Babaannemin Evine Dönüş: Yabancıların Arasında Kalan Bir Torunun Hikayesi
“Burası bizim evimiz, siz kimsiniz?” diye bağırdım kapının önünde, ellerim titreyerek. Annem arkamda sessizce ağlıyordu, babam ise çaresizce anahtarları cebinde evirip çeviriyordu. Babaannemin evine, çocukluğumun en güzel anılarını bıraktığım o eve, yıllar sonra ilk kez dönüyorduk. Ama kapıyı açan kadın, bana yabancı bir yüzle, şaşkınlıkla baktı. Yanında, yaşları on ikiyle on beş arasında değişen iki çocuk vardı. Adam ise içeriden, “Kim geldi Hatice?” diye seslendi.
O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm umutlar, anılar, babaannemin sıcak elleriyle yoğurduğu hamur kokusu, eski radyodan yükselen türküler, hepsi bir anda yok oldu. Annem, “Burası annemin evi, yanlışlık olmalı,” dedi titrek bir sesle. Kadın, “Biz altı aydır buradayız, tapu bizim üzerimize geçti,” dedi. Babam, “Nasıl olur? Bizim haberimiz yok!” diye bağırdı.
O an, içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Babaannem ölmeden önce bana söz vermişti, bu ev bizim olacak diye! Siz kimsiniz, nasıl girdiniz buraya?” dedim. Kadın, gözlerini kaçırdı. Adam kapıya yaklaştı, “Bakın, biz de mağduruz. Evi belediyeden açık artırmayla aldık. Her şey yasal,” dedi. Annem yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Babam ise sessizce duvara yaslandı.
O an, çocukluğumun geçtiği odalara bakmak istedim. İçeri girmek için bir adım attım ama adam önüme geçti. “Lütfen, çocuklar var. Onları korkutmayın,” dedi. Gözlerim doldu, boğazımda bir düğüm oluştu. Annem, “Bir dakika, lütfen. Sadece bir kez bakmamıza izin verin. Hatıralarımızı almak istiyoruz,” dedi. Kadın başını salladı, “Sadece beş dakika,” dedi.
İçeri girdiğimde, her şey değişmişti. Babaannemin dantelli masa örtüsü yoktu, duvardaki eski aile fotoğrafları gitmiş, yerine başka insanların resimleri asılmıştı. Odanın köşesinde, çocukların oyuncakları vardı. Babaannemin eski sandığı yoktu. O an, içimde bir boşluk hissettim. Sanki geçmişim, köklerim, her şeyim elimden alınmıştı. Annem, eski mutfağa girdi, gözleriyle bir şeyler aradı. Babam ise sessizce salonda dolaştı.
“Babaannem bana hep, ‘Evimizde huzur olsun, kimseye muhtaç olmayalım,’ derdi. Şimdi ne huzur kaldı, ne ev,” dedim içimden. Kadın, “Bakın, biz de zor durumdaydık. Evi aldık, ama sizin gibi bir aileyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk,” dedi. Adam, “İsterseniz çay ikram edelim, konuşalım,” dedi. Babam başını salladı, “Teşekkürler, ama biz gidelim,” dedi. Annem ise eski bir fincanı buldu, eline aldı, gözyaşlarıyla öptü.
Dışarı çıktığımızda, annem bir bankta oturdu. “Benim annem burada öldü. O kadar emek verdi, şimdi yabancılar oturuyor,” dedi. Babam, “Bize haber vermeden nasıl satılır bu ev?” diye öfkeyle söylendi. Ben ise sessizce gökyüzüne baktım. O an, babaannemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Ev dediğin dört duvar değil, içindeki sevgidir.” Ama o sevgiyi, o sıcaklığı bir daha bulamayacağımı biliyordum.
O gece, eve döndüğümüzde kimse konuşmadı. Annem sabaha kadar ağladı. Babam, eski tapu belgelerini bulmak için çekmeceleri karıştırdı. Ben ise babaannemin bana yazdığı eski bir mektubu buldum. “Sevgili torunum, hayat bazen adil değildir. Ama unutma, aile her şeydir,” yazıyordu. O an, gözyaşlarımı tutamadım.
Ertesi gün, babam belediyeye gitti. “Evimiz nasıl satılır, bizden habersiz?” diye sordu. Memur, “Mirasçılar arasında anlaşmazlık olmuş, borçlar ödenmemiş. Ev icradan satılmış,” dedi. Babam, “Bizim hiçbir borcumuz yoktu!” diye bağırdı. Memur, “Başka bir mirasçı borç yapmış, sizin adınıza da işlem yapılmış,” dedi. Babam yere çöktü, elleriyle başını tuttu. Annem ise “Kardeşim Mahmut yüzünden oldu bu,” dedi.
O an, ailemizdeki eski yaralar tekrar açıldı. Annem, yıllardır küs olduğu kardeşi Mahmut’u aradı. “Senin yüzünden evimiz gitti!” diye bağırdı telefonda. Mahmut, “Benim de elimde değildi abla, borçlar birikti, icra geldi,” dedi. Annem telefonu kapattı, ağlamaya başladı. Ben ise sessizce odama çekildim.
Geceleri uyuyamaz oldum. Her gece, babaannemin evinde geçirdiğim çocukluk anıları gözümün önüne geliyordu. O eski sobanın başında kestane pişirdiğimiz günler, babaannemin bana masal anlattığı geceler… Şimdi hepsi bir yabancının evinde, başka çocukların oyuncaklarının arasında kaybolmuştu.
Bir gün, annem bana döndü, “Kızım, hayat bazen adil değil. Ama biz birbirimize sahip çıkarsak, her şeyin üstesinden geliriz,” dedi. Babam ise, “Ev gitti ama ailemiz hâlâ burada,” dedi. Ama içimdeki boşluk dolmuyordu.
Bir hafta sonra, babaannemin evinin önünden tekrar geçtim. Pencereden içeriyi izledim. O çocuklar, salonda oyun oynuyordu. Kadın, mutfakta yemek yapıyordu. O an, içimde bir huzur hissettim. Belki de babaannemin istediği buydu: O evde yine çocuk sesleri, aile sıcaklığı vardı.
Ama yine de, kendi geçmişimi, anılarımı, köklerimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Eve döndüğümde, anneme sarıldım. “Anne, biz yeni bir başlangıç yapabilir miyiz?” dedim. Annem gözlerime baktı, “Her zaman, kızım. Yeter ki birbirimizi bırakmayalım,” dedi.
Şimdi düşünüyorum da, bir evin duvarları mı önemlidir, yoksa içinde yaşanan anılar mı? Siz olsanız, geçmişinizi kaybettiğinizde nasıl başa çıkardınız? Yorumlarınızı bekliyorum…