde bir şeyler değişti. Arabayı kenara çekip, annemin kapısını çaldım. Kapıyı açtığında, gözleri şaşkınlıkla büyüdü. “Zeynep, sen misin?” dedi. İçeri girdim. Sessizce oturduk. Annem, “Kızım, ben seni hiç üzmek istemedim. Ama yaşlanınca insanın gururu da, gücü de kalmıyor,” dedi. O an, annemin ne kadar kırılgan olduğunu, aslında bana ne kadar ihtiyacı olduğunu anladım.
O günden sonra, annemle daha fazla vakit geçirmeye başladım. Aramızdaki mesafeyi yavaş yavaş kapatmaya çalıştım. Ama yine de, mahkeme süreci devam ediyordu. Murat, hala bana kızgındı. “Senin annen yüzünden ailemiz dağılacak,” diyordu. Ben ise, iki ateş arasında kalmış gibiydim. Annemi ihmal ettiğim için suçluluk duyuyor, ama kendi ailemin ihtiyaçlarını da görmezden gelemiyordum.
Mahkeme sonunda, bana anneme her ay belirli bir miktar nafaka ödemem gerektiği kararı çıktı. O an, içimde hem bir rahatlama, hem de bir hüzün vardı. Anneme yardım edebilecektim, ama aramızdaki o eski bağlar asla eskisi gibi olmayacaktı. Annemle aramızda bir mahkeme kararı, bir nafaka bordrosu vardı artık.
Şimdi, her ay anneme nafaka gönderirken, içimde bir burukluk hissediyorum. Annemle daha fazla vakit geçirmeye çalışıyorum, ama aramızdaki o eski sıcaklık geri gelmiyor. Kızım Elif, bazen bana sarılıp, “Anne, her şey düzelecek,” diyor. Keşke çocukların inancı kadar güçlü olabilseydim. Bazen düşünüyorum: Bir anneyle kız arasındaki bağ, bir mahkeme kararıyla kopar mı? Yoksa, her şeye rağmen yeniden kurulabilir mi? Sizce, affetmek mümkün mü?