Düğünümde Olmayanlar: Bir Kızın Sessiz Çığlığı
“Bunu bana nasıl yaparsın, Elif?” Annemin sesi, mutfakta yankılanırken ellerim titriyordu. Masanın başında, gözleri dolu dolu bana bakan annemle, yanında sessizce oturan üvey babam Halil’in bakışları arasında sıkışıp kalmıştım. Düğün davetiyelerimi dağıttığımı öğrenmişlerdi, ama onlara bir davetiye gitmemişti. Annem, yıllardır bana yaptığı gibi, yine suçluluk duygusuyla beni köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu.
O an, çocukluğumun karanlık köşelerine geri döndüm. Babamı en son gördüğümde sekiz yaşındaydım. Annem ve Halil, babamı “kötü adam” ilan etmişlerdi. Onunla görüşmem yasaktı. Her ağladığımda, “O seni sevmiyor, zaten seni terk etti,” derlerdi. Oysa babam, bana gizlice gönderdiği mektuplarda hep aynı şeyi yazardı: “Seni çok özledim, Elif’im. Bir gün kavuşacağız.” Annem o mektupları bulduğunda, gözlerimin önünde yırtıp çöpe atardı. Halil ise, “Baban seni istemiyor, annenin kıymetini bil,” diye eklerdi. O anlarda içimde bir şeyler kırılırdı, ama sesimi çıkaramazdım.
Liseye başladığımda, içimdeki boşluk daha da büyüdü. Arkadaşlarım babalarıyla pikniğe giderken, ben evde Halil’in soğuk bakışları altında otururdum. Annem, “Senin iyiliğin için,” derdi hep. Ama hangi iyilikti bu? Babamı özlemek, suç muydu? Bir gün, anneme sordum: “Neden babamı göremiyorum?” Yüzü bir anda asıldı. “O adam seni hak etmiyor, Elif. Biz senin için buradayız.” O gece, yastığıma sarılıp sessizce ağladım. Babamın bana gönderdiği, annemin yırtamadığı tek fotoğrafı avuçlarımda sıktım.
Üniversiteye başladığımda, kendi ayaklarım üzerinde durmaya karar verdim. İstanbul’a taşındım. Annem ve Halil, “Bizi bırakıp gidiyorsun,” diye sitem ettiler. Ama ben, özgürlüğümün peşindeydim. Bir gün, sosyal medyada babamı buldum. Profilinde hâlâ benim çocukluk fotoğrafım vardı. Ona mesaj attım: “Baba, ben Elif. Beni hatırlıyor musun?” Cevabı hemen geldi: “Elif’im, seni bir gün bile unutmadım.” O an, içimde yıllardır biriken özlem gözyaşlarıyla dışarı taştı.
Babamla ilk buluşmamda, ellerim buz gibiydi. O ise bana sarılırken, “Büyümüşsün, kızım,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken kırgınlıklar, özlem ve sevgi birbirine karıştı. Babam bana, annemle ayrıldıktan sonra defalarca beni görmek istediğini, ama annemin ve Halil’in buna izin vermediğini anlattı. “Sana ulaşmak için çok uğraştım, Elif. Ama annen hep engel oldu,” dedi. O an, anneme ve Halil’e karşı içimde bir öfke doğdu. Yıllarca beni babamdan mahrum bırakmışlardı.
Düğün hazırlıklarına başladığımda, babam yanımda olsun istedim. Nişanımda, babamla dans ederken, annem ve Halil’in bakışlarını hissettim. Annem, “Onca yıl yoktu, şimdi mi baba oldu?” diye fısıldadı. Halil ise, “Biz seni büyüttük, o adam hak etmiyor,” dedi. Ama ben, yıllardır içimde biriken baba özlemini, onların laflarıyla bastıramazdım.
Düğün davetiyelerini hazırlarken, annem ve Halil’e bir davetiye vermemeye karar verdim. Bu, kolay bir karar değildi. Ama onların yıllarca bana yaşattığı acıyı, görmezden gelemezdim. Babam, “Kızım, annen yine de annen. İstersen davet et,” dedi. Ama ben, “Beni anlamadılar baba. Benim acımı hiç görmediler,” dedim.
Düğün günü yaklaştıkça, annem ve Halil’in baskısı arttı. Annem, “Bizi rezil mi edeceksin?” diye bağırdı telefonda. Halil ise, “Sen nankörsün, Elif. Biz seni büyüttük,” dedi. O an, yıllardır içimde tuttuğum sözler döküldü dudaklarımdan: “Siz beni büyüttünüz, evet. Ama bana sevgi vermediniz. Babamı benden çaldınız. Şimdi, kendi hayatımda kendi kararlarımı veriyorum.”
Düğünümde, babam yanımda yürüdü. Annem ve Halil yoktu. O an, içimde bir huzur vardı. Ama aynı zamanda, bir hüzün de vardı. Keşke annem, bana ve babama yaptıklarını anlayabilseydi. Keşke Halil, bana gerçekten bir baba olabilseydi. Ama hayat, bazen insanı en sevdiklerinden uzaklaştırıyor.
Şimdi, düğünümden sonra, annem ve Halil hâlâ neden onları davet etmediğimi anlamıyorlar. “Biz senin ailendik,” diyorlar. Ama aile olmak, sadece aynı evde yaşamak değil ki. Aile olmak, sevgiyle, anlayışla, fedakârlıkla olur. Benim ailem, yıllarca bana acıdan başka bir şey vermedi.
Bazen düşünüyorum: Affetmek mümkün mü? Annemi ve Halil’i bir gün affedebilecek miyim? Yoksa, geçmişin yaraları hep kanamaya devam mı edecek? Siz olsanız, ne yapardınız?