Bir Babadan Günlük: Eski Gelinime Destek Olmak mı, Oğluma İhanet mi?

“Baba, senin yüzünden artık eve gelmek istemiyorum!” diye bağırdı oğlum Emre, gözleri öfkeyle dolu. O an, mutfağın ortasında elimde çay bardağıyla donup kaldım. İçimde bir şeyler kırıldı. Oğlumun bana böyle bakmasını hiç istemezdim. Ama ne yapabilirdim ki? Vicdanımın sesini susturmak kolay mıydı?

Her şey üç ay önce başladı. Emre ile Zeynep’in evliliği çatırdayalı çok olmuştu ama boşanacaklarını hiç düşünmemiştim. Bir sabah Zeynep, küçük torunum Ege’yle kapımda belirdi. Gözleri şişmiş, sesi titriyordu. “Affedersiniz baba, ama Ege’yi bırakacak kimsem yok. İş görüşmem var, bir saatliğine bakabilir misiniz?” dedi. O an içimde eski günlerden bir sıcaklık hissettim. Zeynep bana her zaman kızım gibi gelmişti. “Tabii kızım, bırak bana,” dedim. Ege’yi kucağıma aldığımda, onun masum yüzünde Emre’nin çocukluğunu gördüm.

O gün Zeynep’in iş bulmasına yardım ettim. CV’sini birlikte hazırladık, ona referans oldum. Sonra her şey çorap söküğü gibi geldi. Zeynep’in annesi vefat etmişti, babası ise yıllar önce başka bir şehirde yeni bir aile kurmuştu. Yalnızdı. Ege’ye bakacak kimsesi yoktu. Ben de elimden geldiğince destek oldum. Komşular fısıldaşmaya başladı: “Agah Bey, eski gelinine niye bu kadar sahip çıkıyor?”

Bir akşam Emre aradı. Sesi buz gibiydi: “Baba, senden tek bir şey istiyorum. Zeynep’le arana mesafe koy. O artık bizim ailemizden biri değil.”

Yutkundum. “Oğlum, Ege benim torunum. Zeynep de yıllarca kızım gibi oldu. Onları sokakta mı bırakayım?”

“Sen benim tarafımda olacaksın! Onun değil!” dedi ve telefonu kapattı.

O günden sonra evde soğuk rüzgarlar esti. Emre haftalarca uğramadı. Ablası Derya bile bana sitem etti: “Baba, Emre haklı. Senin yerin oğlunun yanı.”

Ama ben geceleri uyuyamıyordum. Zeynep’in yaşadığı zorlukları gördükçe içim parçalanıyordu. Bir gün işten dönerken markette karşılaştık. Ege’nin montu incecikti, Zeynep’in elleri poşet taşımaktan kızarmıştı.

“Zeynep, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordum.

“Yok baba, sağ olun,” dedi ama gözleri doldu.

O akşam eve döndüğümde Emre’nin mesajı geldi: “Baba, herkes seninle dalga geçiyor. Eski gelinin peşinde koşan yaşlı adam diyorlar.”

İçimden bir öfke yükseldi ama daha çok utanç hissettim. Ben ne zaman bu kadar yalnız kalmıştım? Yıllarca çocuklarım için çalıştım, didindim. Şimdi ise doğru bildiğim şey için herkes bana sırtını dönüyordu.

Bir gün Ege hastalandı. Zeynep panikle beni aradı: “Baba, hastaneye yetişemiyorum, otobüs bekliyorum.” Arabamı alıp hemen onları aldım, hastaneye götürdüm. O gece Zeynep’in yanında kaldım, Ege ateşler içinde kıvranırken dua ettim.

Sabah Emre hastaneye geldiğinde beni orada görünce deliye döndü:

“Senin burada ne işin var? Benim babam mısın yoksa onun babası mı?”

Hastane koridorunda herkes bize bakarken Emre’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Baba, ben de yalnız kaldım! Sen hep onun yanındasın!”

O an anladım ki oğlum da kırılmıştı. Onun acısını görememiştim belki de.

Eve döndüğümüzde Derya beni bekliyordu:

“Baba, mahallede herkes konuşuyor. ‘Agah Bey eski gelinine para veriyormuş’ diyorlar.”

Başımı öne eğdim:

“Derya, ben sadece vicdanımı dinliyorum.”

Derya gözlerini kaçırdı:

“Peki ya bizim vicdanımız? Annem yaşasaydı ne derdi?”

O gece annemin mezarına gittim. Toprağa dokundum, içimden geçenleri fısıldadım:

“Ben yanlış mı yapıyorum? Bir kadına ve torunuma sahip çıkmak suç mu?”

Ertesi gün Emre kapıma dayandı:

“Baba, ya onlardan vazgeçersin ya da benden!”

Dünya başıma yıkıldı o an. Bir baba için en zor seçimdi bu.

Zeynep’e gittim:

“Zeynep, belki de artık sana yardım etmemem gerek,” dedim.

Zeynep’in gözleri doldu:

“Baba, siz olmasaydınız ben bu şehirde ayakta kalamazdım. Ama oğlunuzun kalbini kırmanızı istemem.”

Ege bana sarıldı:

“Dede, gitme!”

O an karar verdim: Ne oğlumdan ne de torunumdan vazgeçmeyecektim.

Emre’ye mesaj attım:

“Oğlum, seni de Ege’yi de aynı kalpte taşıyorum. Bir gün anlarsın belki.”

Şimdi yalnızım ama içim rahat mı bilmiyorum. Mahallede hâlâ arkamdan konuşanlar var. Kimi zaman Emre’den haber alamıyorum; Derya ise hâlâ mesafeli.

Ama Ege her hafta sonu bana koşarak geliyor: “Dede! Bugün ne oynayacağız?”

Belki de hayat bazen en yakınlarımızla bile sınanmak demekmiş.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Vicdanınızla mı yoksa ailenizin beklentileriyle mi hareket ederdiniz? Hangisi daha ağır basar sizce?