Gölgedeki Dede: Ailenin Sessizliği
“Baba, lütfen karışma, bu bizim meselemiz,” dedi oğlum Murat, gözlerini kaçırarak. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Salondaki eski koltukta otururken, torunum Efe’nin bana bakmadan odasına çekilişini izledim. Sanki evde bir yabancıydım, kendi evimde bile fazlalık gibi hissediyordum. Oysa yıllar önce, bu evin her köşesinde kahkahalar, çocuk sesleri yankılanırdı. Şimdi ise sessizlik, duvarlara sinmiş bir hüzün gibi üzerime çöküyordu.
Gelinim Elif, mutfaktan seslendi: “Efe, dedene günaydın demedin yine!” Efe ise kulaklığını takıp, başını bile kaldırmadan, “Günaydın,” diye mırıldandı. Elif bana dönüp, “Baba, kusura bakma, çocuklar artık böyle. Sizi anlamıyorlar,” dedi. Ama ben biliyordum, mesele sadece Efe’nin yaşından değildi. Bu evde, bu ailede, ben çoktan unutulmuştum.
Yıllar önce, ben de gençtim. Adım Ahmet. 19 yaşında, üniversiteye yeni başlamış bir delikanlıydım. O zamanlar, hayatın bana neler getireceğinden habersizdim. Annem, babam, üç kardeşimle birlikte küçük bir kasabada yaşıyorduk. Babamın işleri kötüye gidince, ailemize destek olmak için okulu bırakıp çalışmaya başladım. O gün, annemin gözlerindeki hayal kırıklığını hiç unutamam. “Ahmet, sen bizim umudumuzdun,” demişti. Ama başka çarem yoktu.
Yıllar geçti, Murat doğdu. Onun doğduğu gece, hastane koridorunda dua ederek bekledim. Oğlumun ilk ağlayışını duyduğumda, dünyadaki en mutlu adam bendim. O günden sonra, hayatımın merkezine ailemi koydum. Her sabah işe gitmeden önce Murat’ın başını okşar, “Oğlum, senin için çalışıyorum,” derdim. Eşim Ayşe, bana her zaman destek oldu. Ama zamanla, hayatın yükü ağırlaştı. Annem hastalandı, kardeşlerim kendi hayatlarına dağıldı. Ben ise, ailemin yükünü omuzlamaktan başka bir şey bilmedim.
Murat büyüdü, üniversiteyi kazandı. O gün, gözlerim dolmuştu. “Baba, senin sayende,” dediğinde, içimde bir gurur dalgası yükseldi. Ama sonra, Murat Elif’le tanıştı. Evlendiler, Efe doğdu. Ben ise, yavaş yavaş hayatlarının kenarına itildim. Önce sohbetler azaldı, sonra ziyaretler seyrekleşti. Bir gün, Murat aradı: “Baba, bizim eve taşınsan mı? Hem yalnız kalmazsın, hem de Efe’ye göz kulak olursun.” O an, içimde bir umut yeşerdi. Belki yeniden ailemin bir parçası olabilirdim.
Ama işler hiç de düşündüğüm gibi gitmedi. Elif, her fırsatta bana laf sokar oldu. “Baba, Efe’ye çok karışıyorsun. Onun kendi düzeni var,” derdi. Efe ise, bana yabancı gibi davranıyordu. Bir gün, okuldan geldiğinde, “Dede, sen neden hep evdesin? Arkadaşların yok mu?” diye sordu. O an, içimde bir boşluk hissettim. Oysa ben, yıllarca ailem için çalışmış, kendi hayatımdan vazgeçmiştim. Şimdi ise, torunumun gözünde sadece yaşlı bir adamdım.
Bir akşam, Elif’in annesi, yani Efe’nin diğer babaannesi, ziyarete geldi. Sofrada, “Efe bana çok düşkün, beni hiç kırmaz,” dedi gururla. Elif de, “Anne, Efe seni çok seviyor, hep seni soruyor,” diye ekledi. O an, içimde bir kıskançlık hissettim. Benim torunum, bana neden bu kadar uzak? O gece, odama çekildim ve eski fotoğraflara baktım. Murat’ın çocukluğunda çekilmiş bir fotoğrafı elime aldım. O zamanlar, Murat bana sarılır, “Baba, sen dünyanın en iyisisin,” derdi. Şimdi ise, aramızda görünmez bir duvar vardı.
