Hiçbir Zaman Geç Değil mi?
“Yine gelmedi… Annem yine gelmedi,” diye içimden geçirdim, Kaan pastanın mumlarını üflerken. Eşim Serkan, yanımda sessizce oturuyordu. Göz göze geldik; o da biliyordu, bu eksiklik her yıl biraz daha büyüyordu. Kaan’ın gülüşüyle dolan evde, bir köşe hep soğuktu. Annem, Ayşe Hanım, torununu hiç görmemişti. Hatta beni de yıllardır görmemişti.
Serkan, kulağıma eğilip fısıldadı: “Yine aradın mı?”
Başımı salladım. “Geçen hafta aradım, mesaj attım. Cevap yok.”
Serkan’ın yüzü sertleşti. “Daha ne kadar uğraşacaksın, Elif? Kaç yıl oldu? O istemiyorsa, zorla mı?”
İçimde bir sızı. “O benim annem… Belki bir gün değişir.”
Ama değişmiyordu. Her yıl, her doğum günü, her bayram aynıydı. Annem, babamı kaybettikten sonra içine kapanmış, beni de hayatından çıkarmıştı. Oysa ben sadece kendi yolumu seçmiştim. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gelmiştim, Serkan’la evlenmiştim. Annem, köyde kalmamı, onun yanında olmamı istemişti. Ben ise hayallerimin peşinden gitmiştim. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Kaan pastasını yerken, içimdeki çocuk annesini aradı. “Anne, neden gelmiyorsun? Neden beni affetmiyorsun?”
Doğum günü bittiğinde, herkes dağıldı. Evin sessizliğinde, mutfakta bulaşıkları yıkarken annemi düşündüm. Onunla en son telefonda konuştuğumda, “Senin yolun başka, benim yolum başka,” demişti. “Ben seni anlamıyorum, Elif. Sen de beni anlamıyorsun.”
O gece, eski fotoğraflara baktım. Annemle çocukken çekilmiş bir fotoğrafım vardı; saçlarımı örmüş, bana gülümsüyordu. O gülüşü yıllardır görmemiştim. İçimde bir şeyler kırıldı.
Ertesi sabah, dayanamadım, annemi tekrar aradım. Telefonu açmadı. Mesaj attım: “Anne, Kaan seni çok merak ediyor. Bir gün gel, lütfen.”
Cevap gelmedi. Günler geçti. Her sabah telefona bakıyordum, bir umut. Ama yoktu. Serkan, “Bırak artık, kendini üzüyorsun,” dedi. Ama nasıl bırakılır ki? Annemdi o.
Bir akşam, Kaan yanıma geldi. “Anneanne neden hiç gelmiyor?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bazen insanlar üzgün olur, gelmek istemezler,” dedim. Kaan anlamadı. Ben de anlamıyordum aslında.
Bir gün, işten eve dönerken, annemin köydeki komşusu Fadime Teyze aradı. “Elif, annen iyi değil. Çok içine kapandı. Hiç kimseyle konuşmuyor. Bir gelsene, belki sen iyi edersin.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Serkan, “Gitmek istiyorsan, ben de gelirim,” dedi. Kaan’ı anneme göstermek istedim. Belki bir umut…
Hafta sonu, arabaya atlayıp köye gittik. Yıllar sonra ilk kez annemin evinin önünde durdum. Bahçe bakımsızdı, pencereler kapalıydı. Kapıyı çaldım. İçeriden ayak sesleri geldi. Annem kapıyı açtı, beni görünce bir an durdu. Gözleri doldu.
“Anne…”
Hiçbir şey demedi. Sadece baktı. Kaan arkamdan çıktı, “Anneanne!” diye bağırdı. Annem bir adım geri çekildi. Sonra kapıyı yavaşça kapattı. İçimde bir şeyler yıkıldı.
Serkan, “Zorla olmaz, Elif,” dedi. Ama ben pes etmedim. Bahçede oturup bekledim. Akşam olunca annem tekrar kapıyı açtı. “Git,” dedi sessizce. “Beni rahat bırak.”
“Anne, ne olur… Kaan’ı bir gör. O senin torunun.”
Annem başını çevirdi. “Benim torunum yok. Benim kızım yok.”
O an, içimdeki umut söndü. Gözyaşlarımı tutamadım. Kaan bana sarıldı. “Anne, neden ağlıyorsun?”
“Bir şey yok, oğlum,” dedim. Ama vardı. Çok şey vardı.
Köyden dönerken, yol boyunca sustum. Serkan elimi tuttu. “Bazen insanlar affedemez, Elif. Sen elinden geleni yaptın.”
Ama içimde bir eksiklik kaldı. Annemle aramızdaki mesafe, yıllar geçtikçe daha da büyüdü. Kaan büyüdü, okula başladı. Her yıl doğum gününde, her bayramda, annemi aradım. Hiçbir zaman cevap alamadım.
Bir gün, Fadime Teyze tekrar aradı. “Elif, annen hastaneye kaldırıldı. Durumu iyi değil.”
Her şeyi bırakıp hastaneye koştum. Annem yoğun bakımdaydı. Yanına giremedim. Doktor, “Çok geç kalmışsınız,” dedi. İçimde bir pişmanlık, bir acı. Keşke daha önce, daha çok uğraşsaydım. Keşke annem affetseydi. Keşke ben de onu daha iyi anlasaydım.
Annem vefat ettiğinde, cenazesinde ağladım. Onunla konuşamadığım, ona sarılamadığım, torununu gösteremediğim için ağladım. Kaan, “Anneanne neden uyuyor?” diye sordu. “Çünkü çok yorgundu, oğlum,” dedim.
Şimdi, annemin eski evine bakarken, içimde bir boşluk var. Affetmek bu kadar zor mu? Birbirimizi anlamak bu kadar imkânsız mı? Sizce, hiçbir zaman geç değil mi?