Ben Bir Dadı Değilim: Kendi Hayatımı Geri İstiyorum
“Anne, bugün de Defne’ye bakabilir misin? Benim işim çok, akşam geç geleceğim.”
Telefonun ucundaki Elif’in sesi yorgun ve biraz da sitemkârdı. Saat sabahın yedisi bile olmamıştı. Gözlerimi ovuşturup mutfağa geçtim, kahvemi koyarken içimde bir huzursuzluk vardı. Yine aynı döngü, yine aynı beklenti…
Defne doğduğunda, dünyalar benim olmuştu. O minik eller, pembe yanaklar… Elif’in ilk annelik günlerinde yanında olmak, ona destek olmak benim için bir görevdi. Geceleri uyanıp Defne’yi salladım, altını değiştirdim, Elif’e çorba yaptım, evi topladım. Hatta bazen Elif’in eşi Murat bile bana “Sen olmasan ne yapardık?” derdi. O zamanlar bu sözler içimi ısıtırdı. Ama zaman geçti, Defne büyüdü, Elif işe döndü, Murat’ın işleri yoğunlaştı. Ve ben… Ben sanki evin bir parçası, bir eşya gibi orada kalakaldım.
Bir gün, Defne’nin altını değiştirirken, pencereden dışarı baktım. Karşı apartmanın balkonunda, yaşıtım bir kadın çiçeklerini suluyordu. Yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. O an içimde bir şeyler kırıldı. Benim de hayallerim vardı, benim de yapmak istediklerim… Ama hepsi Defne’nin uyku saatlerine, Elif’in iş programına göre şekillenmişti.
O gün Elif eve geldiğinde, yorgun bir şekilde montunu çıkardı. “Anne, yarın da bakabilir misin? Toplantım var, Murat da geç gelecek.” dedi. Bir an sustum. Gözlerim doldu. “Elif,” dedim, “Ben senin annenim, Defne’nin de babaannesi. Ama ben bir dadı değilim. Benim de hayatım var.”
Elif’in gözleri büyüdü, şaşkınlıkla bana baktı. “Ne demek istiyorsun anne? Sen hep yardım ediyordun, şimdi ne değişti?”
“Değişen ben oldum Elif. Yıllardır kendi isteklerimi, hayallerimi erteledim. Senin için, Defne için… Ama artık yoruldum. Arkadaşlarımla buluşmak, kursa gitmek, kitap okumak istiyorum. Sadece torunuma bakmak için yaşamıyorum.”
Elif’in yüzü bir anda asıldı. “Ama anne, senin başka ne işin olabilir ki? Zaten emeklisin, evde oturuyorsun…”
Bu sözler içimi acıttı. Sanki yaşım ilerledikçe, sadece başkalarına hizmet etmek için varmışım gibi… O gece uyuyamadım. Kafamda Elif’in sözleri dönüp durdu. Ben gerçekten sadece bir yardımcı mıydım? Kendi hayatım, isteklerim hiç mi önemli değildi?
Ertesi gün Elif aradı, sesi kırgındı. “Anne, dün söylediklerin için özür dilerim. Ama gerçekten çok zorlanıyorum. Sen olmasan ne yaparım bilmiyorum.”
“Biliyorum kızım, ama ben de zorlanıyorum. Biraz da kendim için yaşamak istiyorum. Senin annenim, hizmetçin değil.”
Telefon kapandıktan sonra, gözyaşlarımı tutamadım. Hem Elif’e hem de kendime kızgındım. Yıllarca çocuklarım için yaşadım, şimdi de torunum için… Peki ya ben? Benim hayatım ne zaman başlayacaktı?
Bir hafta boyunca Elif aramadı. Ev sessizdi. Defne’nin kahkahaları, Elif’in telaşlı sesi yoktu. Bir yandan huzur buldum, bir yandan da içimi bir suçluluk duygusu kemirdi. Acaba bencil mi davranıyordum? Ama sonra düşündüm: Hayatım boyunca hep başkalarını düşündüm, biraz da kendimi düşünmek hakkım değil miydi?
Bir sabah kapı çaldı. Elif, Defne’yle birlikte kapıda duruyordu. Gözleri doluydu. “Anne, haklısın. Ben de anneliği yeni öğreniyorum. Bazen çok bencilce davranıyorum. Senin de bir hayatın olduğunu unutmuşum. Özür dilerim.”
Defne kollarını bana uzattı. Onu kucağıma aldım, kokusunu içime çektim. “Kızım, ben seni ve Defne’yi çok seviyorum. Ama ben de insanım. Benim de hayallerim, yapmak istediklerim var. Bunu anlamana sevindim.”
O günden sonra Elif’le konuşup bir düzen kurduk. Haftada bir gün Defne’ye bakıyorum, diğer günlerde ise kendi hayatıma zaman ayırıyorum. Arkadaşlarımla buluşuyorum, resim kursuna başladım, kitap okuyorum. Elif de bana daha çok saygı gösteriyor, bana danışıyor. Artık sadece bir yardımcı değil, yeniden bir anne ve kadın olduğumu hissediyorum.
Bazen pencereden dışarı bakarken, karşı apartmandaki kadını görüyorum. Onun gibi huzurlu olmayı, kendi hayatımı yaşamayı öğrendim. Ama içimde hâlâ bir burukluk var. Keşke toplumda kadınlar, anneler, büyükanneler sadece hizmet eden kişiler olarak görülmese…
Şimdi size soruyorum: Sizce bir anne ya da büyükanne, kendi hayatını yaşamak istediğinde bencil mi olur? Yoksa herkesin biraz da kendisi için yaşama hakkı yok mu?