Kızım Beni Kötü Bir Büyükanne Olarak Görüyor: Torunlarıma Bakmayı Reddettim
“Anne, nasıl böyle bencil olabilirsin? Senin yaşında kadınlar torunlarına bakıyor, sen ise kendi keyfini düşünüyorsun!” Kızım Elif’in sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bıraktım. İçimde bir yerler acıdı, ama gözlerimi yere indirdim. Ne desem, hangi kelimeyle kendimi anlatabilirdim ki?
Ben, 65 yaşında bir kadınım. Adım Gülten. Hayatım boyunca kimseye yük olmadım, kimseye minnet etmedim. Gençliğimde köyden İstanbul’a göç ettik. Eşim Mehmet’le evlendim, bir kızımız oldu. Elif’i büyütmek kolay olmadı. Eşim sabahın köründe işe gider, ben de hem evin işini yapar hem de temizliklere giderdim. Elif’i okuttum, büyüttüm, iyi bir insan olsun diye elimden geleni yaptım. Şimdi ise, yıllarca hayalini kurduğum huzurlu günlere kavuştuğumu sanıyordum. Ama yanılmışım.
Elif, iki çocuk annesi. Eşi Serkan’la birlikte çalışıyorlar. Geçim derdi, İstanbul’da hayatın zorluğu, çocukların bakımı derken, Elif’in yükü ağır. Bunu biliyorum. Ama ben de yoruldum. Hâlâ haftada üç gün bir apartmanda temizlik yapıyorum. Mehmet emekli oldu ama aldığı maaşla geçinmek mümkün değil. Kendi evimizde, kendi başımıza, küçük ama huzurlu bir hayat kurmaya çalışıyoruz.
Geçen hafta Elif aradı. “Anne, haftaya işe başlayacağım. Çocukları sana bırakacağım, sabah getiririm, akşam alırım. Zaten başka çarem yok.” dedi. Sesi kararlıydı, ama ben bir an duraksadım. “Elif, ben artık çok yoruluyorum. Dizlerim ağrıyor, nefesim daralıyor. Hem işim var, hem de babanla ilgilenmem gerekiyor. Sana yardım etmek isterdim ama artık gücüm yok.” dedim. O an telefonda bir sessizlik oldu. Sonra Elif’in sesi titredi: “Sen de herkes gibisin. Benim annem olman yetmiyor mu? Torunlarına bakmak istemiyorsun, öyle mi?”
O günden beri aramızda soğuk bir rüzgar esiyor. Elif bana kırgın, hatta öfkeli. Torunlarım Ege ve Defne’yi görmek için can atıyorum, ama Elif aramıyor, çocukları getirmiyor. Mehmet de bu duruma üzülüyor. “Kızımızı üzmek istemezsin, Gülten. Belki bir yolunu buluruz.” diyor. Ama ben de insanım. Yıllarca başkaları için yaşadım, şimdi biraz kendim için yaşamak istiyorum. Sabahları uyanıp kahvemi balkonda içmek, kitap okumak, komşularla sohbet etmek istiyorum. Ama içimde bir suçluluk duygusu var. Sanki iyi bir anne, iyi bir büyükanne olamıyormuşum gibi.
Geçen gün markette komşum Ayşe Hanım’a rastladım. O da benim yaşımda, ama torunlarına bakıyor. “Gülten, torunlar insanın neşesi. Onlara bakmak yorgunluk değil, mutluluk.” dedi. Gülümsedim ama içimden “Benim mutluluğum ne olacak?” diye geçirdim. Herkesin beklentisi aynı: Kadınlar yaşlanınca torunlarına bakacak, çocuklarına destek olacak. Peki ya biz? Bizim hayallerimiz, bizim yorgunluğumuz ne olacak?
Bir akşam Elif kapıda belirdi. Yüzü asık, gözleri dolu doluydu. “Anne, çocuklar seni çok özledi. Ama ben de çok zor durumdayım. Herkes bana ‘Annen var, ne güzel’ diyor. Ama sen bana yardım etmiyorsun. Ben ne yapayım?” dedi. O an içim parçalandı. Elif’in gözyaşları, yıllarca verdiğim emeği, sevgiyi, fedakarlığı bir anda silip atmış gibiydi. “Kızım, ben seni çok seviyorum. Ama artık gücüm yok. Sana yardım etmek isterdim, ama kendimi de düşünmek zorundayım.” dedim. Elif başını öne eğdi, sessizce gitti.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Mehmet yanımda derin derin uyurken, ben tavanı seyrettim. Kendi annemi düşündüm. O da bana hiç yardım edememişti. Çünkü o da yorgundu, o da hayatın yükünü taşımıştı. Ama ben Elif’e yardım edemediğim için kendimi suçlu hissediyorum. Toplumun beklentileri, ailemin ihtiyaçları, kendi yorgunluğum arasında sıkışıp kaldım.
Bir sabah Ege aradı. “Babaanne, seni çok özledim. Bize gelsene?” dedi. Gözlerim doldu. Torunlarımı çok seviyorum, ama onlara bakacak gücüm yok. Onlarla oyun oynamak, masal anlatmak istiyorum, ama bütün gün onlara bakmak artık bana ağır geliyor. Elif ise hâlâ bana kırgın. Aramızda görünmez bir duvar var. Herkes benden fedakarlık bekliyor, ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyor.
Bir gün Elif’le tekrar konuştuk. “Anne, ben de yoruldum. Hayat çok zor. Ama senin desteğine ihtiyacım var.” dedi. Ona sarıldım. “Kızım, ben de yoruldum. Ben de destek istiyorum. Birlikte bir yol bulalım.” dedim. Belki haftada bir gün torunlarıma bakabilirim, belki başka bir çözüm buluruz. Ama artık kendi sınırlarımı çizmek istiyorum. Çünkü ben de bir insanım, ben de yaşlandım, ben de dinlenmek istiyorum.
Şimdi düşünüyorum da, acaba bencil miyim? Kendi mutluluğumu düşünmek, yıllarca başkaları için yaşadıktan sonra biraz kendim için yaşamak istemek bencillik mi? Sizce bir büyükanne, kendi sınırlarını çizme hakkına sahip değil mi? Yoksa toplumun beklentileri karşısında hep fedakâr mı olmalı? Siz olsanız ne yapardınız?