Düğünümüzü Kurtardığımız Gün: Sevgi ve Sınırlar Arasında
“Cem, bu düğün böyle olmayacak! Annemle babam her şeyi ayarladı, senin ailene de haber verdik,” dedi Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, içimde bir şeyler koptu. Hayatımın en mutlu günü olması gereken gün, bir anda ailelerimizin savaş alanına dönmüştü. Elif’in annesi, Fatma Hanım, her detayı kendi istediği gibi planlamıştı: gelinliğin modelinden tutun da, hangi şarkının çalacağına kadar. Babası, Hüseyin Bey ise, “Bizim ailede düğünler böyle olur, Cem. Sen de alışsan iyi edersin,” diyerek bana gözdağı veriyordu.
Oysa Elif’le biz, küçük ve samimi bir düğün hayal etmiştik. Sadece en yakınlarımız, sade bir masa, biraz müzik, biraz kahkaha… Ama şimdi, 400 kişilik bir salon, altın varaklı sandalyeler, hiç tanımadığımız akrabalar ve Elif’in annesinin seçtiği, Elif’in hiç sevmediği kabarık bir gelinlik vardı. Annem ise, “Oğlum, kız tarafı istiyorsa öyle olsun, kavga çıkmasın,” diyordu ama ben Elif’in gözlerindeki çaresizliği görünce dayanamadım.
Bir gece, Elif’le buluştuk. “Cem, ben bu düğünü istemiyorum. Annemler yüzünden neredeyse senden vazgeçeceğim. Ama biliyorum, sen de mutsuzsun,” dedi. Elini tuttum. “Elif, bu bizim hayatımız. Eğer şimdi sesimizi çıkarmazsak, hep başkalarının hayatını yaşayacağız.” O an karar verdik: Kendi düğünümüzü, kendi istediğimiz gibi yapacaktık. Ama bunu ailelerimize nasıl anlatacaktık?
Ertesi gün, Elif’in evine gittim. Fatma Hanım, beni kapıda karşıladı. “Cem, bak oğlum, Elif biraz hassas. Biz onun iyiliğini istiyoruz. Her şeyin en güzeli olsun istiyoruz.” Sözünü kestim, “Fatma Hanım, Elif’in ne istediğini sordunuz mu hiç? O sizin kızınız, ama artık benim de hayat arkadaşım olacak. Onun mutlu olması için ne gerekiyorsa, birlikte karar vermeliyiz.” Fatma Hanım’ın yüzü asıldı. Hüseyin Bey ise, “Bak Cem, ailede söz büyüklerin. Bizim zamanımızda gençler karışmazdı,” dedi.
O an içimdeki öfkeyi zor tuttum. “Hüseyin Bey, ben Elif’i seviyorum. Onunla bir ömür geçirmek istiyorum. Ama bu, başkalarının hayatını yaşamak pahasına olmayacak. Eğer Elif’in istemediği bir düğün olursa, ben bu evliliği istemem!” dedim. O an evde bir sessizlik oldu. Elif’in gözleri doldu, annesi ise bana bakakaldı.
O gece Elif’le kaçıp, küçük bir sahil kasabasına gittik. Yanımızda sadece en yakın iki arkadaşımız vardı. Orada, deniz kenarında, sade bir masa kurduk. Elif, kendi seçtiği sade bir beyaz elbise giydi. Ben ise, babamın eski takımını. Nikah memuru, “Birbirinizi eş olarak kabul ediyor musunuz?” dediğinde, gözlerimizdeki yaşlarla “Evet!” dedik. O an, hayatımda ilk defa gerçekten özgür hissettim.
Dönüşte ailelerimize haber verdik. Elif’in annesi günlerce konuşmadı. Babası ise, “Siz bilirsiniz, ama biz kırıldık,” dedi. Annem ise, “Oğlum, siz mutluysanız, ben de mutluyum,” diyerek sarıldı. Zamanla, Elif’in ailesi de kabullendi. Düğünümüzü anlatırken, “Gençler kendi bildiğini okudu,” diyorlar ama gözlerinde bir gurur var. Çünkü biz, kendi hayatımızı seçtik.
Şimdi, evimizin küçük balkonunda otururken, Elif’le bazen o günü konuşuyoruz. “İyi ki cesaret etmişiz,” diyor. Ben de düşünüyorum: Aile olmak, bazen sınır koymak demek. Peki, siz olsanız, ailenize karşı kendi hayatınızı savunabilir miydiniz? Yoksa geleneklerin ağırlığına boyun mu eğerdiniz?