Bir gün, Efe okuldan üzgün döndü. Elif, “Ne oldu oğlum?” diye sordu. Efe, “Arkadaşlarım dedelerinin onlara hikaye anlattığını söylüyor. Benim dedem hiç anlatmıyor,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. “Efe, istersen sana bir hikaye anlatabilirim,” dedim. Efe başını kaldırdı, gözlerinde bir merak parıltısı vardı. O akşam, ona çocukluğumdan bir hikaye anlattım. Efe dikkatle dinledi, sonunda, “Dede, senin de çocukluğun var mıydı?” diye sordu. Gülümsedim, “Hepimizin vardı, Efe. Ama bazen büyüyünce unutuyoruz,” dedim.
O günden sonra, Efe bana biraz daha yakınlaştı. Ama Elif, bu yakınlıktan rahatsız oldu. Bir gün, Murat eve geldiğinde, Elif ona, “Baban Efe’ye çok eski kafalı şeyler anlatıyor. Çocuğun kafasını karıştırıyor,” dedi. Murat bana döndü, “Baba, lütfen Efe’ye fazla karışma. Onun kendi dünyası var,” dedi. O an, içimde bir kırgınlık hissettim. Oğlum, bana sırtını dönmüştü. Oysa ben, onun için her şeyimi vermiştim.
Bir gece, Efe ateşlendi. Elif panikledi, Murat işteydi. Ben hemen Efe’nin başına buz koydum, ateşini ölçtüm. Elif, “Baba, ne yapıyorsun? Doktora götürmemiz lazım!” diye bağırdı. Arabayı hazırladım, Efe’yi kucağıma aldım. Hastaneye vardığımızda, doktor, “Zamanında müdahale etmişsiniz, yoksa ateş daha da yükselebilirdi,” dedi. Elif bana teşekkür etmedi bile. Sadece Murat, “Sağ ol baba,” dedi sessizce.
Günler geçtikçe, evdeki yalnızlığım arttı. Sabahları Efe okula giderken bana el sallamıyor, Elif ise gün boyu telefonuyla meşgul oluyordu. Murat ise, işten yorgun dönüp, televizyonun karşısında uyuyakalıyordu. Bir akşam, sofrada sessizlik vardı. Dayanamadım, “Eskiden bu evde ne çok gülüş olurdu. Şimdi neden kimse konuşmuyor?” dedim. Elif, “Baba, herkesin kendi derdi var. Lütfen sorun çıkarma,” dedi. Murat ise, başını önüne eğdi. O an, gözlerim doldu. Bu evde, bu ailede, ben artık bir gölgeydim.
Bir sabah, Efe’nin odasına girdim. Masasında bir resim vardı. Üzerinde, “Dede, seni seviyorum,” yazıyordu. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. Belki de, Efe bana ulaşmaya çalışıyordu. Ama aramızdaki duvarlar çok kalındı. O gün, Murat’la konuşmaya karar verdim. “Oğlum, ben bu evde fazlalık gibi hissediyorum. Belki de kendi evime dönmeliyim,” dedim. Murat, “Baba, öyle deme. Sen bizim için önemlisin,” dedi ama gözlerinde bir tereddüt vardı. Elif ise, sessiz kaldı.
O gece, uzun uzun düşündüm. Yıllarca ailem için yaşadım, kendi isteklerimi hep erteledim. Şimdi ise, yalnızlığımın ortasında, geçmişin gölgesinde kaybolmuş gibiyim. Belki de, aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş. Belki de, birbirini anlamak, dinlemek, değer vermekmiş. Şimdi soruyorum size: Bir insan, ailesinin içinde bu kadar yalnız kalabilir mi? Siz olsanız, ne yapardınız?