Sevdi, Ama Beni Değil: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yine mi Kinga?” diye içimden geçirdim, parmaklarım pencerenin pervazında titrerken. Gözlerim, avluda Krzysztof’un – pardon, Kadir’in – Kinga’yla konuşmasını izliyordu. Kinga, bizim apartmanın bir alt katında oturan, her daim bakımlı, gülüşüyle insanı büyüleyen o kadın. Kadir ise benim kocam, on iki yıllık hayat arkadaşım. Ama son zamanlarda, bana değil, ona aitmiş gibi hissediyorum.
Kadir’in sesi, yukarıya kadar gelmiyor ama Kinga’nın kahkahası, bahçede yankılanıyor. Elimdeki çay bardağına bakıyorum, ellerim titriyor. “Yine mi?” diyorum kendi kendime. Son günlerde bu sahneye o kadar alıştım ki, artık şaşırmıyorum. Ama her seferinde içimde bir şeyler kopuyor. Sanki kalbim, her gün biraz daha eksiliyor.
O an, annemin sesi yankılanıyor kafamda: “Barbara, kızım, evlilik sabır işidir. Her şeye hemen alınıp küsme.” Annem bana hep güçlü olmayı öğretti. Ama insanın gücü, bazen yetmiyor. Hele ki, sevdiği adamın gözlerinin başkasında parladığını gördüğünde…
Kadir eve girdiğinde, yüzünde hafif bir tebessüm vardı. “Ne yapıyorsun hayatım?” dedi, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ben ise içimde fırtınalar koparken, “Çay koydum, ister misin?” dedim. Sesim titremesin diye kendimi zor tuttum. O ise, “Olur, iyi gelir,” dedi ve televizyonun karşısına geçti.
O akşam, sofrada sessizlik vardı. Kadir’in aklı başka yerdeydi, ben ise gözlerimi tabağımdan kaldırmadan yemeğimi yedim. Bir ara, “Bugün Kinga ile ne konuştunuz?” diye sordum. Kadir, bir an durdu, sonra omuz silkti: “Arabasının sigortasıyla ilgili bir şeyler sordu. Yardımcı oldum.”
İçimde bir öfke kabardı. “Her gün mü sigorta soruyor bu kadın?” dedim, sesim istemsizce yükseldi. Kadir’in kaşları çatıldı: “Ne ima ediyorsun Barbara? Sadece komşuyuz. Yardım ettim, bu kadar.”
O an, gözlerim doldu. “Ben… sadece… bilmiyorum Kadir. Son zamanlarda seni kaybediyormuşum gibi hissediyorum,” dedim. Kadir, derin bir nefes aldı, sonra başını çevirdi. “Saçmalıyorsun. Her şey yolunda,” dedi ve sofradan kalktı.
O gece, yatağın iki ucunda, birbirimize sırtımızı dönerek yattık. Ben, gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Kadir ise, derin bir uykuya daldı. O an anladım ki, yalnızlığın en kötüsü, yanında biri varken hissettiğin yalnızlıkmış.
Ertesi gün, markete gitmek için dışarı çıktım. Apartmanın önünde Kinga’yı gördüm. Göz göze geldik. Gülümsedi, “Günaydın Barbara,” dedi. Ben ise, zoraki bir tebessümle karşılık verdim. İçimden, “Acaba o da biliyor mu?” diye geçirdim. Kadınlar birbirinin gözünden anlar ya, ben de onun gözlerinde bir şeyler aradım. Ama o, hiçbir şey olmamış gibi, arabasına bindi ve gitti.
Marketten dönerken, komşu Ayşe Abla’yla karşılaştım. “Kızım, iyi misin? Yüzün solgun,” dedi. Bir an, her şeyi anlatmak istedim. Ama sonra sustum. “İyiyim Ayşe Abla, biraz yorgunum,” dedim. O ise, “Bak kızım, evlilikte bazen fırtına olur. Ama unutma, kadın isterse her şeyi düzeltir,” dedi. Bu sözler, içimde bir umut kıvılcımı yaktı.
O akşam, Kadir eve geç geldi. Telefonunu kurcalıyordu. “Neredeydin?” diye sordum. “Kinga’nın arabası yine bozulmuş, ona yardım ettim,” dedi. Bu sefer dayanamadım. “Kadir, yeter! Her gün Kinga, Kinga! Benimle ilgilendiğin kadar onunla ilgileniyorsun. Ben karınım, ben!” diye bağırdım.
Kadir, şaşkınlıkla bana baktı. “Ne diyorsun sen Barbara? Kıskanıyor musun beni?” dedi. “Evet, kıskanıyorum! Çünkü seni kaybetmekten korkuyorum. Çünkü senin gözlerinde artık kendimi göremiyorum,” dedim. Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Kadir, bir süre sustu. Sonra, “Bak, aramızda hiçbir şey yok. Kinga sadece komşumuz. Seninle evliyim, seni seviyorum,” dedi. Ama bu sözler, içimdeki boşluğu doldurmadı. Çünkü sevgi, sadece sözle olmuyordu.
O gece, uzun uzun düşündüm. Kadir’in bana olan ilgisi azalmıştı. Artık bana dokunmuyor, gözlerimin içine bakmıyordu. Her şey rutin olmuştu. Sabahları işe gidiyor, akşamları televizyon izliyor, arada bir Kinga’ya yardım ediyordu. Ben ise, evin içinde bir gölgeye dönüşmüştüm.
Bir gün, Kadir’in telefonunda bir mesaj gördüm. Kinga’dan gelmişti: “Dün için tekrar teşekkür ederim, iyi ki varsın.” O an, içimde bir şeyler koptu. Kadir’e hiçbir şey söylemedim. Ama o gece, yatağa yattığımda, gözlerimi tavana diktim ve kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?”
Ertesi sabah, Kadir’e kahvaltı hazırladım. Masaya oturduğunda, “Kadir, konuşmamız lazım,” dedim. O, şaşkınlıkla bana baktı. “Ne oldu yine?” dedi. “Ben artık böyle devam edemem. Kendimi değersiz hissediyorum. Senin hayatında bana yer kalmadı. Belki de biraz ayrı kalmamız gerekiyor,” dedim.
Kadir, bir an sustu. Sonra, “Barbara, saçmalama. Her evlilikte böyle şeyler olur. Biraz abartıyorsun,” dedi. Ama ben, kararımı vermiştim. “Hayır Kadir, bu sefer farklı. Ben kendimi bulmak istiyorum. Senin gölgen olmak istemiyorum,” dedim.
O gün, anneme gittim. Annem, gözlerimin içine baktı. “Kızım, bazen bırakmak da sevmektir. Kendini unutma,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Belki de ilk defa, kendi mutluluğumu düşünüyordum.
Kadir’le bir süre ayrı kaldık. O, başta anlamadı. Ama zamanla, bana olan ilgisi arttı. Aradı, mesaj attı, “Seni özledim,” dedi. Ama ben, artık eski Barbara değildim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmiştim.
Bir gün, Kadir kapıma geldi. “Barbara, sensiz yapamıyorum. Hatalıydım. Sana yeterince değer vermedim. Affet beni,” dedi. Gözlerinde pişmanlık vardı. O an, içimde bir savaş başladı. Affetmeli miydim, yoksa yoluma yalnız mı devam etmeliydim?
Hayat bazen, en sevdiklerimizin bizi en çok yaralayanlar olabileceğini gösteriyor. Benim hikayem de böyleydi. Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız, affeder miydiniz? Yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?