Dört Yıl Boyunca: Kilolarım Yüzünden Ezildim!

“Elif, yine mi börek yiyorsun? Sen hiç aynaya bakmıyor musun?”

Bu cümleyle bir sabah mutfakta karşılaştım. Annem kahvaltı masasında sessizce çayını karıştırırken, sevgilim Baran’ın sesi evin duvarlarında yankılandı. O an içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Dört yıldır birlikteydik, ama son zamanlarda bana bakışları değişmişti. Eskiden gözlerinde sevgi vardı, şimdi ise sadece küçümseme ve öfke.

Baran’la üniversitede tanıştık. O zamanlar da kiloluydum ama kendime güvenim vardı. Baran’ın bana olan ilgisi, kendimi güzel hissetmemi sağlıyordu. İlk zamanlar bana “Senin gülüşün dünyamı aydınlatıyor” derdi. Ama zaman geçtikçe, özellikle mezun olduktan sonra, iş bulamadığım ve evde daha çok vakit geçirmeye başladığım dönemde, Baran’ın sözleri değişmeye başladı. “Biraz kilo versen daha güzel olacaksın” dediğinde, bunu benim iyiliğim için söylediğini sandım. Ama zamanla bu cümleler, bana saplanan birer hançere dönüştü.

Bir gün annemle pazara gitmiştik. Komşu teyzelerden biri, “Elif kızım, Baran’la ne zaman evleniyorsunuz?” diye sordu. Annem gülümsedi, ben de utangaçça başımı eğdim. O akşam Baran’a bu soruyu anlattığımda, yüzü asıldı. “Seninle evlenmek mi? Önce biraz kendine bak, sonra konuşuruz,” dedi. O an içimdeki umutlar bir bir söndü. Annem, Baran’ın bana iyi gelmediğini fark etmişti ama bana bir şey söylemiyordu. Belki de ben anlamak istemiyordum.

Baran’ın ailesi de beni hiçbir zaman kabullenmedi. Annesi, “Bizim ailede herkes zayıftır, Elif biraz kilo verse iyi olur,” derdi. Baran ise bu sözleri savunur, “Annem haklı, senin sağlığın için söylüyor,” diye eklerdi. Oysa ben her gece yastığa başımı koyduğumda, içimde büyüyen bir boşluk hissediyordum. Kendimi aynada görmek istemiyordum. Her alışverişte, deneme kabinlerinde gözyaşlarımı tutamıyordum. Baran’ın yanında yemek yemekten utanır olmuştum. Bir gün birlikte dışarıda yemek yerken, garson siparişimizi alırken Baran, “Elif için salata, başka bir şey yememesi lazım,” dedi. O an yerin dibine girmek istedim. İnsanların bakışlarını üzerimde hissettim. O gece eve döndüğümde, annem gözlerime baktı ve “Kızım, mutlu musun?” diye sordu. Cevap veremedim.

Baran’ın psikolojik baskısı her geçen gün arttı. Sosyal medyada paylaştığım fotoğrafları beğenmez oldu. “Bu fotoğrafta çok kilolu çıkmışsın, sil bence,” derdi. Arkadaşlarımla buluşmak istediğimde, “Onlar seni böyle mi görmek istiyor?” diye alay ederdi. Bir gün, en yakın arkadaşım Derya ile buluşmaya hazırlanırken, Baran kapının önünde durdu ve “O elbiseyi giyme, sana yakışmıyor. İnsanlar arkanızdan konuşur,” dedi. O an aynaya baktım, gözlerim doldu. Elbisemi değiştirdim, ama içimdeki yara büyüdü.

Derya, bana her zaman destek oldu. Bir gün ona her şeyi anlattım. Gözleri doldu, “Elif, bu adam seni sevmiyor. Kendini onun sözleriyle mahvetme,” dedi. Ama ben Baran’dan kopamıyordum. Onun sevgisine, onayına muhtaçtım sanki. Çocukluğumdan beri hep başkalarının onayını aramıştım. Babam bizi terk ettiğinde, annemle hayata tutunmaya çalıştık. Annem, “Kızım, güçlü ol,” derdi. Ama ben güçlü olmayı hiç öğrenemedim. Baran’ın sevgisiyle kendimi tamamlamaya çalıştım, ama o sevgiyi her geçen gün kaybettim.

Bir gün Baran’ın telefonunda başka bir kadından gelen mesajları gördüm. “Senin gibi biriyle nasıl birlikte olabiliyor?” diye sordum. Baran, “Seninle olmaktan sıkıldım. Kendine bakmıyorsun, değişmiyorsun. Ben de mutluluğu başka yerde aradım,” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı. Dört yıl boyunca verdiğim emek, çektiğim acılar bir anda yok oldu. Baran eşyalarını topladı ve gitti. Annem beni sarıldı, “Kızım, bu senin suçun değil,” dedi. Ama ben kendimi suçladım. Aynada kendime bakıp, “Neden böyleyim?” diye sordum.

Günlerce evden çıkmadım. Yemek yemek istemedim. Annem bana çorba yapıp başucuma getirdi. “Elif, hayat bir adamın sözleriyle mahvolacak kadar kısa değil,” dedi. O an annemin gözlerinde yılların yorgunluğunu gördüm. Kendime gelmem gerektiğini anladım. Derya beni dışarı çıkmaya ikna etti. Sahilde yürürken, denizin kokusunu içime çektim. “Ben kimim?” diye sordum kendime. Baran’ın sözleriyle kendimi tanımlamıştım. Ama artık kendi hikayemi yazmak istiyordum.

Bir gün, mahalledeki kadın dayanışma merkezine gittim. Orada benim gibi hikayeleri olan kadınlarla tanıştım. Her biri kendi acısını, mücadelesini anlatıyordu. Birlikte ağladık, birlikte güldük. O an anladım ki, yalnız değilim. Bedenimle barışmayı, kendimi sevmeyi öğrenmeye başladım. Annem bana, “Kızım, senin değerini kimse belirleyemez,” dediğinde, gözlerim doldu. Baran’ın bana yaşattığı acı, artık bana güç veriyordu. Onun sözleriyle değil, kendi değerimle var olacaktım.

Şimdi, aynaya baktığımda kendimi suçlamıyorum. Kilolarım, yaşadıklarımın bir parçası. Ama ben, Elif Yıldız, artık kendimi seviyorum. Baran’ın bana yaşattığı acıdan güç alarak, kendi yolumu çiziyorum. Belki bir gün yeniden seveceğim, ama önce kendimi sevmeyi öğrenmem gerekiyordu.

Siz hiç, bir başkasının sözleriyle kendinizi değersiz hissettiniz mi? Ya da, başkalarının beklentileriyle hayatınızı şekillendirmek zorunda kaldınız mı? Lütfen bana yazın, yalnız olmadığımı bilmek istiyorum.