Artık Yeter! Evimi Bedava Otel Sananlara Karşı Verdiğim Mücadele
“Yeter artık! Bu ev otel değil!” diye bağırdığımda, sesim mutfakta yankılandı. Annem telefonda, “Ama kızım, Ayşe Teyzen iki gün kalacak sadece, ne var bunda?” diye üsteledi. O an içimde bir şeyler koptu. Kaçıncı kezdi bu? Kaçıncı kez kendi evimde, kendi yatağımda uyuyamıyor, misafirlerin valizleriyle boğuşuyordum? İstanbul’da tek başıma yaşamanın bedeli bu muydu?
Bundan beş yıl önceydi. Babam vefat edince annemle aramızdaki bağ daha da güçlendi. O zamanlar, ailem ve akrabalarım için bir sığınak olmak hoşuma gidiyordu. “Meryem’in evi açık kapı!” derlerdi. İlk zamanlar, köyden gelen kuzenlerim, üniversite sınavına girecek olanlar, iş görüşmesine gelenler… Herkes bana uğrardı. Ben de onlara çay demler, börek yapar, dertlerini dinlerdim. Ama zamanla bu iş çığırından çıktı.
Bir gün işten eve döndüğümde, kapının önünde üç valiz ve tanımadığım bir kadınla karşılaştım. “Ben Zeynep’in eltisiyim, Ayşe. Annemle geldik,” dedi kadın gülerek. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Zeynep kuzenim olur, ama eltisini hayatımda ilk kez görüyordum! Annem aramış, “Meryem’in evi geniştir, kalırsınız,” demiş. O gece salonda yere serdiğim yatakta uyurken, gözlerim doldu. Kendi evimde yabancıydım artık.
Bir hafta sonra başka bir akraba… Sonra eski bir lise arkadaşım aradı: “Meryemciğim, İstanbul’a geliyoruz, üç gece sende kalabilir miyiz?” dedi. O kadar alışmıştım ki hayır demeye dilim varmıyordu. Ama içimde bir huzursuzluk büyüyordu. Herkesin evi vardı; neden benimki bedava otel olmuştu?
Bir sabah işe geç kalınca patronum aradı: “Meryem Hanım, yine mi misafirler?” dedi alaycı bir sesle. Utandım. Çünkü evdeki gürültüden gece uyuyamamıştım. İş yerinde performansım düşüyordu. Arkadaşlarım “Senin evde hep misafir var, nasıl dayanıyorsun?” diye soruyordu. Dayanamıyordum aslında.
Bir gün annemle ciddi bir konuşma yaptım:
– Anne, lütfen artık kimseyi bana göndermeyin. Yoruldum.
– Kızım ayıp olur! Bizim kültürümüzde misafir baş tacıdır.
– Anne, ben de insanım! Benim de dinlenmeye ihtiyacım var!
Annem sustu. O an gözlerinde bir kırgınlık gördüm ama başka çarem yoktu.
O günden sonra hayır demeyi öğrenmeye çalıştım. Ama kolay olmadı. Bir gün dayım aradı:
– Meryemciğim, oğlanı birkaç günlüğüne sana bırakıyoruz.
– Dayı, kusura bakma ama bu ara mümkün değil.
– Ne demek mümkün değil? Biz sana güveniyoruz!
İçimde suçluluk duygusu kabardı. Sanki kötü bir insanmışım gibi hissettim. Ama başka yolu yoktu; kendi sınırlarımı korumak zorundaydım.
Bir akşam işten eve dönerken apartmanın girişinde komşum Sevgi Abla ile karşılaştım:
– Kızım yine mi misafir var sende?
– Yok abla, bu sefer kimse yok.
– Ohh çok şükür! Vallahi senin yerinde olsam çoktan çıldırırdım.
Gülümsedim ama içim acıdı. Çünkü ben de çıldırmak üzereydim.
Bir hafta sonra annem aradı:
– Kızım Ayşe Teyzen gelecekmiş…
– Anne, lütfen! Artık olmaz!
– Kızım bak kırılırlar…
– Anne ben kırıldım! Benim de duygularım var!
Telefonu kapattıktan sonra ağladım. Çünkü ailemle arama mesafe koymak istemiyordum ama başka çarem yoktu. O gece sabaha kadar düşündüm: Neden hep ben fedakârlık yapıyorum? Neden kimse benim rahatımı düşünmüyor?
Bir sabah iş yerinde arkadaşım Elif’le kahve içerken sordum:
– Elif, sen olsan ne yapardın?
– Meryem, herkesin sınırı olmalı. Senin hayatın bu! Kimseye hesap vermek zorunda değilsin.
Elif’in sözleri içime su serpti. O günden sonra daha kararlı oldum.
Bir gün annem aradı:
– Kızım darılma ama Ayşe Teyzen başka yerde kalacakmış.
– Tamam anne…
O an hem üzüldüm hem rahatladım. Çünkü ilk defa kendi hayatımı savunmuştum.
Şimdi evimde yalnız otururken bazen kendimi suçlu hissediyorum ama huzurluyum. Ailemle aramda mesafe olsa da artık kendime ait bir alanım var.
Bazen düşünüyorum: Bizim kültürümüzde misafirlik neden bu kadar kutsal? Peki ya ev sahibinin hakkı yok mu? Siz olsanız ne yapardınız? Yoksa ben mi bencilim?