Akraba Ziyareti: İyilikten Maraz Doğar mı?
“Zeynep, bak kızım, bu sefer de senin evinde toplanalım, olur mu? Hem çocuklar da seni çok özlemiş,” dedi halam telefonda, sesi her zamanki gibi neşeli ama bir o kadar da buyurgandı. O an içimde bir huzursuzluk dalgası yükseldi. Yine hayır diyemedim. “Tabii halacığım, başımın üstünde yeriniz var,” dedim, içimden istemesem de. Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Yine kendi evimde, kendi huzurumdan feragat edecektim.
Benim hikâyem, işte tam da bu anlarda başlar. Herkesin gözünde iyi niyetli, sessiz, fedakâr Zeynep’tim. Annem hep, “Kızım, insanlara fazla yüz verme, sonra tepene çıkarlar,” derdi. Ama ben, ailemin sevgisini kazanmak için, onların gözünde değerli olmak için, hep kendimden verdim. Oysa o gün, iyi niyetimin beni nasıl bir çıkmaza sürükleyeceğini bilmiyordum.
Halam, eşi, üç çocuğu, bir de kayınvalidesiyle birlikte tam altı kişi olarak geldiler. Evim küçük, ama gönlüm genişti, öyle sanıyordum. İlk gün her şey yolundaydı. Çocuklar salonun altını üstüne getirdi, halam mutfağıma el attı, “Sen otur, ben yaparım,” dedi ama her şeyi birbirine kattı. Yine de sesimi çıkarmadım. Akşam olunca, “Zeynep, senin şu mis gibi böreklerinden yapsana,” dediler. Gecenin bir yarısı mutfağa girdim, yorgunluktan gözlerim kapanırken tepsi tepsi börek yaptım.
İkinci gün, işler değişmeye başladı. Halamın eşi, “Zeynep, şu televizyonun kanallarını ayarlasana, bizim orada böyle kanallar yok,” dedi. Çocuklar, “Abla, internet şifren neydi?” diye sordu. Kayınvalidesi, “Kızım, şu odada biraz dinlensem olur mu, bizim evde böyle sessizlik yok,” dedi. Herkes bir şey istiyordu. Ben ise yavaş yavaş tükeniyordum.
Bir akşam, işten eve döndüğümde mutfağımda bir kavga kopmuştu. Halam, “Senin bu tuzun neden bu kadar az? Evde tuz mu biter?” diye bana çıkışıyordu. Eniştem, “Zeynep, şu kombiyi biraz daha açsana, bizim evde böyle soğuk olmaz,” dedi. Çocuklar ise odamdaki kitaplarımı yerlere saçmıştı. O an içimde bir şeyler kırıldı. “Benim evim, benim huzurum, neden kimse düşünmüyor?” diye düşündüm. Ama yine de sustum.
Üçüncü gün, sabah işe gitmek için hazırlanırken, halam kapımı çaldı. “Zeynep, bugün misafirliğe gideceğiz, sen de gelirsin değil mi?” dedi. “Halam, benim işim var, çalışmam lazım,” dedim. “Aman kızım, iş dediğin nedir ki, aile her şeyden önemli,” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. Yıllardır ailem için kendimden vazgeçmiştim, ama kimse benim ihtiyaçlarımı, duygularımı umursamıyordu.
O gün iş yerinde aklım hep evdeydi. Eve döndüğümde, salonda halamın kayınvalidesiyle komşu teyzeler oturuyordu. Çaydanlık ocakta yanmış, mutfak duman altı olmuştu. “Zeynep, senin çaydanlık pek eskiymiş, bir yenisini alsan iyi olur,” dediler. O an gözlerim doldu. “Benim emeğim, benim evim, neden kimse kıymet bilmiyor?” diye içimden geçirdim.
Gece, yatakta dönerken, annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, insanlara fazla iyilik yapma, sonra seni kullanırlar.” O an karar verdim. Sabah olunca, halamla konuşacaktım.
Sabah kahvaltısında herkes masadaydı. Halam, “Zeynep, bugün de pazara gidelim, senin arabayla gideriz,” dedi. Derin bir nefes aldım. “Halam, artık biraz dinlenmek istiyorum. Evim küçük, işlerim var. Belki de başka bir zaman buluşsak daha iyi olur,” dedim. Halamın yüzü bir anda asıldı. “Ne yani, bizi istemiyor musun?” dedi. Eniştem, “Biz sana yük mü olduk?” diye ekledi. Çocuklar ağlamaya başladı. O an içimde fırtınalar koptu. “Hayır, sizi istemiyorum demiyorum. Ama ben de yoruldum. Biraz da benim düşünülmeye ihtiyacım var,” dedim.
Evde bir sessizlik oldu. Halam gözyaşlarına boğuldu. “Biz sana ne yaptık ki?” dedi. O an, yıllardır biriktirdiğim her şeyi döktüm. “Halam, ben sizi seviyorum ama ben de insanım. Yoruluyorum, üzülüyorum. Kendi evimde huzur bulamıyorum. Lütfen beni de anlayın,” dedim.
O gün, halamlar eşyalarını topladı ve gittiler. Evde bir sessizlik kaldı. Bir yandan içim rahatlamıştı, bir yandan da suçluluk duygusu içimi kemiriyordu. Annemi aradım, olanları anlattım. “Kızım, bazen hayır demek de sevgidir. Kendini ezdirme,” dedi.
Şimdi, evimde yalnız otururken, o günleri düşünüyorum. İyi niyet bazen insanı felakete sürükleyebiliyor. Peki, siz olsaydınız ne yapardınız? Aileye hayır demek bencillik mi, yoksa kendini korumak mı?